Yapılmayacak Kongrenin Adayları

 Değerli okurumuzda zihin karışıklığına meydan vermemek için öncelikle hiçbir adaya yakınlığımın olmadığının bilinmesini isterim. Karakterim ve ülkücü anlayışın gereği “görev istenmez, verilir” anlayışından hareketle siyasetin hiçbir noktasına talip olmadım, siyasetçide de hiçbir beklentim olmadı. Gördüğüm eksiği, yanlışı dile getirmede susmayı, sükûtu şeytana hizmet saydığımdan susmadım. Düşüncelerimin yansıması; sözümün, yazımın temel kaygısı Ülkücü hareketin istikbali oldu. Kimseye şapka çıkartıp şirin görünme gayretim olmadı. Doğruyu aradım, dost kaybetme pahasına doğruyu söylemek şiarım oldu. Gene aynı anlayışla acı da olsa, dostlarımızı üzme pahasına da olsa gerçeği söylemek zamanı. Yeri gelmeden konuşmak ne kadar abes ise, yeri geldiğinde susmakta o kadar vebaldir. Bu yazımızı da aynı anlayışın ürünü olarak göreceğinizi umut ediyorum.
Değerlendirmelerin doğru anlaşılması için önce bir tespit yapmak uygun olacaktır.

Ülkücüler, iki konjonktürle karşı karşıya. Birinci konjonktür; 1 kasım seçimleriyle MHP özelinde ortaya çıkan durum. İkinci konjonktür ise önce MHP’yi ilgilendiren Türkiye’nin ve bölgenin dolayısıyla da dünyanın durumuyla ilgili konjonktür. Yaşananları ve gelecekle ilgili değerlendirmelerimizi bu iki konjonktürü dikkate alarak yapmamız, umut ediyorum muhtemel hata payımızı azaltacaktır.

MHP de yapılan çıkışları da bu iki konjonktürü dikkate alarak değerlendirdiğimizde iki ayrı anlayışla, iki ayrı çalışmayla karşılaşıyoruz.
Birinci gurupta MHP özelinde oluşan “konjonktüre” göre hareket edenler. MHP’nin problemlerinin çözümünü kendine endeksli görenlerin oluşturduğu, imza toplayarak yönetim değişimi isteyenlerden oluşuyor. Bu gurupta bilindiği gibi; Sayın Meral Akşener, Sayın Sinan Ogan ve Sayın Koray Aydın beyler var.

İkinci gurupta Türkiye ve dünya genelinde oluşan “konjonktürü” dikkate alarak, Türkiye’nin problemlerini aşmasını güçlü MHP ekseninde gören; MHP’nin ve Türkiye’nin meselelerine milli aydın bakışıyla bilimsel çözümler üretmeye çalışan, MHP de köklü kurumsal yapılanmayı ön gören, kodlarını milli kültürümüzden alan yeni kurumlarla önce MHP’nin, dolayısıyla da Türkiye’nin yolunu açmak için yaklaşık 6-7 aydır genişleyerek çalışan gurup. Bu gurubun başında da Sayın Süleyman Servet Sazak Beyi görüyoruz.

Bu yazımızda birinci gurubu değerlendirelim istiyorum:
Bu gurup, 1 Kasım sonrasında MHP de ortaya çıkan konjonktüre göre fırsat değerlendirme yaklaşımıyla hareket ederek, olağanüstü genel kurul için kanunun ve parti tüzüğünün ön gördüğü sayının çok üzerinde imza toplamayı başardı. Ancak her defasında tabanın değişim talebini şeytana şapka çıkarttıracak oyunlarla boşa çıkartan, demokrasi alerjili MHP yönetimine olağanüstü genel kurulu yaptırmaları zor. Einstein, aynı şeyi yaparak değişik sonuç almayı düşünmenin akıl zafiyeti olduğunu söylüyor.

Bize göre birinci gurubu oluşturanlar, MHP özelinde oluşan konjonktürü değerlendirme isteği ile değişim için denenmiş ve bir sonuç alınamamış imza toplama yolunu tekrar deneyerek hata yapmıştır. Bu hatanın MHP de büyük çatlaklar, hatta kırılmalara sebep olacağı endişesi taşıyanlardanım.

Ülkücü tabanın hedefi ile imza toplayanların hedefleri arasında bilinen ama ifade edilmeyen farklılığa da dikkat çekmek istiyorum. Ülkücü taban önce köklerinden kopartılmış hareketi özüne döndürecek, ülkücü dünya görüşünü hayata geçirecek, köklü bir yapılanma ve sonrada iktidar istiyor. Ülkücü tabanın değişim talebi yeni değil, imza toplayan adayların ortaya çıkışıyla da başlamadı. 57. Hükümette yaşananlardan sonra değişim arzusunun tabanda yükselerek arttığı biliniyor. Bahçeli de malum demokratik anlayışıyla tek başına girdiği kongrelerde bile her kongre öncesinde; il, ilçe yönetimlerini, üyelikleri sıfırlayarak yeni delege yapısı oluşturarak buna imkân vermedi. Buna rağmen 2011 kongrede müzmin aday Koray Aydın’ın salonda topladığı doksan imzayla aday olmasının ardından dört yüzün üzerinde delegenin oyunu alması ülkücü tabanın değişim arzusunu çok net ortaya koyan bir tablodur.

Birinci gurup adaylar ülkücü tabanın öze dönüş için değişim arzusunu, 7 Haziran öncesi ve sonrasında uğradıklarını düşündükleri haksızlığın karşılığını vermek için araç edindi ve 1 Kasım hezimetini fırsat bilerek rövanşist bir anlayışla işe başladı. Fakat gerçek şu ki; MHP, yaşadığımız sıkıntılı günlere ne 7 Haziran, nede 1 Kasım’dan sonra gelmedi. Bu adayların da içinde olduğu, Sayın Bahçeli yönetimlerinin on dokuz senelik yanlışlarının sonunda geldi. Bu adaylar malum süreçte Sayın Bahçelinin ya A takımında, ya da en yakınındaydılar. Ta ki gözden düşüp liste dışına itilinceye kadar çıtları çıkmadı.

Malum müzmin aday da hep gerçek muhalefeti bölerek Bahçeliye güç verdi.
Gerçekten muhalif olsaydı diğerleri gibi oda önce hain ilan edilir, sonra da Ali Güngör, Ramiz Ongun gibi ihraçla taçlandırılırdı. Oysa bu muhterem şuuyu vukuundan beter suçlamaların muhatabı olmasına, neredeyse her kongrede aday olmasına rağmen kaşının üstünde kara var diyen olmadı.

Siyasette toplumda karşılığınız varsa siyasi kişilik hüviyeti kazanırsınız. Toplanan 543 imzanın 428 inin Sayın Akşener hanımefendinin, 115 imzayı da “diğerlerinin” toplandığı bilgisi medyaya yansıdı. Bu tablo Sayın Akşener’in toplumda karşılığı olan siyasi kişilik olduğunun tescilidir. Akşener’in dışındaki imza toplayan diğer iki aday şimdilik “diğerleri” statüsüne terfi ettiler. Siyaset kurumları toplumda karşılığı olan siyasi kişilikleri en iyi şekilde değerlendirmelidir. Seçmen oyunu bu değerlendirmeleri dikkate alarak verir.

Siyasi kişilikler halkın teveccühünün kazandırdığı popüleritenin büyüsüne kapılmadan gerçekçi olmak zorundadır. Popüleritenin büyüsüyle gerçekçilikten uzak konjonktürel davranışlar, siyasi kişilikler ve talip oldukları mevkiler için en büyük açmazıdır. Siyasette konjonktürü değerlendirerek alınacak sonuçların sağlıklı ve uzun ömürlü olması çok zayıf bir ihtimaldir. Bunun örneklerini Türk siyasetinde sırasıyla; ANAP, DYP, SAADET ve DSP de gördük.
Ülkücü Hareket yağmurdan kaçarken, doluya yakalanmamak zorunda olduğu, zor bir dönemden geçiyor. Ülkücü hareket, rövanşist anlayışla MHP özelinde oluşan konjonktürü değerlendirenlere heba edilemeyecek kadar önemli bir kurum.

Akşener’in 28 Şubatta gösterdiği tavır takdire şayandır. Saygı duyduğum değer verdiğim müstesna bir insan. Saygın kişiliği ile geldiği partilerde olduğu gibi MHP de de hizmetler yapabilir, ancak MHP de geçirdiği on dokuz senelik süreç değerlendirildiğinde ülkücü hareketi omuzlayacak güçte olduğunu söyleyemeyiz. Ülkücü hareketin on dokuz senedir uğradığı yıkımı tepeden gelmiş bir siyasetçi ile aşması bizce mümkün değil. İdeolojik hareketler konjonktürün getirdiği fırsatları değerlendirme arayışındaki siyasetçilerin taşıyamayacağı kadar ağırdır. MHP nin bu günkü yükü ise her zamankinden daha ağır.

Ahlaki, vicdani anlayışımızın, ülkücü tavrımızın gereği olarak Sayın Akşener’e atılmak istenen alçak iftiraya bu sütunda en ağır karşılığı verdik. Sayın Bahçelinin, 7 Haziran sonrası Sayın Akşener’e karşı takındığı haksız tavrına gene bu sütunda karşı çıktık.

Fakat Sayın Akşener’in ideolojik macerasının bu yükü taşıma gücünden uzak olduğunu düşünenlerdenim. Adaylığını gerçekçilikten uzak gördüğümü de gene bu sütunda belirtmek isterim.

Sayın Süleyman Servet Sazak’ın düşüncelerini, uzaktan takip etmeye çalıştığımız 6-7 aydır süren çalışmalarının bir kısmını davetli olduğumuz İstanbul Ahde Vefa Derneğinde dinledik. Sazak’ın dinledikten sonra, ürettikleri çözüm formülleri hakkında bilgilendikten sonra mevcut adaylardan ayrı değerlendirilmesi gerektiğini gördük. Kısmet olursa bir sonraki yazımızda Sayın Sazak’ın düşüncelerini, çalışmalarını sütunumuzun imkânları dâhilinde irdelemek, paylaşmak, eleştirilecek yönlerini de eleştirmek arzusundayız.

YORUM EKLE