Yapılmayacak Kongrenin Adayları III

Fikirler, ideolojiler teorik olarak toplumun temel değerlerine uyumu, pratik olarak toplumun değişen ihtiyaçlarına cevap verebilme kabiliyeti, projelerinin hayata geçebilirliği, gelişme ve yeniliklere açıklığı, duyarlılığı oranında güçlüdür. İdeolojik eksenli siyasi hareketler topluma fikrini yaşayan yetişmiş güçlü kadroları ile sirayet eder. Projelerini inanmış, bilgili kadroları ile hayat geçirir. Kadrolar gücünü fikre olan inanmışlıktan ve kadroyu oluşturan fikirdaşların arasında oluşan hukuktan alır. Fikirler kadroları besler, kadrolar fikri geliştirir, yaşatır. Fikrin karargâh kadroları siyasi hareketlerin hafızasını oluşturur, istikamet bulmasının yolunu gösterir.

Fikir, ideoloji eksenli siyasi hareketler gücü kadrolarındadır. Kadrolarının kalitesi, yetkinliği ölçüsünde toplumun meselelerine ürettiği çözümler oranında toplumun teveccühüne, takdirine, sevgisine mazhar olur. Zor günlerin güven kaynağı, umudu olur. Bu mazhariyet, toplum üzerinde program yürüten, müessiriyet kurmuş iç, dış merkezlerin ilgisini, düşmanlığını celp eder. Ülkücü hareketin siyaset sahnesine çıktığı günden beri yaşananlara ve bugünkü noktaya getirilişinin ardındaki saiklere, içinde, dışında karşısında oluşan birlikteliklere bu açıdan bakılmalı.

Bu açıdan baktığımızda bugün gördüğümüz tablo özetle şudur; Türk milliyetçiliği eksenli ülkücü hareketin teoriden, pratiğe fikren içi boşaltılmak, projeleriyle politikaları arasındaki bağları kesilmek, kadrolarının arasına fitne ekilmek, hafızası dağıtılmak, ülküdaşlık hukuku, gönül bağları yok edilmek, fikri yarınlara taşıyacak bilgili, inanmış, kaliteli insan yerine; oportünizmin tahakkümünde eritilip, içi boş sloganlara hapsedilmiş, yok edilmiş ruhuyla, yok edici lümpen güruha evirilmek, sefil kalabalıklarla işgal edilmek istendiğidir. Bu gerçeği acı da olsa tereddütsüz söylemek vicdani gerekliliktir.

Bu tablo ne CIA, ne MOSAD, nede başka bir emperyalist beşinci kolun eseri değil. Acı olanı da bu tarafı. Kimin eseri olduğunu izaha lüzum yok. Ancak bir cümleyle özetlemek gerekirse; on dokuz senedir oynanan tek kişilik orta oyununda bir sonraki dönemde de köşe kapma hesabıyla pişekarın arkasında durup çıtı çıkmayan, çıtı çıkanlara paçasını yırtarcasına bağırıp “provokatör” diye iftira atan “zenne” lerin eseri.

Bu durumdan kurtulmanın yolu, ortak akılla hayata geçirilecek akılcı reçeteler üretmekten geçiyor. Bu reçeteleri üretmeden kurtuluş hesabı yapıyorsak; yeni oyunlara yeni zennelere sahne hazırlıyoruz demektir. Kendi oyununuzu kendi kuralınızla, kendiniz yazmak zorundasınız. Başkalarının yazıp önünüze sürdüğü tek kişinin oynadığı orta oyununda ya Cüce, ya da zenne figüranlığına razı olmak zorunda kalırsınız. Ona da razı olmanızı çok görürler, seyirci olursunuz.

Milliyetçi hareketin genel başkan ve yönetim değişimine ihtiyacı vardır, ama ondan daha çok hareketin fikir temellerinden sapmasının yolunu kapatacak, projelerini güncelleyecek, gücünü ortaya çıkartacak, gönül seferberliği ile ülküdaşlık hukukunu yeniden ihya edecek, adaletsizlikleri bertaraf edecek, yeni adaletsizliklerin yolunu kapatacak, hareketin kaderini üç-beş kişinin dudağının arasından kurtaracak, yönetimin keyfiliğinden, tek kişinin mutlak hâkimiyetinden kurtaracak, klikçiliği bitirecek, vefayı, liyakati, ehliyeti, hizmeti esas alan, meşvereti hâkim kılacak, yeniden kadro hareketini organize edecek kuramları oluşturmaya ihtiyacı var.

Artık Türkeş yoktur, ufukta yeni bir Türkeş te görünmüyor. Bunların yapılabilmesi ancak ülkücü aklıselimin kurumlaştırılmasıyla, kurumların sağlıklı işletilmesiyle mümkündür. Geleneklerimizin, kültürümüzün esintileriyle, motifleriyle kendi iklimimizi, kendi yönetim ve demokrasi anlayışımızı numune teşkil edecek şekilde oluşturmalıyız.

Demokrasiden dem vuracaksak önce demokrasiye inanıp, kendi içimizde uygulayıp, kendi içimizde kökleşmesinin zeminini hazırlamalıyız. Söze değil uygulamaya dökmeli, kurala kaideye bağlamalıyız. Mevcut siyasi partiler kanunu ile demokrasinin “D” si ne MHP’nin, nede diğer partilerin kapısından geçmedi, geçemez. Bu yasa var olduğu sürece demokrasinin vazgeçilmez kurumlarının kapıları demokrasiye kapalı kalacaktır. MHP Örnek olacak bir tüzük yaparak hiç olmazsa tüzüğü ile demokrasinin yolunu açmalıdır.

Sayın Süleyman Servet Sazak’ın sohbetinden, basına yansıyan beyanlarından karargâhında beyin fırtınaları ile fetretten çıkış için reçeteler üretildiğini öğreniyoruz. Delege hesabının yapılmadığı karargâh olmasını önemsiyor, çözüme fikir, kadro eksenli yaklaşımlarını, güncellenmiş projeler, çözüm formülleri üzerinde yoğunlaşmalarını akılcı bir bakış olarak değerlendiriyorum. Söylediğim manada bir tüzük çalışması yapıldığını öğrenmemiz ayrıca umutlarımızı artıran önemli bir husus oldu.

Bu çalışmaların önemli projelerinden biri olarak gördüğüm, hayata geçirilmesi halinde yukarıda bahsettiğim kayıplarımızın telafisinde ve yeni teamüllerin oluşmasında önemli fonksiyonlar yüklenmek istenen, “Töre Kurulu” olarak adlandırıp üzerinde ciddi zihin yorarak kültürümüzün esintilerini bihakkın bu kurulun oluşmasından, işleyişine kadar yerleştirmeleri gerçekten takdire şayan, mühim bir proje.

Sıklıkla ifade etmeye çalıştığım ortak aklı oluşturma kabiliyeti taşıması bakımından, seçilecek genel başkanın ekipçilik yapmasını engellemesi bakımından, partiyi zor duruma getiren genel başkanın görevinin askıya alınması gibi önemli tedbirleri içinde barındırmasıyla keyfilikleri ortadan kaldıracağı için şahsen çok önemsedim. Bu ve benzeri kurumlara tüzükte hukuki zemin oluşturulması halinde MHP çok kısa zamanda kayıplarını telafi etme imkânına kavuşabilir.

Sayın Sazak’ın çalışmaları her meseleye ciddiyetle yaklaştıklarını gösteriyor. Çok önemsediğim bir tarafı da bu çalışmaları, projeleri saklı gizli tutmaması. Sayın Bahçeli dâhil MHP’nin bir an önce olması gereken yere gelebilmesi için herkesin istifade etmesini arzu ediyor olması. Bu yönden bakıldığında Sayın Sazak’ın alışık olduğumuz siyasetçiler gibi kendini dünyanın merkezine koymadığı, faydalı güzel işleri paylaşmak isteyen bir karakter olduğu anlaşılıyor.

Adaylarla ilgili düşüncelerimi paylaşırken Sayın Süleyman Servet Sazak Beyi “yapılmayacak kongrenin adaylarından” ayırıyorum. Zihnimde oluşan düşünce; Yapılacak kongrenin kazanacak adayı olmasıdır. Kazanması halinde kendisinin çok şey kaybedeceğini bilerek girmiştir bu yola. O belki çok şey kaybedecektir, ama eminim ki MHP ye ortak aklın ürünü çok büyük değerler, kurumlar kazandıracaktır.

İronik başlıklı yazılarımda adaylarla ilgili paylaştığım düşüncelerim sebebiyle, Sayın Süleyman Servet Sazak Beyle ilgili birçok sorunun, sitemin, eleştirinin muhatabı oldum, taraftarı ilan edildim. Oysaki maksadım; yaşanmışlıkların unutkanlığımıza terk ettiğimiz esef verici fotoğrafını belleklerimizde canlandırıp yağmurdan kaçarken doluya tutulma ihtimalinin her zamankinden daha fazla olduğuna dikkat çekmekti. Kimseyle geçmişe dönük hesabım, kimseden de geleceğe dönük beklentim, birlikteliğim yok. Tek hesabım; çocuklarımın dedelerinin, dayılarının ve binlerle ifade ettiğimiz yürüyüşü devam eden şehitler kervanımızın kanları, yaşanan acılar, çekilen çileler, kararan istikballer üzerinde rövanş ve deplasman hesabı yapmanın ahlaki bir zaaf olduğunu hatırlatmaktan ibarettir. Herkese eleştirilerinden, ilgilerinden dolayı teşekkür ediyorum.

Bu soruların, eleştirilerin önemli gördüğüm birkaçını ve düşüncelerimi de paylaşmak isterim. Bu sorulara Sayın Sazağın kendisinin verdiği, vereceği cevapları vardır elbet. Ben kendi düşüncelerimi söylemek durumundayım.

Çokça ifade edilen soru ve sitem; Şimdiye kadar neredeydi? Sorusu. Bu soruyu soranların Süleyman Bey kadar bedel ödemiş olmaları gerektiğini düşünüyorum ve soranlara; siz vardınız ne yaptınız? Diye soruyorum.
Siyasette cironto olmaz, olsa Türkeşin oğlu olurdu deniyor. Önce maksadını aşan yaralayıcı bir ifade olduğunu söylemeliyim. Şahsen eğer öyle görseydi bu kadar zaman beklemez, yükün en ağır olduğu zamanda yola çıkmazdı diye düşünüyorum.

Sayın Sazak’ın projelerini anlatmaya başlamasıyla gelişen bir durumu da ifade etmem gerekiyor. Bir yerlerden üflenerek yerleştirilmeye çalışılan bir paranoyayı dostlarımızda dillendirmeye başladı, oda şu; başka aday çıkarsa bölünme olur, Bahçeli gene kazanır deniyor. Bahçeli sanki kaybetmiş gibi. Bölme, bölünme paranoyasından kurtulup, olması gerekeni cesaretle söyleyip, cesametimizi ortaya koymalıyız, doğru gördüğümüze destek olmuyorsak da köstek olmamalıyız. Hesaba katılmak, dikkate alınmak isteniyorsak; büyüklük psikozuna girmeden büyüklüğümüzün, gücümüzün farkında olmalıyız. Adayların çokluğundan korkmak yerine, aday olanların, olacakların bir kumpasın parçası, bir oyunun figüranı olup olmadığına bakmalıyız.

Dertli, derdine derman bulmak için yollara dizilir, yolara dizilen dertliden kim niye korksun ki?

Dertten kurtulmak için dermanın sizi bulmasını, şartların oluşmasını, meyvenin olgunlaşmasını, kapılan ballı lokmanın tadını çıkartarak fırsatçılık yapılmasını doğrumu buluyoruz?

Doğru bulmuyorsak bugün fırsatçılığı da akılcılığı da görme günüdür.

YORUM EKLE