Yapılmayacak Kongrenin Adayları II

“Yapılmayacak Kongrenin Adayları” başlıklı önceki yazımızda iki konjonktüre dikkat çekerek, 1 Kasım sonrası MHP özelinde oluşan konjonktürü esas alan çalışmaları ve bu çalışmaları yapan adaylarla ilgili değerlendirmelerimizi paylaşmıştık. Bu yazımızda da Türkiye ve bölgede dolaysıyla da dünyada oluşan konjonktürü dikkate alan, güçlü MHP ekseninde yapılan çalışmaları paylaşacağımızı belirtmiştik.

Sistemin kumpasında dinamizmi yok edilen Ülkücü hareketin yaşadığı fetret dönemi, her ülkücü gibi bizimde içimizi yakıyor. Sistem, bir taraftan ülkücülere otuz beş senedir iktidarların teknik ve bürokratik hamallığını yaptırırken, diğer yandan ülkücüleri günah keçisi yaparak, “cambaza bak” misali cemaatçilikten, mezhepçiliğe, etnikçiliğe kadar her türlü bölücülüğün alanını genişletip meşrulaştırıyor. Bölücülüğün her türünü reddeden, Türk milletinin birliğini, huzur ve refahını, güçlü Türk devletinin varlığını, vatanın bölünmez bütünlüğünü savunan ülkücü harekete iktidar yolu kapatılıyor. 19 senedir de ülkücü hareketin karargâhı engellemenin ana unsuru gibi görünüyor. Bugün bizi ilgilendiren öncelikli husus; ülkücü hareketin sistemin kıskacından kurtulup “Anakonda” planıyla sarılmış, nefes alamaz haldeki Türkiye’nin ve Türk dünyasının yolunu açacak güce ulaşmasıdır. Bu iradeyi ortaya koyma iddiasındaki herkes eğrisiyle, doğrusuyla bizi ilgilendiriyor. Bu sebeple MHP yönetimine talip diğer adaylar kadar, Sayın Süleyman Servet Sazak Bey’in çalışmalarını da yaklaşık 6-7 aydır uzaktan da olsa takip etmeye çalışıyoruz.

Sazak ailesinin ülkücü şehitler kervanına; dürüstlüğü, sevgisi, inancı, imanı, ahlakıyla müseccel Gün Sazak gibi üstün vasıflarıyla abide bir şahsiyeti, örnek bir dava adamını, mümtaz bir devlet adamını katarak ağır bedel ödemiş bir aile olduğunu bilmeyen ülkücü yoktur sanıyorum.

Çocuk denecek yaşta baba acısıyla yanmış Sayın Süleyman Servet Sazak’ın geç te olsa babasının uğrunda şehit olduğu davanın ve Türkiye’nin düşürüldüğü vahim duruma isyan bayrağı açması kadar tabii bir şey yoktur.
On binin üzerinde çalışanıyla üreten, başarılı bir insan olmanın verdiği huzurla yetinmemiş; kapitalist zihniyetin siyaseti arkadan parmaklama ahlaksızlığına karşı; dedesi Süleyman, babası Gün Bey ler gibi Türk milliyetçiliği yolunda ağır bir yükü omuzlamaya talip olmuş. Bu ülkede, ülkesi, milleti için üç nesil canı dâhil verme geleneği olan varlıklı kaç aile gösterilebilir?

Sayın Sazak’a her ne sebeple olursa olsun, gecikerek de olsa başladığı mücadelesinde başarılar dileriz.

Ahde Vefa 78 İstanbul derneğinde dinlediğimiz sohbetinin izlenimlerini üç başlık altında alanımızın imkanları dahilinde paylaşmak istiyorum.

- Vücut dili.
- Sorular ve cevaplar.
- Düşünceleri, projeleri ile kazandırmak istediği kurumlar, krizden çıkış yöntemi, yönetim anlayışı.
Muhatabınızdan sorularınıza aldığınız cevapların kullandığı vücut dili ile örtüşmesinde saklıdır muhatabınızın kişiliği, karakteri, samimiyeti. Çok özel vücut dili eğitimi alanlar bile samimi değilse mutlaka kendini vücut dili ile ele verir. Sayın Sazak toplum nezdinde yeni bir yüz olduğu için tanımada önemli bir kıstas olarak gördüğüm “vücut dilini” özenle gözlemlemeye çalıştım. Hatta dinlerken vücut dilini test etmeye yönelik sabotajlarım oldu. Önce bu izlenimlerimi paylaşmak isterim.
Bir defa hep karşıya bakan, bir noktaya takılıp kalmayan, gözleri yuvasında hızlı hareket etmeyen biri.

Bakarken gözünü kaçırmıyor, göz göze gelmekten rahatsız olmuyor, bilakis göz göze gelmeye çalışıyor. Maksatlı rahatsız edici bakışlardan etkilenip geri durmuyor, rahatsız edici bakışı görüyor ve takip ediyor. (Rahatsız etmek için özellikle uğraştım, özel sabotajda denebilir buna)
Muhatabını önemsediğini, ciddiye aldığını ilgili
bakışlarıyla hissettiriyor.”
Elleri sürekli masanın üzerinde, elini saklamıyor, Parmaklarıyla oynamıyor, elini yumruk yapmıyor, el, kol hareketini nadiren ve yumuşak kullanıyor. İşaret parmağını şimdilik kullanmıyor.

Yüz ifadesinde tebessüm hâkim unsur, sert sorular, değerlendirmeler karşısında mimik kullanmıyor, açık tenli olmasına rağmen renk değişimi olmuyor.

Çok dikkat çeken bir husus; Övülürken başını boynunun içine çekerek gizlenmeye çalışıyor, övgü yöneltene bakmıyor, başını dikleştirip göğsünü kabartmıyor. Yüzünde renk değişimi övülme sırasında oluşuyor.

Oldukça sakin, yavaş yavaş acele ettiğini gösteriyor.

Bu gözlemlerimizi özetleyecek olursak; İleriye bakan kendinden emin kararlı bir insan. Güvenli, almak-vermek konusunda endişesiz (alıp kaçmadan uzak), başarıyı tatmış başarma arzusu pozitif hırsla yüklü. Bilgiçlikten uzak bilmediğini öğrenme eğilimli, kafasının arkası da önü kadar pozitif. Gözü ile gönlü aynı noktaya yönelik, yüksek konsantrasyonlu, övülmekten hoşlanmayan, empati arayışında devamlılık var. Sorumluluk almada ve paylaşmada rol dağıtıcı, anlama-anlaşılma isteği dengeli. Heyecanla ateşleme yerine mantıklı istikamet arayışında. Genel itibariyle pozitif bir karakter algısı oluşturuyor. Gözlemlerimiz övgü gibi algılanabilir belki, ancak salonda bulunup yorumlarını dinlediğim insanların da benzer değerlendirmelerini gördüm.

Kullandığı dil konusunda (henüz işin başında olduğu için olsa gerek) aynı şeyleri söyleyemiyorum. Salonun ve siyaset arenasının alışık olduğu “cak lı” “cuk lu” heyecan içeren hamaset dili kullanmıyor, yılların kazandırdığı iş dünyası jargonu daha ön planda. (Bu yönüyle sıkıntı yaşaması muhtemel.)

Soru ve cevaplar la ilgili fikir vermek adına önemli gördüğüm birkaçını paylaşmak istiyorum.

İlk soru adaylığınız konjonktürle mi? şeklindeydi. (Buradaki konjonktürden kasıt; 1 Kasım sonrası MHP de oluşan durum idi.)

Cevabı - “Konjontürel adayım. MHP’nin de içinde olduğu Türkiye, içinde bulunduğumuz bölge ve dünya genelinde oluşan konjonktür de iş yapıp para kazanma hesabı yapamazdım. Bunun için yaklaşık bir sene önce, gücünü Türk milletinden, Türk tarihinden, Türk kültüründen alan, Türk milliyetçiliğinin siyasi organizasyonu MHP’yi iktidar yapmak için MHP genel başkanlığına aday olma kararı aldım. Buna inanmasam aday olmazdım.”

İkinci soru; Mason locası, Lions kulübü, TÜSİAD, cemaat, gibi beynelmilel dernek, vakıf veya kuruluşlara üyeliğiniz var mı? Oldu.

Cevap – “Bu harekete bedel ödemiş bir aileye mensubum(ülkücüyüm), Türk Ocağı Vakfından başka da bir derneğe, vakfa veya cemaate mensup veya üye değilim.”

Üçüncü soru; Ülkücü hareket 20 senedir insan yetiştirmiyor, mevcut yapı yetişim insanı itinayla hareketin dışına itti. İnsan yetiştirmek için ve hareketin dışına itilenler için ne düşünüyorsunuz? Oldu.

Bu soruya uzun bir cevap verdiği için özet olarak cevabı- Bu millete mensup olan herkesi kucaklamak zorundayız. Biz olmak zorundayız. Adalet bizim ana gayemiz, herkesi sevgiyle kucaklamak zorundayız, birbirimizi sevmeye ihtiyacımız var. Sevgi reçetemiz, gıdamız olacak. Gönlümüzü kendi insanımıza açmazsak kimse bize inanmaz, gönül seferberliği yapacağız.

Ülkü ocakları bizim hareketimizin mektebi. Ocaklarımızı yeniden okuyan, düşünen, üreten hür iradeli insan yetiştiren hüviyetine kavuşturacağız. Ocak başkanlarımız mutlaka üniversite gençliğinden olacak. Harekete emek vermiş, verebilecek hiç kimse hareketin dışında bırakılmayacak. Şeklinde oldu.

Başka bir soru; MHP genel başkan yardımcılığı yaptığınız dönemde gördüğünüz yanlışlara karşı, MHP nin Türkeş çizgisinden, ideolojik temellerinden uzaklaştırılmasına bir tepkiniz oldu mu, olduysa neden duyulmadı? Yeni fikirler mi oluşturdunuz, Türkeş çizgisini devam ettireceksiniz? Şeklindeydi.

Cevap- “Kısa genel başkan yardımcılığım döneminde Sayın Devlet Bahçeliye gördüğüm yanlışlıkları dile getiren uzun bir mektup yazdım. Ve dört ay mektubuma sözlü veya yazılı cevap verilmesini bekledim. Bu süre içinde ne görüşmeye çağrıldım nede başka bir cevap alamadım. Yönetim anlayışımızın bağdaşmadığını gördüğüm için görevimden istifa ettim. Farklı dünyalara hizmet edenlerin babamın kabrine gelmesini istemedim. Adaylık müracaatım da olmadı. MHP ye zarar vermemek içinde ayrılma sebebimi ve mektubun içeriğini kamuoyu ile paylaşmadım.”

“Temel fikirlerimiz ekseninde bilgilerimizi güncellememek, fikrimizi toplumun değişen ihtiyaçlarına cevap veren yeni projelerle anlatmak zorundayız. Başta adalet olmak üzere topluma kendini güvende hissedeceği huzur ortamını sağlayacak kurumları yeniden yapılandıracak, önce kendi partimizde insan haysiyetini esas alan demokrasi anlayışını yerleştireceğiz.” Şeklinde oldu.

Düşünce ve projeleri ile ilgili bilgileri ve değerlendirmelerimizi yer darlığı sebebiyle son yazımızda paylaşmak üzere esenlikler dilerim.

YORUM EKLE