Yabanıl düşünce ve dış politika

Güç politikalarının birbirine galebe çalmaya çalıştığı günümüzde sistemli bir düşünce çerçevesinde hareket etmenin artık kaçınılmaz olduğu gerçeğini de peşinden getirmektedir. Rusya ile Amerika arasında sıkışan Türkiye, Ortadoğu’da başka Kafkaslarda başka, Balkanlarda başka politikalar üzerinden hareket etmeye doğru yönelmeye çalışıyor. Makedonya krizinden sonra pimi çekilmiş bir el bombasına dönüşen Balkanlarda Türkiye tercihini küresel güç dengelerine göre ayarlamaya çalışırken işleyen süreci görme konusunda zaafa uğrayacak gibi. Türk dış politikasını yönlendirmeye çalışan yabanıl düşünce teorilerinden etkilenen aydın görünümlü mütercimlerin etkisi her geçen gün artmaktadır. Uluslararası ilişki teorileri küresel güçlerin dünyayı yönetebilmek için geliştirdiği sistemlerdir bu görüşlerin faydası ise görüşü üreten ileri sürenlerin hesabına göre işler.

Tercüme yoluyla bu görüşleri Türkiye'ye ithal edenler televizyonlarda bangır bangır dillendirenler ve bu görüşleri kendi görüşleriymiş gibi dış politikaya dayatmaya çalışanların faaliyetleri Türk dış politika sisteminin zor günler yaşamasına sebep oldular. Suriye politikalarını incelediğimizde ortaya çıkan manzara ile son günlerde Balkanlar Kafkasya gibi sıkıntılı coğrafyalarda ortaya çıkan problemler karşısında geliştirilen tavırlarda da bu yabanıl düşüncenin etkisi kendini göstermektedir. Her geçen gün yakın ve uzak çevremizde olaylar beklentinin üzerinde bir hızla gelişecek. Dünyanın neresinde bir problem varsa o problem hakkında öncelikle oluşmadan önce ve sonra da oluştuktan sonra en az on çözüm önerisi yol haritası eylem planı çıkaramadığımız için problem bizim dış politikamızı yönlendirmektedir. Balkanlar Kafkasya güneyi ile beraber ve de Ortadoğu imparatorluk sonrası milli devlete dönüş sürecinde Türkiye'yi bir kıskaca almak içi oluşturulan suni bölgelerdir bu bölgelerin oluşturulma sebebi bir medeniyet iddiasında olan İstanbul'u kuşatarak etrafı ile irtibatını kesmek amacına matuftur.

Sıkıştırılan yay bir noktadan sonra kontrolden çıkar ve etrafa saçılır. Uluslararası teori üreten merkezler bu gerçeği iyi bildiği için Türkiye'yi yönlendirmek, Türkiye'de dış politika teorileri çalışan önemli kısım akademisyen strateji merkezi uzmanının yönlendirilmesi gayreti içerisinde hareket ederler. Ana gayeleri moda düşüncenin kendi ürettikleri düşünceler olduğunu bunun dışındaki fikir görüş ve teorilerin banal çağ dışı olduğunu ileri sürerek kendi düşünceleri etrafında hareket eden kitleler oluşturmaktır. Özellikle bunu Türkiye'ye uyguladığımızda aşağılık kompleksi oluşturmak, bu komplekse kapılan aydın stratejist akademisyenleri ortaya çıkarıp bunları sürekli gündemde tutmaktır. Böylece kendi ürettikleri dış politika sistemini dünya tasavvurlarını geçerli kılmakta, oluşabilecek farklı düşüncelerin de önünü kesmiş olacaklar. Bir medeniyet tasavvurunun başkenti olan İstanbul un dünyaya hitap edebilme potansiyeline dönük bu operasyon maalesef her geçen gün daha da etkisini göstermektedir.

Türkiye'nin bir yay gibi köşeye sıkıştırıldığı ve bu sıkıştırılmışlığın bir daha genişlememesi için de sağlam çivilerle rapddedildiği doğuda Kafkaslar batıda balkanlar güneyde Suriye ırak bağlamında Ortadoğu ve kuzeyde de Karadeniz özelinde kırım hassas noktaları söz konusudur. Şimdi siz eğer bu sıkıştırılmışlık çivilerini çok büyük hassasiyetle büyük bir özen ve dikkatle çıkaramazsanız sıkışmış yay kontrolden çıkar amacına hizmet edemez. Medeniyet tasavvurunuz bir bakmışsınız ki medeniyetinizi boğan canavara dönüşür. Bunun için artık yabanıl düşüncelilerden ve onlar üzerinden İstanbul un medeniyet tasavvuruna gem vurmaya çalışanlardan uzaklaşmak gerekir. Medeniyet tasavvurunuzun temelinde mezhep ayrımı yoktur, geleneksel değerlerin tarihsel köklerinden hareketle yeni bir dünya tasavvurudur.

İmam Maturidi'nin düşünce sistematiği tarihilik İstanbul medeniyet tasavvurunun temelini oluşturur. Karahanlı Selçuklu Osmanlı çizgisine eklenen Türkiye Cumhuriyeti sıkıştırılmışlık teorisinden yavaş yavaş kurtularak yeni bir geleceğe yelken açacaktır. Bu medeniyet tasavvurunun önündeki en büyük engel ise mütercim stratejistler yabanıl düşünceli aydınlar 18 yüzyılda İslam düşünce sistemine müdahale eden İngilizlerin oluşturduğu yabanıl düşünceyi İslami düşünce zannedenlerdir.

Tarımda çok bilindik bir tabir vardır İsrail tohumu denilen ve son 10 yıldır Türkiye gündeminden düşmeyen bu tohum hakkında bilinen bilgi görünümü çok güzel verimi iyi ama verimden yeni bir tohum ortaya çıkmamasıdır.

Bu tohuma mahkum olursanız bir süre sonra İsrailli olursunuz. İşte İngilizlerin 18 yüzyılda İslam dünyasına soktuğu bu yabanıl düşünce şimdi sanki İslami düşünceymiş gibi tüm İslam dünyasını sarmış ve sözüm ona bazı İslamcılar bunu kendi saf düşünceleri zannetmektedirler. İsrail tohumuna şiddetle karşı olanlar ve bu tohuma karşılık milli tohumun korunmasını ileri sürenler düşünce sistematiğinde de bu arınmayı yakalayamazlarsa korkarım ki balkanlar Ortadoğu ve Kafkaslarda yanan ateşin sorumlusu olacaklardır.Düşman silahı ile aynileşerek düşmanın ta kendisi olarak şenii fiiler icra edeceklerdir.

Dış politika tercüme fikirlerle yürütülemez yabanıl fikirlerle yürütülemez. Dış politika adı konmamış bir sistemle medeniyet tasavvuruyla yürütülür. Balkanlar yanıyor Kafkasya yanıyor Ortadoğu'nun ateşi bölgeyi kül etmiştir. Hala yabanıl düşünceden ısrar edilmektedir. Allah var hesap günü var.


YORUM EKLE