Ya Diğerleri...


Cumhurbaşkanı ve hükümet kendi kollarında semirttikleri Alman akıllı cemaate operasyonlar yaparken bir şeyi önemsemiyor. O da Türkiye’nin tüm kurumlarını örümcek ağı gibi saran, elde ettikleri verileri ülke dışında depolayan sivil, siyasi tüm kurumları baskı altında tutan örgütün kendilerinin dışında mağdur edilen veya mağdur edilmeye çalışan kesimleri yok gördüğüdür.

Balyoz, Ergenekon davalarından sonra oluşturulmaya çalışılan "Ötüken" adıyla ele geçirilen dosyayla ilgili hiçbir şey yapılmadı, yapılamıyor!

Eski İstanbul Baro başkanı Turgut KAZAN’ın şikâyetçi olduğu dosyayla ilgili kamuoyu da bilgilendirilmiyor.

Dosya şöyle; ağırlıklı Alparslan Türkeş dönemi MHP'si ve Ülkü Ocakları kadrolarından oluşan üç bin kişi dinlenmiş. Bu kadroların içinde bugün savcı, hâkim ve diğer bürokratlarla beraber memur olmayan aktif siyaset yapanlar ile beraberinde iş adamları, sivil toplum örgütleri vs. kişiler var. Dosya hatırlarsanız Devlet Bahçeli'ye suikast iddiasıyla patlak vermişti.

Erdem Karakoç ve arkadaşlarının gözaltına alınmasıyla devam etmiş, o arada ne olduysa sanırım oluşacak tepki hesap edilmeden yapıldığı için askıya alınmış, akabinde gözaltına alınanlar bir süre tutuklu kaldıktan sonra bırakılmışlardı. Münferit hadise gibi görünen vakada geçiştirilmiş zannedilmişti. Sonra ki gelişmeler gösterdi ki hazırlık 3000 kişiyi kapsıyordu. Yani cemaat 3000 Ülkücüyü "Ötüken" adı altında yapılacak operasyonda tutuklayacak, Ülkücü hareketin kırk yıllık siyasi geçmişi karalanacak, bu insanlar şaibeli hale getirilecek, ülkücülerin kanlarıyla canlarıyla oluşturduğu siyasi organizasyon MHP de cemaatin kucağına düşecekti.

Hesap Buydu…

Yine ne yazık ki bu operasyon başladığı ve gözaltılar uygulandığı zaman İçişleri Bakanlığı yapmış olan iki milletvekilimiz Meral AKŞENER ve Murat BAŞESKİOĞLU'nun hiç sesi soluğu çıkmadı. Bugün mağduriyetine hep beraber üzüldüğümüz Meral AKŞENER ile birlikte Murat BAŞESKİOĞLU Emniyette tavır koymayı becerebilselerdi belki de bu karanlık çetenin yüzü daha o zaman ortaya çıkacaktı.

Bugün de pek farklı bir şey olmuyor. Seçilmişlerimiz ve kurumsal yapımızın hala bu konuda berraklaşmış bir tavrı yok. Bu dosyayla ilgili eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Azmi KARAMAHMUTOĞLU savcılığa çağrıldı. Kendisinin kanunsuz dinlenme ile alakalı şikâyetçi olup olmayacağı soruldu ve şikâyetçi oldu. Muhtemelen diğer kanunsuz dinlenenler ve mağdur edilenler de çağırılacak ve şikâyetleri sorulacak.

Peki, tüm bunlar olurken derdimiz ne?

2011'de kasetlerle darmadağın edilen MHP bu konuda niye net tavır koymaz?

Niye bu kaset vakasını oluşturanların peşine düşmez?

Erdem Karakoç ve arkadaşlarına kurulan kumpasın peşini aramaz?

Azmi KARAMAHMUTOĞLU'nun da içinde olduğu bu 3000 Ülkücünün dinlenmesiyle ilgili neden kıyameti koparmaz?

Bir de üstüne üstlük Oktay Vural Efendi "böyle bir yapının olduğuna inanmıyorum" diye demeç verir... O zaman adamın aklına şu soru geliyor. "Hayırdır? Sayın Oktay Vural yoksa bunlar senin önünü açma çalışmaları mıydı?"

Tüm bu soruları 8 Haziran'da sormaya başlayacağız. Hem bugün ki iktidara soracağız hem de muhalefettekilere...

Bir ülkeyi topyekün iktidarıyla, muhalefetiyle nasıl her unsuruyla Almanlar'ın yani Vatikan'ın kucağına oturttunuz. Nasıl koca Türkiye'yi geçmişi de olmasına rağmen son 12 yılda Vatikan'ın uydusu yapma çalışmalarına göz yumdunuz?

Elbette hesabını vereceksiniz..

Peş peşe devam edeceğiz!

YORUM EKLE