Vıcık Vıcık Tasavvuf

Tekke ve Zaviyelerin kapatılması yasası çıktığında bir dostu Abdülhakim Arvasi’ye “Üstad sizin dergahlarınız kapatıldı” demiş. Arvasi’nin karşılığı: “Biz onları üç yüz yıl önce kapatmıştık. Şimdi onların kapısına kilit vuruldu” anlamında olmuş.

Devrim yasalarından uygulanmayarak yürürlükten kalkan bu yasanın anlamı, bu günlerde daha çok anlaşılır oldu. Ortalık vıcık vıcık tarikatlar, şeyhler, gavslar ve kutuplarla dolu.

Müritlerini karı koca “badeleyenler” bunların en aşağılık durumu… “Sadat getirdi, sadat götürdü, şeyhim uçurdu, gavsım kaçırdı” daha seçkinleri.
Ahmet Yesevi Hikmetler Divanında bunlardan söz eder:
“Şeyhim diye baş kaldıran Hakk’a rakip
Büyüklenir Sübhanına olmaz Habib
Uykusuz kalıp dertsizlere olan tabip
Bu dünyayı müminlere zindan kılar”

Hakk’a rakip şeyh ne demek?

Kendisine bağlananlara Hakk’ın kulu olmaktan çıkarıp kendisine kul yapmak demek değil mi?

Bunların en ilginç türlerinden olan Cübbeli “Gavs’tan isteseniz sizi kurtarır, istediğinizi verir” diye kendisini dinleyenlere anlatıp durmuyor mu? Gavs dediği A. Geylani…

Günümüzde herkes kendi şeyhine gavs demek yarışında. Gavs denilen kişilerin buna razı olması da ilginç… Gavs getirdi, sadat götürdü derken gavslar ve ortakları malı götürüyor. Siyasetin de, ticaretin de en tatlısı en kolayı bunlarda.

Altmışında sakal bırakmayanların mezar taşlarının, tuvalet taşından daha aşağılık olduğuna Allah’ı tanık yapan Cübbeli gibilerinin televizyonlarda yer bulabildiği bir toplumda, vıcık vıcık tasavvuf cıvık cıvık din kavramını anlatmaya başka delile gerek var mı?

“Cübbeli kim ki onu muhatap alıyorsun?” diyor musunuz?

Evet duyuyorum…

Ama binlerce kişinin itibar ettiği ve etkilendiği birinden söz ediyoruz. Daha sı gittikçe yaygınlaşan tarikatçılık belasının ne olduğunu ortaya döktüğü için Cübbeli şerrinden hayır bile çıkabilir. O zaman onu teşhir etmeliyiz.

Ahmet Yesevi, cübbeli, sarıklı, tespihli bu şey taslakları için şöyle demişti:

“Ahir zaman şeyhleri süsler dışlarını
Şirkten, günahtan sakınmaz bozarlar içlerini
Keramet diye söylerler gaflet uykularını
Gösterişle halka kendini pazarlar dostlar”

Her türden, cübbeli, fesli, sarıklı şeyhlerin dervişlerin ortalığı toz duman ettiği bu zamanda en iyisi Ahmet Yesevi’yi dinlemek, Fakrnameden:
Bu şeyhler şeytandan daha lanetlidirler. Müritlerini sömürürler. Bir mürşid müridinden bir nesne alıp yerse karnına cehennem ateşi dolar… Böyle şeyhlerden şeytandan kaçar gibi kaçın, bunlar hem kendilerini yakarlar, hem de kendilerine bağlananları…

Desteklediği siyasetçi için “hırsız ama Müslüman” diyen bir şeyh, bir gavs, bir kutbun nesine bağlanacaksın?

Müritlerini koyun gibi siyasetçilere pazarlayan şeyh mi? Geçiniz!

Geçiniz ve yolunuza devam ediniz. Ve anlamını bilerek Fatiha’da şu ayeti okuyunuz:

“Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz.”

YORUM EKLE