Varlığımızın birliği (1)

 Ben ne Hristiyan, ne Yahudi, ne Zerdüşt, ne de Müslümanım!!??..

İmdi ne yapmalı ey Müslümanlar?
Çünkü ben kendimi tanımıyorum!
Ben ne Hristiyan, ne Yahudi, ne Zerdüşt, ne de Müslümanım,
Ne doğudan, ne batıdan, ne karadan, ne denizden,
Ne doğanın darphanesinden, ne de göklerin çemberinden,
Ne topraktan, ne sudan; ne havadan, ne de ateştenim,
Ne arşı aladan, ne tozdan, ne varoluştan, ne de varlıktan,
Ne Hintliyim, ne Çinli, ne Bulgar, ne de Saksonum,
Ne Irak krallığı , ne de Horasan ülkesinden,
Ne bu dünyadan, ne öte dünyadan, ne cennet, ne de cehennemdenim
Ne Adem, ne Havva, ne Aden bahçesinden, ne de bahçe bekçisindenim!
Benim yerim yersizlik, benim izim izsizliktir.
Ten ve tin de değildir, çünkü ben Sevgilinin canındanım
İkiliği kaldırıp attım, gördüm ki tektir iki dünya
Benim aradığım Odur, bildiğim Odur, gördüğüm Odur, çağırdığım Odur
O ilktir, O sondur, O dışarıdadır, O içeridedir
Bildiğim tek Odur Ya Hu, Ya Hu insan !
Aşkın kadehiyle sarhoş olmuşum, iki dünya da algımdan geçip gitmiş
Sarhoş olmak ve şenlikten başka işim yok benim !
Eğer hayatımda bir kere bile Sensiz bir an geçirmişsem
Şu an ve şu saatten itibaren hayatım için tövbe ediyorum
İki dünyayı da ezip geçeceğim, utku içinde sonsuza dek sema edeceğim
Ey Tebrizli Şems, bu dünyada öyle bir sarhoş oldum ki
Sarhoşluk ve şenlikten başka söyleyecek sözüm yok benim ! Mevlana, “Divanı Kebir “Divanı

Günümüz dünyasının bize nüfuz ettiği ve tüm düşüncelerimizi maddiyat, başarı, fayda üçgenine bağladığı ruhsal ortamda geleneklerimize dönüp Allah ile huzur bulmak gerçekten çok önemlidir. Yukarıda okuduğunuz Mevlananın sözlerini düşünüp hissetmek , tasavvuf düşüncesinden yola çıkıp Allaha varmaktır. Allahınn sevgisine sarılmak, dinginliğin ve varlığımızın sebebini hatırlamak, gerekli olan kapıları açmak için çok önemli bir anahtar değerini taşımaktadır. Tasavvuf, Allah’ın, seni sende öldürüp, Kendinde ebediyen diri kılmasıdır. (Cüneyd Bağdadi)

Tasavvuf insanın kendisini keşfetme yoludur. Dini yasalara bağlı, dogmaları kıstas alan bir olgu değildir. Tasavvuf “Kimim? Nerden geliyorum? Ve nereye gideceğim?” sorularını soran kişilerin, sorularına sufizm yoluyla cevap bulabileceklerine inandıkları yoldur.

Tasavvufun çok önemli iki boyutu vardır: Dikey boyut: İç yasamı keşfetme, insanın aslını, özünü bulması, Yatay boyut: insanlara hizmet etmek ve dünyevi ilişkileri uyum, güzellik ve sevgi boyutunda ayarlamak. Kimilerine göre de, mutasavvıf, hedefine ulaştığı zaman sûfî olur. Sufizm ile tarikatlar arasındaki ayrım; Sufizm bir yaşam tarzıdır, hayata farklı bir bakıştır. Tarikatlar ise Sufizmden kaynaklanan, kurumlaşmış olgulardır. Buz ile su ilişkisi gibidir. Buz sudan oluşmuştur, ama suyun katılaşmış, donmuş halidir. Okyanusla bir testi su benzetmesi de sufizmle tarikatlar arasındaki ilişkiyi anlatmaktadır: Okyanusdan su alıp testiye doldursanız testideki su ne kadar okyanus özelliğini korur ki? (İnayat Han, Mevlana)

Gelecek yazımızda Allahın izniye konumuza devam ederek siz okuyucularıma Tasavvufun kaynağı ve tarihinden bahsedeceğim. Bu şekilde kendimizi keşfetme yolunda bir adımda daha ilerleyeceğiz inşallah.

Sevgiyle kalın.

YORUM EKLE