Uyuşturucu Felaketi

Bugün itibari ile denmişti, denilmemişti, yapılmıştı, yapılmamıştıyı değil, karşı karşıya kaldığımız uyuşturucu felaketini konuşmak lazım.

Geçen 10 yıllarda Avrupa ve Amerika’ya göre hafif sayılabilecek şekilde etkilendiğimiz uyuşturucu belası bugün çok daha farklı ve başka bir türeviyle Avrupa’nın ve Amerika’nın kat ve kat üstüyle karşımızda duruyor.

Emniyet genel müdürlüğünün açıkladığı rakamlar incelendiğinde meselenin ne kadar da ihmal edildiği ve tehlikenin nerelere geldiği bütün çıplaklığı ile ortaya çıkıyor.

Sadece bir veriye hep beraber göz atalım…

2013 senesinde uyuşturucudan ölüm vakası tüm Türkiye genelinde “168“ iken, 2014 Ocak ayından itibaren, bu çalışma raporu açıklanana kadar olan süredeki uyuşturucuya bağlı ölüm vakası 648.

Sadece bu rakam bile geldiğimiz noktayı anlamak için yeterlidir herhalde.

Türkiye uyuşturucu türevlerinden sentetik uyuşturucuları hiç anlamadı. Uyuşturucuyla mücadele ağırlıklı olarak esrar, eroin ve kokainle mücadele diye algılandı.

Hâlbuki tehlikenin en büyüğü sentetik uyuştuculardaydı. Sentetik uyuşturuculara hem ulaşılması kolaydı hem de fiyatları diğerlerine göre çok daha ucuzdu. Birde kullanıldığında diğerlerine göre anlaşılması daha zordu.

Bu tuzağı göremedik ve ülke olarak böylesi bataklığa saplandık.

Meseleye sadece alan, satan, kullanan gözüyle bakıldı. Devlet görevlilerinin düştüğü en büyük hata da meselenin algılanamaması ve ciddiye alınmamasıydı.

Türkiye uyuşturucu problemini bundan sonraki süreçte; devletiyle, milletiyle bürokratıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla, işadamlarıyla, işçileriyle topyekün her kesim mensubuyla birinci baş tehlike şuuruyla algılamak zorundadır.

Bugün artık anlaşılmıştır ki, bu seviyelere ulaşmış bir tehlike sadece polisiye önlemlerle engellenemez.

Peki, ne yapmak lazım?

Bir kere uyuşturucuyla mücadeleye 6 bakanlığın katkı vererek bir eylem planı hazırlaması doğru başlangıçtır.

Bu doğru başlangıcın hukuki alt yapısı meclisteki diğer siyasi partilerin görüşleri ve onayı alınarak yeniden oluşturulmalı ve tatbikata sokulmalıdır.

Uyuşturucuyla mücadele edilecek savcı, polis, asker veya başka oluşturulacak mücadele unsurları muhakkak yasal güvenceye alınmalı, hukuki ve özlük hakları olarak kendilerini güvende hissetmeleri sağlanmalıdır.

Uyuşturucu kullanım alanları ayrıştırılmalı sokak, okul, eğlence yerleri ile varsa başka alanlarla mücadele metotları bu sahaların sosyolojik gerçeklikleri üzerine mücadele metotları belirlenmelidir.

Büyük bir eğitim faaliyeti ile Türkiye’nin her kesimi bu konuda şuurlandırılmalıdır.

Uyuşturucu kullanımını tetikleyen başta eğitim sistemimiz, imtihan uygulamaları yeniden gözden geçirilmelidir.

Bürokrasi her şeyi ben bilirim tavrından vazgeçmeli tüm önerileri ciddiye almalıdır.

Hızla bu sahada beyin fırtınası yapılacak zeminler oluşturulmalıdır.

Aile, birey, devlet ilişkisi sağlıklı zeminlere oturtulmalıdır. Yıllardır ihmal edilen tedavi ve sonrası nakarat dönemi mekânları hızla çoğaltılmalıdır.

Kamuoyu yapıcıları gazeteler, televizyonlar, radyolar, internetten yayın yapan haber siteleri bu konuyu gündemlerinden düşürmemelidirler.

En önemlisi bu sahada yapılacak mücadeleyle bu beladan kurtulunacağına inanılmalıdır.

Daha güzel günlerin Yüce Türk Milletini beklediği umudu ve duası ile hoşça kalın…

YORUM EKLE