Ulusalcı Fethullahçı İttifakı

Türkiye son on yılında ideolojik planda birbirine rakip gösterilen iki grubun çatışmasını izledi,hem de ölesiye bir çatışma.Kamuoyunu yıllarca meşkul eden büyük davalar,siyasette kutuplaşma,medyada küfürleşme,bürokraside tasfiye,ihanet suçlamaları,tekmili birden bu iki grup etrafında şekillendi.
siyasi partiler bu gruplara yaklaşımlarına göre tasnif edildi.

Bu grupların Türkiye projeleri ne idi,iddia ve teklifleri ne idi derseniz,garip ama hiç bir şey..Sadece güç ne hikmetse bu iki odağa yakın olmaktan geçiyordu.Biri AKP'ye kapılanmış Türkiye'nin yeni sahipleri havasında,diğeri de eski sahiplerin dinamik gücü modunda;ancak kıyasıya güç gösterisi dışında ortada ne bir fikir ne bir proje!

Yeni 'sahipler'i' AKP kapı dışarı edince ortalık karıştı ezberler bozuldu,sular duruldukça son on onbeş yılın gerçek hikayesinin ,görünenden hayli farklı olduğu anlaşılacaktır.

Son HSYK seçimlerinin bu iki grubun gizli açık ittifakına sahne olması, yine CHP ve ulusalcı çevrelerin sözde hükümet eleştirisi maskesinde cemaate sahip çıkması,hatta hesaplaşma andı içen kurbanların dahi birdenbire sus pus kesilmesi,küçük şaşkınlıklar yaratsa da,gündemden kaçırıldı ,olan biten çok tabii'miş gibi..Bu durum devam edecek,ortada çok mühim bir abeslik yokmuş gibi geçiştirilecek,büyük medya tarafından,bu mevzuu ıskalanacak,önemsizleştirilecektir ki;bu başlıbaşına bir operasyondur.

Halbuki bu gizli açık ittifakın ne anlama geldiği ciddi biçimde sorgulanmalıdır.Dünkü kapışmanın bugünkü barışmanın analizleri yapılmadan Türkiye'nin son dönem siyasetinde nelerin yaşandığı anlaşılamaz.Bu aktörlerin gerçekte kimlerin 'beslemesi'olarak ön plana çıkarıldığı,hangi güçlerin ideolojik,siyasi menfaatlerini temsil ettikleri ortaya dökülmeden ve her ikisi birden tasfiye edilmeden Türkiye huzura kavuşamaz.

Kim ıskalarsa ıskalasın ,Ülkücülerin bu mevzuyu ıskalama lüksü yoktur.

İki grubunda Türk toplumunda ciddi bir siyasi karşılığının olmaması,buna karşılık iki grubunda belirli 'güç merkezleri'nden aldıkları destekle,faaliyet alanı olarak seçtikleri bürokrasi,iş dünyası,üniversiteler ve medyada güç biriktirmesi ,bunlar üzerinden siyaseti etkileme,kadrolaşma,kendinden başkasına yaşama şansı tanımama gibi özellikleriyle;şantaj,ajıtasyon,algı operasyonları konularındaki uzmanlıklarınnın benzeşmesi, sadece bir tesadüften mi ibarettir?sorusuyla başlayalım irdelemeye ,ancak hayati soru niçin?dir

Halk nezdinide itibarı olan inanç ve düşüncelerin temsilcisi gibi kilit noktalarda örgütlenen bu yapıların gerçek işlevi; bu düşüncelerin devlet ve toplum hayatında gerçek temsilcileriyle var olmasını engellemek,tabandaki birikimleri boşa çıkararak düzenin devamını sağlamaktan ibarettir.

Ciddiye alınacak fikir ve düşünce sergilemeden etkin olabilmelerinin gerçek sırrı;söylemlerinin milletin temayüllerine göre değişmesine rağmen sırtlarını batı kontrolündeki hakim güç odaklarına dayamış olmaktan ibarettir.

Türk milliyetçiliğinin emek ,çile ,alınteri ile oluşturduğu birikimi ulusalcılık söylemi ile sahte hedeflere yönlendirenler de, yoğunlaşan islami tallepleri güç odaklarının menfaatlerine zarar vermeyecek politikalara dönüştürenler de ,aynı efendiye hizmet sunma ve ikbal kavgasından ibaret kavgalarını,siyasi ölüm -kalım savaşı,milliyetçilik-islamcılık kutuplaşması biçiminde halka indirerek ,milletin gücünü tüketmekte ,efendilerine en büyük hizmetleri de bu olmaktadır.

Biribirlerine ait'tencere dibinkara..'neviinden çirkinlikleri açıkladıkça fatura, toplum nezdinde Türk milliyetçiliği ve islamiyete ödetilmeye çalışılıyor.

Erdoğan'nın fetullahçıları kapı ışarı edip,düşman olarak nitelemesinin,kendince sebebi ne olursa olsun bu danışıklı dövüşü bitirmesi,kavgalarını siyaset üzerinden topluma taşıyan bu yapıları bocalattığı,şaşkın hale çevirdiği açıkça görülüyor.HSYK seçimlerindeki işbirlikleri ve bu işbirliğinin ancak üst yargı ,Danıştay,Yargıtay'da netice alması bu iki ayrı hareketin! karekteristiğinin ne kadar benzer,tabandaki karşılıklarının da birbirinden zayıf olduğunun göstergesidir.

Türkiye'nin alıştırıldığı ve zorlandığı;milletin istek ve arzularının ,inancının ve tarihinin gereklerinin, kamu ve siyasal alana taşınamadığı bir düzende, düzenin sürdürebilirliği için bürokrasi,iş dünyası,üniversite ve medyanın 'milli unsurlardan temiz tutulması'nın ve beslemelerin bu alanlarda ki hakimiyetinin ne derece önemli olduğunu bu'it'lerin sahiplerinin iyi bildiğinden şüphe yoktur.

90'ların sonunda tükenen' eski'düzenin ,aynı siyasi söylem,aynı retorikle yaşatılamayacağı birilerine malum olmuş,Türkiye'de düzenin 'dipten gelen dalga'istikametinde değil,efendilerin kontrolünde restore edilmesi için düğmeye basılmıştır.

Türkiye'nin,eksik artıkları,yanlış doğrularıyla ,siyasal alan da bağımsız kalabilmiş,'milli projeler' için düşünebilen ,kimsenin boyunduruğunu yememiş tek hreketi ve kadrosu ,ülkücü hareket devre dşı bırakılarak,(28 şubat dönemi bu açıdan incelenmelidir)yeni bir dönem başlatılmıştır.Türkeş'in ani vefatının tam bu zamana raslaması,herhalde bu milletin en büyük talihsizliklerin-
den biridir.

Bu dönemin bunalttığı halk'a biraz nefeslenme hakkı sağlanarak,iplerin efendilerin elinde kalacağı ,mütedeyyin ancak batıcı AKP siyasal yapısı,yeni derinler olarakta fethullahçı elitler uygun görülmüştür.

Eski düzenin marksist(ki;Türkiye'de sadece her anlamda köklerinden kopmaktan ibaret garip bir anlama bürünmüştür.)görünümlü eski muhalifleri,ulusalcılar olarak evrilerek muhalefete berdevam,Waşıngton nezdindeki daha itibarlıları liberal rütbesine terfi ettirilerek iktidar danışmanı,koloni komiseri olarak konuşlandırılmıştır.

Erdogan, Fethullah'ın deyimi ile 'ihanet'etmese ,bir bakıma 'taç giyen baş akıllanır' atasözünü doğrulamasa ,belki on onbeş yıl bu hikayenin ana fikrini dahi anlatamazdık,şimdi olaylar, anlamak isteyene kendiliğinden anlatıyor.Çünkü birileri hamisi olması gereken iktidarın ihanetiyle suç üstü basılmıştır,casusluğa varan suçlamaların muhataplarıdır.Halbuki Türkiye'de sıradan bir görevin yeni temsilciliğinden ibaret rutin faaliyette bulumakta
dırlar,bu konuda CIA dahi kendilerine kefil olacaktır ,rutin dışına çıkmamışlardır!!

Türk siyasetinin eski yeni derin yapılardan bağımsızlaşarak halktan güç alan,yeni bir biçime yönelmesinin içte dışta'diktatörlük' naralarına sebeb olması,bizim neslimiz için traji komik bir anlamı var.80'li yılların başında Türkiye dışında Türklerin olduğunu söylemenin ölüm cezası ile karşılandığı Türkiye sistemi anlatılmamış yeni nesiller için reel bir anlamı var mı? bilemem.

Güç odaklarının alanlarını sınırlama düşüncesi dahi bu ülkede darbe olması için yeter sebeptir,siyasi tarihimize şöyle bir göz atmak bu gerçeği öğretir.Bu durumun aşılmaya yüz tutması Türkiye'nin iç siyasetinde yeni dinamiklerin önünü açacağı umudunu yeşertmekle birlikte,bunun sürdürebilirliği,dünya sisteminin bu duruma cevabı dikkatle izlenmelidir.

Türkiye'nin bölge ve dünyada yeni roller talep eden bağımsız bir çizgiye yönelmesinin,onun 'uslu çocuk'rolüne alışmış batının hoşuna gitmesi ve kayıtsız kalması beklenemez.Kaldı ki uzunca süre bu ülkenin kaymağını yemiş kaymak tabakanın da bu yeni durumu hemen kabulü,eski ayrıcalıklarına kavuşmak için ölümüne mücadele edeceğini (tabii ölecekse yine başkaları ölecektir.)görmek gerekir.

Önümüzdeki zaman diliminde Türkiye'nin içte dışta çok sert mücadelelere gebe olduğu açıktır,bölgedeki her gelişme taşların yerinden oynadığına işaret etmektedir.Bu tesbitimiz son on onbeş yıldır kendi gündemini,siyasetini, bakış açısını hatta durduğu yeri belirleyemeyen Ülkücülerin ve hala onun siyasi organizasyonu olma iddiasını taşıyan MHP'nin,süratle bir durum değerlendirmesi yapmasını,yeni politika ,yeni staretejiler geliştirmesini gerektirmektedir.Ülkücü hareketin kendi dinamiklerini harekete geçirerek,organize olması,iktidarla münasebeti ne olursa olsun Türkiye'nin önümüzdeki dönemi karşılamasında önemli bir adım olacaktır,bunu yapmaması da bu ülkenin talihsizliği..

Türkiyeyi yeniden kontrol faaaliyetlerinin içeride zorlandıkça dış politikada Türkiye'yi zorlayacak,ekonomik çöküşe veya savaşa sokarak onu etkisizleştirecek bir faaliyete dönüşme eğilimi taşıdığı görünmektedir.Gözlerin dış politikaya dönmesi,Cumhuriyet tarihi boyunca ,dış politika odaklı iç politika veya ideolojik tartışma yapımamasına rağmen ,birden bire bu alanın bu derece gözler önüne serilmesi boşuna değildir.Birileri yeni mütedeyyin iktidar özlemini ortadoğudan gelecek haberlerle içerisinin karışmasına bağladığı anlaşılıyor.Şimdi dualar Işid için!!

Batı hükümetlerinin ve servislerinin Işid'i tam da bu dönemde yeni bir aktör olarak sahaya sürmeleri ve onu içerive dışarıda Türkiye'nin Kürt politikalarını sabote edecek biçimde kullanmaları,Türkiye'yi savaşa sürmek için baskı oluşturma ,basın yoluyla çeşitli şantajlara girişmeleri son derece tehlikeli bir dönemeçte olduğumuzu işaret ediyor.

Ancak ABD-İsrail hattının da şark kurnazlığını abartarak ,bir akıl tutulmasına yakalandığı söylenilebilir.Türkiye'den istenenlerin Işid'e tedbir adına makuliyeti olmadığı gibi,bunun Türkiye'den istenmesinin de makul bir sebebi yok.Batı kamuoylarının savaşa girmediği için'Işid katliamlarınının sorumlusu Türkiye propogandası' altına alınmasının, gerçeklikten uzaklığını en iyi bilen batı hükümet ve servisleri olsa gerek.
Işid'i oluşturanların tasfiyeden Türkiye'yi yükümlü tutmaları,PKK'YA Suriye'de destek vermesini istemeleri,Türkiye'yi sunni Arap dünyası ile de karşı karşıya bırakma gayretleri için ,başka ne denilebilir.

'Uysada kodum uymasada kodum'dayatmasını bu kadar açık uygulamak batının siyasi aklının sanılan kadar iyi olmadığını mı işaret ediyor?Yoksa Erdoğan saddam'laştırılarak Türkiye'ye ceza kesilmek mi isteniyor?

Batı, Türkiye'nin iç dinamiklerini bu yolla düzenleyip,bir tür iç darbe planlıyor da olsa,Türkiye iç karışıklıklar ve savaşla devre dışı bırakılmak isteniyor da olsa,sandığından çok daha büyük bir ateşe üflüyor olabilir.

Türkiye'de cin şişeden çıkmıştır,onu tekrar şişeye hapsetmek batının gücünün ötesinde bir iştir.CHP ve HDP'den çıkan çatlak seslere,elitlere güvenilerek atılacak adımlarla,'zor zamanda'bütünleşme özelliği ile olağanüstü sinerji yaratma kaabiliyeti olan bir millete,aptalca politikalar dayatmanın, Ortadoğu'daki bütün cinlerin şişeden çıkması, dünyanın bir yangın yerine dönmesi riskini taşıdığını görmemek mümkün mü?

İçerde yeni bir durum ortaya çıkmıştır,Türk siyasetinde kartlar yeniden dağıtılacaktır.'Efendiler'2015 seçimlerine kısa süre kala yeni bir organizasyona gidemese,MHP yedekli, CHP aşüftesine yapacakları mütedeyyin makyajla idare ve kaos'a oynamak zorunda olsalarda,akabinde,bir merkez partisi inşaası zorunlulukları açıkça ortada.

Eski ve yeni derin devlet rolü oynayan gruplar ilk defa iktidar koruması ve imkanlarından nisbi bir yoksunluk içindedirler ,kendilerine ihanet etmeyecek yeni bir AKP'ye acil ihtiyaçları vardır.Ülkücüler için böyle bir yapıya payanda olmak şöyle dursun,onu kadük bırakmak birici derecede elzem bir görev olacaktır.

Bu noktada ülkücüler için AKP siyasi rakip ,bu yapılar ise 'ideolojik düşman'konumunda değerlendirilerek;millet hayatında etkisizleştirilmeleri gereken 'habis yapılar'olarak,yeni yüz ve kılıflar altında hortlamaları engellenmeli, teşhir edilmelidir.

Ülkücüler,ulasalcılık,fetullahçılık maskeli mandacı zihniyetlerin etkisizleştirilmesinde siyasetin 'milli projelerin yarıştığı'bir zemine dönüşmesinde kilıt rol oynayarak kendilerini iktidarın alternatifi haline getirebilir ve bunun için sadece kendileri olmaları, silkinip ideolojik zeminlerini virüslerden,kadrolarını mikroplardan temizlemeleri yeterlidir.

Ülkücü hareket varolduğu günden itibaren üzerinde onlarca insafsız projeyi kahpece hayata geçiren ,onun takatsiz ,nefessiz kılmak için kahpelik tarihi yazan derin devlet yapılanmalarının tasfiyesi, hareketimiz için hayati önemdedir,önceliklede kendi organizasyonlarımızda!Sabah çifliğinde İlker Başbuğ'u ağırlayıp ,öğleden sonra cemaate kolkanat geren milletvekilerinin
'başörtülü,mini etekli' ucube siyasetlerinin mekanı, MHP olmamalıdır.

Siyasette yaratılan kargaşa,toz duman,kamplaşma içinde Ülkücülerin bu hakikati ıskalamaları,bu yapılarla iç içe yanyana kalmalarının sağlanması arzulanmaktadır.

TÜRK siyasetini bugün AKP şekillendirmektedir ,şartlar onu milliyetçiliğin kulvarına itmiştir,meseleri milletin çözmesi prensibinin yerleşmesi,güç odaklarının teşhir ve etkisizleştirilmesi küçümsenecek başarılar da değildir.Bu kulvarın gerçek sahipleri,kendi gerçeklerine sahip çıktığında,Türkiye 'YENİ UFUKLARA DOĞRU' yelken açacaktır.


Baki selamlar...

NOT:Millive dini duygu ve heyacan sahibi olma gereği bu hareketlerle bağ oluşturmuş,destek vermiş samimi insanlar, bu yazıdaki tenkit,suçlama ,aşağılmalardan uzaktır, bizim sözümüz bilerek bu dolaba su taşıyanlara yöneliktir.

YORUM EKLE