Ülkücülükle 'Ülkücülerin' İmtihanı...

Ülkücülük “ateşle” imtihanın adıydı.

Artık “seçimle” imtihan ediliyor.

Meramımızın ve derdimizin anlaşılabilmesi için söze bize göre bilinen iki kesin tespitimizi söyleyerek başlayalım:
  • MHP’nin barajın altında kalması kesinlikle söz konusu değildir.
ve
  • MHP’nin açıklanan bu liste ile iktidar olma şansı da gözükmemektedir.

Bu durumda ülkücülerin “ateşle” değil “seçimle” imtihanı nasıl olacaktır ?

MHP üzerinden yapılan “ vasat akıllı derin devlet operasyonu ve MHP’de cemaat’in mevzilenmesi “ tuzağına ülkücüler nasıl düşmeyeceklerdir?

Bundan önceki yazılarımı okuyanlar hatırlayacaktır.
Türkiye, Avrasyacı (Aslında Avrusyacı demek lazım) güvenlik bürokrasisi ve siyasi cephedeki taraftarları ile Atlantikçi güvenlik bürokrasisi ve onların siyasi cephesindeki taraftarlarının. arasındaki şiddetli çekişmenin arenası durumundadır.

17-25 Aralık sonrasında büyük bir fırsat yakalayan “Avrusyacı” cephenin AKP iktidarı üzerinden yeni ve güçlü bir mevziye yerleştiğini ve “ cemaat “ operasyonları ile kaybettikleri ve büyük yara aldıkları prestijlerini yeniden kazanmaya başladıklarını daha önce yazmıştım.

Bu süre zarfında elbette Atlantik hattı boş durmadı ve hiç hoşlarına gitmeyen Türkiye’nin “vasat akıllı derin devletinin” yeni stratejik atağına karşı tavırlarını sertleştirerek almaya başladılar.
Ekonomi, siyasi , iç ve dış güvenlik alanlarında sert rüzgarlar esmeğe başladı. Doların yükselişi, DHKP- C eylemleri, elektrik sistemlerine siber saldırı ve Fenerbahçe konvoyuna kurulan tuzak...

Elbette önümüzdeki 7 Haziran seçimleri de bu savaşın en önemli muharebe cephelerinden birisi hatta en önemlisi olmaya adaydır.
İlk el enseler aday listeleri ile çekilmeye başlandı bile.
CHP’nin kontenjan adayları ve MHP Listesinde son gün son saat yapılan zorunlu değişiklikler... Ve AKP listesinde üç yıl kuralının sunduğu fırsat ile yeni mevzilenmeler...


Listelere bakınca “ Cemaat, MHP yakınlaşması” ve MHP’nin kamuoyuna yönelik “merkez “ partisi olma zorlamasının sebepleri acaba neler olabilir?

MHP üzerinden, “ vasat akıllı derin devlet”, “ Atlantik’e” bir iyi niyet mesajı ya da soğuk savaş döneminden kalma “denge” politikasının geçerliliğinin ümidi ile acaba bir barış eli mi uzatıyor ?
Ya da “ cemaatin ağır şantajı karşısında, “ vasat akıllı derin devlet ” MHP’de inisiyatif mi kaybediyor?
Yoksa açıklanan MHP kesin aday liste ile son günlerde çözüm sürecinin sebep olduğu konjonktür sayesinde MHP’nin hızla yükselen oy grafiğinin aşağı çekilerek rüzgarının kesilmesini, yani yüzde on beşler bandına tekrar çekilmesini, hem de “cemaat” adaylarının hiçbir partide olmadığı kadar MHP listelerinde yer almasını nasıl izah edeceğiz?


“ Vasat akıllı derin devletin” kontrolünü ele geçirdiği AKP’nin fazla zarar görmeden merkez sağda güçlü kalması ve “ Atlantik” hattına ümit olacak barış elinin uzatılma dengesi MHP üzerinden mi kurulmak isteniyor acaba?

MHP aday listesine baktığımız zaman bu planın izlerini görmek mümkün.
Listelerde ya direkt cemaat adayları ya da cemaatin gönüllü avukatı olmaya soyunmuş adayların seçilecek sıralardaki aday sayısı ilk tespitlere göre yirmiyi bulmakta.

Ekmeleddin İhsanoğlu, Durmuş Yılmaz gibi İngiltere üzerinden Atlantiğe sempatik gelecek adaylar ise verilmek istenen mesajın parlak ışıkları durumunda.


Ülkücü özgül ağırlığı yüksek ve milliyetçi çizgisi kamuoyunca bilinen Zihni AÇBA gibi ülküdaşlarımızın aday listelerinde fazla yer almaması ve bu istikamette bir çabanın gösterilmemesi aynı planın bir parçası gibi gözüküyor.

Bu durumda şimdilik açıklanan listeye karşı ülkücülerin gördükleri ve hissettikleri olumsuzluluklar karşısında Türkiye sathında ortak bir tavır sergilemesi mümkün görünmüyor.
Fakat iller bazında yukarıda söze başlarken belirttiğim iki gerçeğin ışığında ülkücü olan seçmen mazinin sorumluluğu ile kendi ilinde MHP listelerinde seçilecek yerden gösterilmeyen ülkücü adayı “ ittifak”ın göstereceği adayda görürlerse gereğini yapma fırsatını bulmuş olacaklar.

Mesela Manisa’yı bu tespitimin ışığında ele alalım.
MHP’nin ilk üç adayı arasında ülkücü hareketten gelen tek bir isim yok.
Tam aksine ikinci sıradaki aday hem Bahçeli hem de MHP’ye geçen seçimlerde ağır eleştiriler yöneltmiş gençliğinden beri “cemaat “ mensubu bir kişi. Hayatında MHP ile uzak yakın ilişkisi olmamasının yanında fikir yönüyle de milliyetçiliğe, Türkçülüğe her zaman ırkçılık suçlaması ile yaklaşan geleneğin temsilcisi bir akımın sadık mensubu.
Zaten ikinci sıra adaylığı kesinleşince basına verdiği demeçlerden de saçma sapan merkez parti tanım ve taktikleri (!) ile MHP’nin ruh ve kavram atmosferinden ne kadar bi haber olduğu açıkça görülmektedir.
Üçüncü sıradaki adayında Milliyetçi Hareketle, ülkücülükle uzak yakın ilişkisi yok.
Tek özelliği Belediye Başkanının yoldaşı olması. Diğer vasıflarını da Manisalılar yakinen biliyorlar.
Peki bu iki adayın MHP ile bir bağ ve alakasının olmamasına karşılık Manisa’da özellikle muhafazakâr ve milliyetçi seçmen nezdinde AKP’ye gidecek muhtemel oyları MHP’ye döndürme ihtimali var mı?
Sıradan bir kamuoyu yoklaması ile bu durumunda olmadığını tam aksine AKP’ye bu zemindeki oyların akışını hızlandıracağını tespit etmek hiç de zor değil.

Bu iki aday da Büyükşehir Belediye Başkanının kontenjanı olup Manisa’nın ülkücü potansiyeli, geleneği ve tarihi hiçe sayılarak ülkücülerin ve MHP’nin milliyetçi seçmen gücü üzerinden yandaş kadro devşirme operasyonunun bir sonucudur.

Ülkücüler açısından kendilerinin istismarından başka bir anlam taşımamaktadır.

Bu iki şahsın MHP adına Mecliste olup olmamasının keyfiyet açısından hiçbir önemi yoktur.
Tam aksine bir siyasal anaforda ne yapıp yapmayacakları da garanti değildir.

Birinci sıradaki Erkan Bey, Sayın Bahçeli’nin Manisa’ya üçüncü defadır seçim hediyesidir. Manisalı MHP’liler bu hediyeyi saygıyla karşılamışlar ve gereğini her seçim yapmışlardır.
Burdurlu olan Akçay’ın yanına bir Ispartalı komşu hemşehri lazımdı herhalde ki o da üçüncü sıraya konuldu. Manisalılar herhalde diğer illerin MHP’li adayları arasında yeteri kadar mevcuttur (!).

Samimi, şahsiyetli ve çilekeş ülkücüler, Manisa’da Galip KARAGÖZLER, Yaşar ÇOŞKUN abilerinin ve şehidimiz Cemil ÇÖLLÜ abimizin emaneti genç dinamik ve heyacan dolu ülkücü Cem ÇÖLLÜ’nün ve iki dönem Alaşehir’de belediye başkanlığı yapmış Kadir DAŞ’ın yerine bu iki ve üçüncü sırada yer alan zevatın niçin tercih edildiğini herhalde kavramakta zorlanıyorlardır.

Elbette ülkücü değerler çerçevesinde bu tercihleri anlamlaştırmaları zordur.

Halbuki bu tercihler Belediye Başkanının sadece “tamamen duygusal” yaklaşımının bir sonucudur ve Genel Merkezde de karşılığını bulmuştur.

Manisa’da Ülkücü Ve Milliyetçi Hareketin şehitlerine , tarihine ve mücadelesine yapılan bu değersizleştirme ve tahkirin bir cevabı muhakkak olmalıdır.

İşte bu cevabın fırsatını da “ ittifakın” adayı hepimize sunmaktadır.

Manisa’da ülkücü mücadelede önemli hizmetleri olmuş , bugün milletvekili yapılan zevatın omuzlarına basmaya hazırlandığı Milliyetçi Hareketçilerin ilk tohumlarını terleri ve kanları ile hürriyetleri pahasına Manisa’da atmış ve bu uğurda cezaevinde yıllarca bedel ödemiş, edep ve haya timsali gazi ülküdaşımız Sayın Murat SANCAK Manisa’da ittifakın birinci sıradan milletvekili adayıdır.
Sayın Murat SANCAK Manisa’da 1978 -1980 arası bütün şehitlerimizin terinin kanının birbirlerine karıştığı bir ülküdaşımızdır.
Sayın Murat SANCAK’ a atılacak her oy Manisalı ülkücü şehitlerimizin ruhunu şad edecektir. SANCAK’a atılacak her oy ülkücüler üzerinden rant devşirme hesapları yapan menfaat çetelerinin yüzlerine vurulacak en güzel şamar olacaktır.

Ayrıca Manisa’da Murat SANCAK’a atılacak her oy Genel Merkeze de ciddi bir uyarı olacak ve belki bir daha Genel Merkezdekiler bu sayede Manisa’da ülkücülerin hafife alınmaması gerektiğini ve “menzil kurt’u” olmadıklarını öğrenmiş olacaklardır.

Baraj derdimiz yok, iktidar şansımızın olmadığı da açık. Zaten maazallah Manisa listesi gibi adayların çoğunluk olduğu bir MHP iktidarı ve koalisyonunu düşünmek bile istemeyiz herhalde.
Şimdi kalkıp kimse bana AKP yandaşlığı ve Tayyip’in başkanlığından kurtulmak için her şeye rağmen MHP nutukları atmasın.

Dün SANCAK’la omuz omuza mücadele verirken şehit düşen Manisalı ülkücü kardeşlerimiz koalisyon ortağı veya iktidar olmak için can vermediler. Türk milletinin değerlerinin tek birine bile halel gelmemesi için kutsal bir kavganın uğruna can verdiler.

Kendi değerlerine sahip olmayan ve korumayan bir hareket ne Türk milletinin değerlerini ne de istikbalini koruyabilir.

Ülkücülük ehven-i şercilik değildir.

Ülkücülük sıtmayı görünce nezleye razı olmanın adı hiç değildir.

Ülkücüler, devletine yapılan ihanete karşı mücadelede dava arkadaşını rantiyecilerden güç ve hedefleri için her yolu mübah gören “imam- ı biberiye”den fetvalı, kul hakkı gaspçılarından ve haysiyet, şahsiyet düşmanı şantajcılardan seçemezler.

Ülkücüler bir seçim öncesi şantaj kasetleri ile Milliyetçi Hareketi itibarsızlaştırmak için alçakça ve de korkakça tuzak kuran sinsi sünepelerin yandaşları ile hiçbir hâl ve şartta aynı safta olamazlar.

Ülkücülük devletini bir ihanetten kurtarmak için çapsızlarla ve başka bir ihanet yuvasının çaşıtlarıyla iş birliğine razı olmanın adı olamaz.

Ülkücülük öyle bir gücün, kararlılığın ve heyecanın adıdır ki dağılmasını önleyemediği ülkesinde yeniden dirilişin ve yeni devletin kurucusu olmanın kaynağıdır ve de adıdır.
Bu kutsal kaynak hiç bir hal ve şartta kirli iş birlikler ile ve çaresizlik içinde teslimiyetçiliğin zaafı ile kirletilemez , lekelenemez.

İşte Manisalı ülkücülerin seçimle imtihanı burada başlıyor.

Tek bir ülkücü şehidin tabutuna omuz vermemiş ve mezarlarının yerinden habersiz, onlara bir fatihası nasip olmamış ve o şehitler verilirken seyretmiş olanlar mı, yoksa o şehitlerle kanı ve teri birbirine karışmış gazi Murat SANCAK ülküdaşımız mı tercih edilecek?
İmanına ve yüreğine güvenen ülkücülere akılları ve vicdanları yetmez ise Allah’a teslim olup istihareye yatsınlar. Bakalım Halil ESANDAĞ ve Selçuk DURACIK onlara rüyalarında nasıl görünüp neler diyecek...

Ülkücüyüm demek kolaydır, zor olan ülkücü olmak ve ülkücü kalmaktır.
YORUM EKLE