Ülkücülerin Zihnindeki ' Devlet ' Çelişkisi...

Milliyetçi olmanın en zor tarafı, milletimizin kurduğu, devletimize ait kurum ve müesseselerin stratejileri ile seçimle gelen Hükümetlerin paralellik taşıyan icraatları arasında tercihe zorlandığımız zamanlarda yaşadığımız çelişkilerdir.
"Devletimiz Kutsaldır " , " Devlet Terbiyemiz ", " Devletimizi Tartışmayız ve Tartıştırmayız ", " Devletimizi Böldürmeyiz " benzeri, sloganlaşmış tavizsiz zihinsel kastlarımız vardır. Bu cümlelerin neyi ifade ettiğini hiç sorgulamayız.
Acaba bu tavrımız ve duruşumuz her zaman dilimi için doğru mu ?...

Bizim dışımızda ister sol, ister bölücü, istersede dini markalı siyasi hareketler olsun hiç bir zaman böyle bir çelişkiyi yaşamamışlardır. Çünkü onlar her zaman tüm resmi ve sivil kurumlara hem müessese olarak karşı olmuşlar, hemde fikri ve ideolojik karşı duruşla, "devrim " hedefli strateji ile hepsini yıkmak üzere hareket etmişlerdir.
Hem devlete, hem hükümetlere hem de Türk Milletinin sosyolojik kavramlarına ayni anda karşı ve isyan halinde olma bütünlüğü içinde oldukları için de pratikte zihinsel bir travmayı hiçbir zaman yaşamamışlardır.

"Devletin kutsallığı " nı övmek ile Hükümet'in nefretimize sebeb olan icraatlarına karşı olmak arasında bir çizgide siyaset yapma stratejisi en büyük zafiyetimiz olup yaşadığımız başarısızlıklarında en önemli sebeblerinden biridir.

Devleti sorgulamadan, Hükümet'i hedefe koymak her zaman geçerli ve doğru mudur?...

MHP ," devletin kutsallığı " ve " devlet terbiyesi " gereği aldığı ve AKP yanlısı olmakla suçlandığı kararlarının ve meclisteki tavırlarının sebebini, " Devletimiz " için ortaya koyduğunu söylediği savunmasında haklıysa , demek ki hükümet " Devletin" isteği ile hareket ediyor anlamını çıkarmamız gerekmez mi?...
O zaman, " Devlet " le , " Hükümet " in işbirliği bizi neden rahatsız ediyor?..
Ya da tam aksi ; Devlet, Hükümet'in emrine girdiyse böyle bir "terbiyesizlik " yapmış devlete niçin terbiyeli davranalım?
Yok eğer " Hükümet " , " Devletin " emrine veya dümen suyuna girmiş ise o zaman niçin hükümet düşmanlığı yapalım veya hükümet karşıtlığımızın gerekçesi bu durumda ne olmalı?...

Gelin şimdi bu teorik varsayımları hayali bir senaryo ile son gelişen olaylar çerçevesinde müşahhaslaştırmaya çalışalım.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve hükümetleri otuz beş yıldır ABD ve AB destekli bölücü ve Kürtçü hareketin gerek siyasi, gerekse terörist kanadıyla bir mücadele içinde.

Bölücü hareketin tarihi derinliği ve günümüze kadar gelinen safhalarındaki hatalarımız ve zafiyetlerimizi de bir kenara koyalım ve " devletin aklının " 2011 den sonra şöyle düşünmeğe başladığını varsayalım.

Önce , Kürt varlığının coğrafi dağılımını masaya yatırdığını düşünelim.
Iran, Irak ve Suriye'deki Kürt varlığının sosyolojik, ekonomik ve eğitim durumu ile bulundukları ülkelere entegrasyon seviyelerine bakıp Türkiye Kürtleri  ile karşılaştırdığında şöyle bir tablo karşısına çıkmış olabilir.
Türkiye Kürtleri'nin nüfus, eğitim, ekonomik güç, sosyal hayatın her kademesine katılım oranı , bürokrasideki varlığı ve devlete entegrasyon seviyesi gibi kriterlerde mukayese kabul edilemez oranda diğer coğrafyalarda ki Kürt varlığına göre çok üstün durumda olduğu gerçeğini tespit etti.
İran'da güneyde bir bölgeye itilmiş ve Iran devlet ve halkından tecrit edilmiş eğitimsiz yarı göçebe bir Kürt varlığı.
Irak'ta ülkenin kuzeyinde tecrit edilmiş, devlet ve ordu bürokrasisinden, ülkenin tüccar ve iş adamı dünyasından uzaklaştırılmış, eğitimsiz ve arada bir kimyasal silah dahil devlet tarafından kıyıma uğramış perişan bir Kürt varlığı.
Suriye de ise durum daha da vahim.İran ve Irak ta yapılanlara ilave çoğuna kimlik bile verilmemiş, insan yerine dahi konulmamış.
Yukarıda ki durumla Türkiye Kürtlerinin durumu mukayese edilebilir miydi ?
Bu tablo Türkiye Kürtlerine hatırlatılmalıydı.
O zaman " ABD ve AB desteği ile gelen, federal veya bağımsız Kürt Devleti tehdidini önlemenin tek bir yolu vardı: Türkiye Kürtleri ile anlaşarak insiyatif almak ve Ortadoğu'da ki ABD ve AB in oturduğu " Kürt " masasına Türkiye Kürtlerini  yanına alarak oturmak.
ABD nin ve AB nin nüfuz edip yönetmeyi ve proğramlamayı becerdiği çoğu zamanda kandırarak yönettiği , Kürt hareketine yönelik stratejisininin aynısını; Türkiye, Türkiye Kürtleri ile birlikte izlemesin idi ?
Kandırmadan, dostça, samimi ve gerçekçi, ayrıca Kürtleri ağır bir bedel ve sonuçtan kurtarmak için.Kaldı ki tarihi, kültürel ve dini bağları açısından Türkiye'nin eli hem ABD hem de AB den daha güçlü iken?
Ve sonuçta Oslo sürecine karar verildi.
Oslo en çok kimi kızdır dı?
Kim Oslo sürecini ifşa ettirerek veya ederek Milliyetçileri Hükümet'in üzerine gönderdi.?
Paralel yapının Oslo sürecindeki pozisyonunu hatırlayanınız var mı?
PKK ve İmralı ile Hükümet'in işbirliği var diye ortalığı kim bir birine kattı?..
Ve halen Oslo ile başlayan sürece basın ve medya yoluyla en büyük muhalefetini kim yapıyor?
Varsayımlarımıza devam edelim.
Türkiye Kürtlerinin Oslo süreci ile bölünerek çoğunluğunun devlet ile ittifaka yönelmesi ve Türkiye yi arkasına alan Türkiye Kürtlerinin ; Iran,Irak ve Suriye Kürtlerine ağabeyliğe soyunması Ortadoğu'da ki tüm taşları yerinden oynatmaya yetti.

Devlet stratejisi ile Hükümet icraatlarının paralelliği ayni zamanda hem bizi , hem ABD yi, hem de AB ni rahatsız ediyor ve memnun etmiyor ise bu durum, bizlerin daha özenli ve dikkatli analizler yapmamızı gerektirmez mi?

2011 ve 17-25 Aralık sonrası "devlet ", AKP yi Türkiye'nin stratejik konumunun ve tarihi derinliğinin zorunlu kıldığı strateji yönünde bir şekilde veya zorlama ile de olsa ikna etmiş olamaz mı?
Ya da şöyle soralım.
2002 de ABD ve AB nin destekleri ile iktidar koltuğuna oturan ve BOP projesi eş başkanlığına getirilen Erdoğan ve AKP , 2011 den sonra ABD ve AB tarafından önlerine konulan ajandadaki işleri yapmakta gecikince, sözlerinde durmama eğilimine girince en sıkışık bir zamanda yani 17-25 Aralık operasyonu ile yolun sonu göründüğünde; " devlet ", " gel yanıma, beraber şu ABD ve AB saldırısına karşı koyalım" diyerek insiyatifi ele almış olamaz mı?
Ergenekon, Balyoz ve diğer benzer davalardan tutuklu olanlar bir haftada neden ve niçin serbest bırakıldı sizce?

Bu davaların baş tertipcisi ve operasyonun sahibi paralel yapı niçin " casus örgütü " ilan edildi.Tabi ki ABD , AB ve AKP işbirlikçi cephesi dağılınca cemaat karşı tarafta kaldı.

MHP nin genel merkez politikalarının zaman zaman bizlerce anlaşılamamasının sebebi aksi halde nasıl anlamlı hale gelecek.?
AKP nin iç politikaya yönelik parti kararlarına en sert bir şekilde muhalefet yapılırken,
"Devletin" stratejik hedeflerinin, hükümet kararları ile paralel olduğu durumlarda ise mecliste ve kamuoyunda hükümete verilen tam desteği başka türlü nasıl izah edeceğiz ?

O zaman sorun ne?

Türk Milliyetçileri için tehlikeli ve cevabının bulunması gereken soru şudur: Bizim hayalimizdeki kutsal ve korunması gereken " devlet " ile AKP yi dümen suyuna sokan ve onun sayesinde yüzde elli halk desteğini arkasına alan, bugünkü mevcut dış ve iç siyaset dinamiklerinin stratejisini sahneye koyan "devlet " , ayni devlet mi?

Her zaman vatanseverleri ve Türk Milliyetçilerini " çantada keklik misali " üç aferine gaza getireceğine inanarak , üçüncü sınıf siyaset esnafı ve " vasat aklı " ile dünyanın, üçüncü dünya savaşına gittiği bir süreçte Türk Milletini koruyabileceğine inanan " vasat akıllı devlet" acaba bizim terbiyeli davranmamız gereken " devlet" mi?

Türk Milliyetçilerini ve ülkücüleri üst düzey tüm devlet bürokrasisinden ve sivil toplum hayatından dışlayarak her sahada önünü kapatan " devlet ", MHP nin terbiyeli davranması gereken devlet mi?

Kalkıpta kimse bu işler Hükümet'in işleri demesin.

Kendi partisinin üst yönetimini ve devir teslim ettiği başbakanını bile kendi geleneğinden ve çizgisinden getirmeye gücü yetmeyen AKP mi sice ülkeyi yönetiyor acaba?
Herşeyin tek sorumlusu hükümet ise, devlet ortada yok ise biz hangi devleti kutsayıp ona karşı terbiyeli davranma yarışına giriyoruz? Kimin değirmenine su taşıyoruz?

Bu soruların zor ve analizlerin iddalı olduğunu biliyorum.

Ben bir siyaset bilimci, sosyolog ya da uluslararası ilişkiler uzmanı değilim.Sadece sade bir mühendisim.O yüzden sonuçları ve işin pratikte gözüken neticelerini anlamlı kılmak için sorular soruyorum ve cevaplar beni yukarıdaki varsayımlara ve analizlere götürüyor.

 İşte gelin şimdi bazı soruları da birlikte soralım.

ABD , AB, Paralel Yapı ve bağlı medyanın hedefinde sadece Hükümet mi var ?, yoksa Türk
Devleti ve Türk Milletinin Varlığı ve vatanının bütünlüğü mü var?

ABD ve AB niçin PYD ve PKK yı Türkiye'nin aksine ayni anda terör örgütü olarak görmüyor?

ABD , AB ve Paralel yapı " Oslo" görüşmelerinden niçin rahatsız?

ABD, AB Türkiye'yi bölmek isterlerken engel olan iç dinamikleri hükümet mi , yoksa devlet mi harekete geçiriyor?

Soğuk kanlılığını kaybeden ve Türkiye'ye karşı siyasetçisi ve medyasıyla tam cephe alan Almanya acaba sadece AKP den ve Hükümetinden mi rahatsız?

Türkiye'nin bölünmesini ABD , AB istiyor ve tavizkar, beceriksiz politikaları ile AKP bu bölünmeyi örtülü olarak destekliyor ve işi bilerek veya bilmeyerek  kolaylaştırıyorsa o zaman ABD ve AB , AKP Hükümet'i ile niçin kavgalı?

Paralel yapı çözüm sürecine karşı iken, Hoca efendi niçin Peşmerge ve PYD militanlarına dua edip şehid olarak ilan ediyor?

Paralel yapının Medya'sına göre Türkiye ile işbirliğine niyetlenen Türkiye Kürtlerinin büyük kısmı bölücü, hain, kötü Kürt ; fakat Peşmerge , PYD ve ABD ile AB ile ittifak eden Kürt iyi Kürt .Bu ayrım ve tercihin patronu kim?

Türk Milliyetçilerinin AKP ve Hükümetine karşı oluş sebebleri ile ABD ve AB nin hükümete karşı oluş sebebleri acaba aynı mı?

Daha birçok benzerini sıralayabileceğimiz görünür gerçeklere dayalı sorular bize gösteriyor ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti uzun süreli tehdit değerlendirmesi sonucunda ABD ve AB ile stratejik çatışma haline girdi.Ve bu konuda yakın bir zamanda da taraflar arasında anlaşma ihtimali ufukta görünmüyor.Kartlar buna göre açılıyor, Pozisyonlar buna göre alınıyor.Masa altında şiddetli bir boğuşma var.
Masa altı vuruşmaya bir örnek:
Paralel yapı casus örgütü soruşturmasına dönüştü.Bu örgüt hangi devletin veya devletlerin hesabına çalıştı acaba? (!).....Masa üstünde açıkca ifade edebilen var mı ?


Söylemeye çalıştığım zor husus şu: MHP nin parti politikalarında " devlet terbiyesi" gereği takındığı pozisyondan dolayı , Türk Milletinin bütünlüğüne ve varlığına yönelik yakın tehdide karşı, bazen hükümete destek verirken, devletle birlikte yumurtaları ayni sepete koyarak acaba Türk Milletini tek alternatife mi mahkum ediyor endişesidir.

Yukarıda varsaydığımız stratejinin başarısızlığı durumunda , " vasat akıllı devletin" kuyruğuna " , "devlet terbiyemiz" gereği takılan MHP ve Türk Milliyetçilerinin ( B ) Plan'ı var mı?

Unutmayalım ki, ABD ve AB'nin Türkiye karşıtlığının hedefinde sadece hükümet ve sözde evrensel ilkeleri değil, Türkiye Cumhuriyeti Devlet' inin bizzat kendisi var.

Yalnız hükümete karşı olmak yetmez.Bize karşı terbiyesiz ve ülkemizin geleceği için zayıf bir MHP planından vazgeçmeyen " vasat akıllı devlet' e karşıda terbiye sınırlarımızı biraz zorlamamız gerektiğine inanıyorum.
Yoksa iç ve dış siyaseti yorumlamaya çalışırken sürekli saçmalamaya devam ederiz.
En sonunda ne mi olur?
18.devletlerini kurmak için bugün şaşkın ve gafil olan Türkler,17. sinde olduğu gibi Türk Milliyetçilerinin önderliğinde , Batının " bu iş bu sefer tamam " dediği günden bir gün önce çizmelerini giyer ya Allah , Bismillah derler.
Bedeli ağır olsada.

Hakkı Şafak Ses
YORUM EKLE