ÜLKÜCÜLER YENİ PARTİ KURMALI MI ? ( 1 )

 Bahçeli tarafından siyasi güçleri darmadağın edilen ülkücülerin, kuruluşuna öncülük edeceği ve Türk milleti için düşündükleri hedefleri gerçekleştirecek bir partiye ihtiyaç duyulması ile ülkücülerin de içinde etkin bir şekilde paydaş olacağı, AKP ve Tayyip karşıtı gayrimemnun merkez sağ ağırlıklı ve CHP'den ümidi kesen sosyal demokratların da kendini ifade edebileceği bir siyasi partiyi kurmak birbirinden çok farklı yaklaşımlardır.

​Her siyasi parti ihtiyaçtan doğar. Bu ihtiyaç ya toplumsal talepler ya da farklı siyasi yapıların taktik yaklaşımları ve bazen de aynı siyasi partinin iç çatışmalar sebebi ile bölünmesi sonucu oluşur.

​İktidar hedefli bir siyasi partinin başarısı yukarıdaki üç sebepten ilki yani toplumsal çoğunluğun talebi olması ile doğru orantılıdır. Bu açıdan ve 16 Nisan sonrası ülkenin değişen yönetim biçimi ve değişmesi beklenen seçim kanunları açısından yeni parti ihtiyacını analiz etmemiz gerekiyor.

​Yeni parti ihtiyacının konuşulan gerekçelerine baktığımızda önemli iki toplumsal kabulün varlığı önümüze çıkıyor.

1- AKP ve Erdoğan’ın toplumu keskin iki karşıt cepheye bölme siyaseti ve bundaki ısrarı sonucunda oluşan, kızgın ve gittikçe nefrete dayalı odağı da oldukça yoğunlaşan ve %50'yi aştığı artık bilinen "Hayır" cephesi gerçeği.

2- Bu %50’yi aşan "hayır" cephesini muhalefet partilerinden CHP ve MHP'nin yeterli ve etkin temsil edemediğine parti üyeleri başta olmak üzere geniş kitlelerinin inanıyor olması.

​Bu iki sebep gerçektir ve yeni bir parti ihtiyacını oluşturan haklı gerekçelerdir.
Bu gerçekler, bir partinin kurulmasının teorik temelini oluştursa da bu talebin pratiği görüldüğü kadar kolay olmayıp ve netice alması da oldukça zordur.

​Düşüncelerimi paylaşmadan önce ifade etmek isterim ki odağında sadece ülküdaşlarının olacağına inanarak yeni parti oluşumuna heyecanla katılacak ve destek verecek dava arkadaşlarımın birçoğunun azmine saygı duyuyor ve hak da veriyorum. Bu açıklamam ışığında dostça ikazlarımı ve düşüncelerimi onların da yanlış değerlendirmeyeceklerine inanıyorum.

​Dikkate ilk almamız gereken husus Türkiye’nin 16 Nisan referandumu sonrası seçimlerle oluşacak "yeni yönetim" şeklinin nasıl olduğunu ve oluşacağını çok iyi kavramamız gerektiğidir.

Yeni sistemde, eskiden olduğu gibi "tek bir oyla" hem TBMM'yi (yasama) hem de Hükümeti ( yürütme) aynı anda seçemeyeceğiz.

Aslında "Bakanlar Kurulunu" oluşturacak hiç kimseyi de eskiden olduğu gibi oy verdiğimiz partiler üzerinden seçemeyeceğiz.

İki ayrı oy kullanarak birinde TBMM'yi oluşturacak milletvekillerini diğerinde ise yürütme yetkisini kullanacak başkanı seçeceğiz.

Bu yeni sistemin gücü ve en zayıf halkası işte bu iki oyu kullanmamızdaki tercihlerimize bağlı olacak.

%50,1' i alamayan başkan olarak seçilemeyecek fakat %40-45 arası oy alan parti ya da "cephe" Mecliste 301 sandalyeyi aşabilecek fırsatı yakalayacaktır.

Uyum yasaları yapılırken yeni seçim sistemine bu doğrultuda ince ayar yapılacağı muhakkak.
Dar bölge ya da daraltılmış bölge açıklamaları bu ayar çalışmalarının işareti.

Başkanı seçen parti aynı zamanda Mecliste de çoğunluğu yani 301'i aştığı takdirde geri kalan milletvekillerinin, ne kendilerinin ne de partilerinin hiçbir etkinliğinin olamayacağı gibi önemleri de kalmayacaktır.

Dışarıya karşı " tek adam rejiminin " meşruluğunu sağlamak üzere yeni demokrasi oyununun " maaşa bağlanmış" figüran vekiller olmaktan başka bir işe yaramayacaklardır.

Şimdi işin matematiğine bakalım.

Kurulacak parti hem başkanı seçmek hem de mecliste çoğunluğu almak istiyorsa başkanlık için %50,1'i ve Meclis çoğunluğu için de en az %45'i hedeflemeli. 
Bu durumda iktidar, tek parça olarak ve bugüne kadar bilindiği ve görüldüğü gibi iktidar gücünü devlet otoritesi ile birleştirip orantısız ve demokratlıktan çok uzak bir kampanya ile seçimlere girerken muhalefetin çok parçalı olması kimin işine yarar?

Erdoğan’ın başında olduğu AKP'nin, anketlerin aksine %40'lara düştüğünü varsaysak CHP, MHP,HDP ve yeni parti %60'ı bölüşecek.

Bu tablodan %50,1 çıkar mı?

​Yüzde elli biri bulamasa da Ülkücülerin merkezinde olacağı ifade edilen bir merkez partinin en azından iki şeyi kesin başarma şansı bulunmaktadır:

1-Eğer Erdoğan Bahçelinin imdatına yetişip barajı %3-5'e düşürmezse MHP'yi kesin baraj riskine sokacaklar ve bu durumda Bahçeli dahil mevcut MHP'li vekiller Meclis dışı kalacaklardır.

2- Yeni partinin barajı aşacağına kesin gözüyle bakıldığı için (Anketlerin öyle söylediği ifade ediliyor.) bu durumda Bahçeli’nin MHP'den ihraç ettiği ve MHP'de siyaset yapma imkânı bulamayan bazı arkadaşlarımız vekil olarak Meclise girme şansını yakalayacaklardır.

​Ülkücüler açısından başında Bahçeli’nin olduğu bir partinin Mecliste olması ile olmaması arasındaki tek fark; layık olmayan, hak etmeyen ve bugüne kadar hareketimizi yeteri kadar rezil eden bazı zevatın Meclis dışı kalarak yüreklerin bir parça soğumasıdır.

​Kılıçdaroğlu’nun uzun yürüyüş atağı CHP'de hem koltuğunu sağlama aldı hem de oy çıpasını %30'lara atmasını sağladı.

Kurulacak yeni bir partinin AKP karşısında sosyal demokratlardan gelecek oy payını bu yürüyüş oldukça düşürdü.

Ve CHP'nin AKP karşısında "büyük parça bizde, gelin bizim çatımızda birleşelim." çağrısını yapma cesaretini de yine bu uzun yürüyüşün verdiği hava sağlayacak gibi görülüyor.

Erdoğan’a ve AKP'ye muhalefetin referandumda olduğu gibi parçalanmadan, önce Meclisi, ikinci turda da başkanı muhalefetin belirlemesinin yolu var.

Ama bunun yolu kesinlikle yeni parti kurmaktan geçmiyor.

Yeni partinin mevcut rüzgârı sadece, MHP’nin olmadığı Meclis’e, onun yerine belki yüze ulaşacak yeni partinin milletvekilleri arasında ülkücü yeni yüzlerin olmasının yolunu açmış olacaktır.
Bunun dahi olması için yeni seçim sistemi kanunlarını beklemek gerekir.

Bu gerçeği söylemeseler de yeni parti için destek mesajları veren bazı isimler bu durumun farkındalar ve MHP'de kendileri için kapalı olan Meclisin yolunu ancak böyle açabileceklerini de çok iyi bilmekteler.

Peki, sadece bu iki amaca hizmet edecek olan ülkücülerin merkezinde olacağı bu siyasi parti başka neye hizmet edecek ve bana göre hangi yanlış stratejilerin kapısını açacak?

Hatırlayın, 1 Kasım seçimleri sonrası MHP yönetimine karşı o güne kadar görülmemiş bir yoğunlukta ve şiddette ciddi taban muhalefeti dalga dalga büyüyordu. Eğer işin tabi seyrinde gitmesi sabırla beklense ve oluşan fırtına iyi yönetilseydi bugün durum bambaşka olurdu.

O günlerde çok yazıp söyledik. Merak eden arkadaşlar eski yazılarımıza bakabilir. Oluşan ve gittikçe toplumsal baskı ile fırtınaya dönüşecek rüzgâra yanlış stratejide yelkenler açıldı ve yanlış strateji üstüne, yanlış taktiklerle büyük muhalefet gücü heba edildi.

Delege, imza, olağanüstü kongre süreci çıkmaz sokak dedik.Bunlar denendi bu yolla olmaz dedik. Bugün eğer hayallerimizin ve ülkülerimizin kalesi MHP, AKP'nin kucağına düşmüşse bunun en önemli sebebi olağanüstü kongre sürecinin mahkeme yollarındaki serüvenidir. 
Bu konuyu artık fazla tartışmanın bir faydası yok. Olan oldu.Şimdi önümüzde yeni gündem var.Önemli olan yeni bir stratejik hata yapmamak.

Aynen 1 Kasım sonrası benzer bir durumla karşı karşıyayız.

AKP ve Genel Başkanı Erdoğan'a karşı gittikçe büyüyen bir muhalefet rüzgârı var. Bu rüzgârın büyümesinde 15 Temmuz sonrası FETÖ mücadelesindeki yetersizlik ve güvensizlik ile 16 Nisan referandumu sonrası şaibeli ve tartışmalı seçim sonuçlarının hâlen devam eden etkisi vardır.Ve bu etki hız kesmenin ötesinde tersine büyüyerek devam etmektedir.
Devlet mekanizmalarının liyakattan uzaklaşarak partizanlaşması halkın dikkatinden kaçmamakta ve sessiz muhalefet büyümektedir.

​Büyüyen ve büyümeye devam edecek AKP karşıtı bu rüzgârı tek parti çatısı altında parçalı muhalefetin varlığı bilinmesine rağmen toplama iddiası ne kadar doğrudur ve mantıklıdır?

​Yapılması gereken, bugün %50'yi geçtiği kesinlikle bilinen muhalefet cephesinin gücünü birinci hamlede TBMM'ye ikinci hamlede yani ikinci turda başkan seçimine bölmeden, parçalamadan nasıl yönlendirebilirizin yolunu, yöntemini bulmaktır.

​Yeni parti konusunda ısrarcı ve kararlı olan Ülkücüler 1 Kasım sonrası MHP muhalefetinin iyi niyetle de olsa neticesiz kalmasına sebep olan bir strateji izlediler. 1 Kasım’da oluşan muhalefet rüzgârında kendi sörflerini şişirme yarışına girerek aslında bilerek ya da bilmeyerek bugün geldikleri yerin temelini attılar.

​Bugün de AKP ve Erdoğan karşıtı, giderek büyüyen muhalefete yine kendi sörflerini açma çabası içindeler.Ve korkarım ki bu sefer gittikçe büyüyerek toplumsal refleksin "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır." stratejisi ile AKP iktidarını sonlandıracak büyük uyanışının önünü kesecek ve Erdoğan’ın 2019’da üst üste üç seçim zaferi daha kazanmasını sağlayacaklardır.

Dikkat edilirse manipülasyonlu anketler, (Çünkü kendileri yaptırdıklarını söylemiyor. ) Bahçeli’nin yeni parti için ülkücüleri bilinçli olarak dağıtmaya özellikle hız vermesi, AKP çevrelerinin Meral Hanım odaklı ülkücüleri aşırı tahrikleri, ABD merkezli yabancı basında Erdoğan’a karşı Meral Hanım mesajları ( Bu taktik çok önemli.Çünkü ABD başta olmak bu üzere, Batı henüz Erdoğan’ın devrini samimi olarak sonlandırmak istemiyor.) hepsi aynı hedefe yönelik: Ülkücüler bölünmeli ve yeni bir parti yoluyla AKP muhalefetinin cephesi bir kez daha parçalanmalı.

​Bazı arkadaşlarım kızacaklar belki aşırı tepki de verebilirler. Fakat gerçek bu. Sistem değişti. Kimse değişen sisteme karşı eski "parti, seçim ve iktidar" denkleminin işe yarayacağını sanmasın.

Peki yeni parti çare değilse çare ne?
Sisteme teslim mi olalım?
Bizi hiçbir şekilde temsil etmeyen Ülkücülükle ve Ülkücülerle işi olmayan AKP yancısı MHP'ye mi mahkûm olalım?

Elbette hayır.

Bunun yolu var. Eğer AKP ve Erdoğan'a karşı muhalefeti sadece " parti" kurarak olur parantezinden kurtarır ve 16 Nisan’da başarı ile uygulanan "Hayır" cephesini dağıtmadan yeni metot ve strateji ile yeni hedefe kilitleyebilirsek bu işi kesin başarırız.

Henüz yeni seçim sisteminin ne olacağı belli değilken erken konuşup birilerinin aklına karpuz kabuğu düşürmenin âlemi yok.

Birbirimizi kırmanın, üzmenin ise ne yeri ne de zamanı. Yeni parti kuruluş çalışmalarına arkadaşlarımız devam ederken stratejik aklı unutmamalı hırs ve intikam duyguları ile tepkiler vermemelidirler.

Bir misyon partisi kurmayacaklarını hem biliyor hem de ilan ediyorlar. Bu yüzden Ülküdaşlarımız arasında kim daha iyi ve doğru Ülkücü yarışına girmelerine ve Ülkücülüğü en iyi biz temsil ederiz iddialaşmalarına hiç gerek yok.

Çünkü eninde sonunda Türk milletinin en kritik gününde hepimiz aynı safta buluşacağız.
​Bu yazımda yeni parti olayına yeni sistem ve olabilirlik gerçeği üzerinden yaklaşarak düşündüklerimi sizlerle paylaştım.

Gelecek yazımda konunun Ülkücüler ve Ülkücülük açısından özgül ağırlığı ve MHP'ye rağmen "Ülkücüler "yeni bir parti kurmalı mıdır ? üzerine olacaktır.
​Allah’a emanet olun.

​Hakkı Şafak SES

YORUM EKLE