Ülkücü Siyaset

 Siyasetin amacı bu yolla ülkeye hizmetse ,siyasi bir yapının birinci meselesi ideolojik ve siyasi olarak,doğru bir noktada durmaktır.MHP geleneğinin Bahçeli dönemine kadar en önemli vasfı da budur.

 MHP, günlük konjüktürel gelişmeleri ülkenin önünü açmak,siyasetin vasatını milli menfaatler yönünde değiştirmek yolunda her fırsatı değerlendiren bir geleneğin takipçisi olarak varola gelmiştir.

 Ancak bu günkü MHP , dünkü AP ,DYP çizgisinin takipçisi görünümü vermektedir,Türkeş MHP'sinin değil.

 Bahçeli ,Türkeş iradesinin değil, Demirel kemiksizliğinin ,Ecevit sığlığının devamı olmayı tercih etmiştir.

 28 Şubat Türkiye'sinin ABD güdümündeki derin yapısı ülkücüler içinden bir hizbi devşirmiş, ortaya bugünkü MHP yönetimi ve politikaları çıkmıştır.

 Tabii ki ideolojik söylemi Türk milliyetçiliğidir.Ancak siyasi pratiği, tez 'e dayanan bir siyaset yerine ,içte ve dışta statükoyu savunan ,ülkücü hareketin varoluşuna aykırı bir zihniyetin ve politikaların savunuculuğuna hizmet etmektedir.

 Ülkücülük politik bir şuur, politik bir tavrı gerektirir ,fakat bundan ibaret de değildir.Ülkücülük bir iman ve iradedir,hedef tutma ve hedefe kilitlenmenin adıdır ülkücülük...

 Günü doğru okuyan bir siyasi analiz ,Türkiye'nin iç ve dış imkanlarını sonuna kadar zorlayacak ve mevcut statükoyu kıracak ,milli hedeflere yönelmiş siyasetler oluşturulmadan ,devleti bir hedefe kitleyecek siyasi ,ideolojik bir program ortaya koymadan ,politik bir şuur ve tavır sergilenemez.

 Bunlar olmadan da bir kadroya hedef tutturabilmeniz ve onu hedefe kitleyen bir azim ve irade oluşturabilmeniz mümkün değildir.

 Bu durum ülkücü bir siyasetin ilk şartı olmazsa olmazıdır.. Bunlar olmadan da siyaset yapılamaz mı ? yapılır tabii ve yapılmaktadır da, ama bunun adı ülkücü siyaset değildir..
 Türkiye'nin sisteminin ,başından itibaren ülkücüleri düşman bellemesinin nedeni,Türkiye'nin klasik siyasi yapıları gibi değil ,bahsettiğimiz paremetreleri ölçü alan bir yol izlemesi dolayısıyladır.
 Türkiye'de statükonun alanını daralttığı siyaset,Türkiye ve dünyadaki hakim güçlerin,çevrelerin emrinde,sınırları belli bir alanda yapılır ki,asli mevzuu siyasete tahsis edilen belirli bir rantın paylaşılması karşılığı milletin gazını almaktır.

 Sahibi meçhul ''devlet politikalarını'' uygulamakla görevli siyasi yapılar ,aslen kısa ömürlü iktidarlarında! hiç bir şeyin ne faili ne de mes'uludür.Kötü gidişatın halk nezdindeki sorumluları olarak ,gerçek sorumluları,düzenin gerçek efendilerini aklamak dışında ''gerçek siyaset''le pek bir ilgileri yoktur.

 Onların nezdinde siyaset hırpalanır,millet iradesi iktidardan uzak tutulur. Maddi manevi rant karşılığı suçu üstlenen mafya tetikçileridir adeta Türkiye siyasetçileri.

 28 Şubat iflas eden Türkiye düzeninin ,ülkücüler olmadan ,yeniden makyajlanarak sürdürülmesinin adıdır.Ancak geldiğimiz noktada bunun imkansızlığının,millete deli gömleğini bir defa daha giydirmenin mümkün olmadığının ispatıdır.Millet bir biçimde her yapıyı dönüştürmekte ,tabii yatağına yönelme azmini göstermektedir.

 Sistemin bir parça halka dayanma mecburiyeti dahi ,sistemde sahipleri tarafından kabul edilemeyecek değişikliklere sebep olmaktadır ,tamda bu yüzden Türkiye de kurulu düzenin yaşama şansı bulunmamaktadır.

 Milletin, kapalı kapılar ardında oluşturulan nesebi belirsiz,hesapta devlet politikalarına artık karnı toktur.Gün geçtikçe perdenin ardı öne çıkmakta ,siyasetin gerçek yapıcısı kirli çevreler,gerçek niyetleri ile teşhis edilebilmektedir.

 Halkın iradesinin bölünerek ,çarpıtılarak,devlet yönetiminden uzak tutulması,güçsüz ve itibarsız siyasetçilerle temsilin düşük profilli tutulması , Siyaset rant ve kirlilik alanı haline getirilerek güçlü şahsiyetlerin politikanın dışına itilmesi ,ısrarcı olanın sürekli kampanyalarla karalanarak etkisizleştirilmesi ,yoluyla sistemin sürdürülebilmesi artık mümkün görünmemektedir.

 Hormonlu sömürge aydınları ,sermaye çevreleri ve mütareke basını ,sistemin sürdürülebilmesinde kilit rol oynamaya devam etmeye çalışsa da ,adeta her pisliği yıkayan bir deterjan ,her doğruyu cezalandıran engizisyon mahkemesi görevine devam etse de ,milletin gözünde belli çevrelerin menfaatini kollayan ''gayrı milli çete'' pozisyonunu sağlamlaştırma dışında, fazla bir etkinliği yoktur.

 Ülkücülerin bir kısmınında devşirilerek oluşturulan ve ülkücüler yerine ikame edilmeye çalışılan dijital destekli ''Fethullahçı kadro'' operasyonunun iflası ile sistemin mevcut kodları ile yaşama şansı bitmiştir.
 Burada bir parantez açarak önemli gördüğüm bir konuya değinmek istiyorum. 70-80 arası Türkiye sokaklarında akan kan binbir komplo teorisinin konusudur ve bu teoriler bir çok gerçeği de içinde barındırmaktadır Ancak üstü örtülemez bir gerçekte şudur; yaşananlar ülkeyi yaşanmaz kılan bir düzen nefretinin ,metodu ,hedefleri saptırılsa da bir başkaldırı ruhunun, yeni bir düzen arayışının ve milletin sınırsız dinamizminizde bir göstergesi idi.

 Bu gün bu dinamizm bilgi ve tecrübe birikimlerini de yüklenerek bambaşka formlarda da olsa düzenin hakimlerini sıkıştırmakta ,Türkiye'nin mevcut düzeni bir biçimde sona ermektedir.
 Hemen belirtelim ülkücü hareket Türkiye'deki hakim düzene alternatif yerli ,milli bir duruşun adıdır.Ne parlamenter sistemin bekçisidir,ne gayri milli düzenin .laikçi geçinen liboşlarında ,sosyalist,komünist,kemalist geçinen düzen ürünü sahte muhaliflerinde ne yoldaşı nede korumasıdır.Bu çevrelerle saf tutacak hiçbir asgari müştereğimiz mevcut değildir.
 Bilakis ,bu çevreler iç ve dış ihanet odaklarının etkisinde operasyon unsuru olduğu sürece bu hareketin siyasi rakibi bile değil ,düşmanıdır.

 Türkiye'nin iflas etmiş klasik sağ parti oportünizmini MHP ile yeşertmeye çalışan'' batı tuzağı'' MHP 'yi var eden iç dinamiklerin ve milli şuurun farkında değildir. Tepeden kontrol ettiklerini varsaydıkları ülkücü hareketin , aslında hiçte kontrollerinde olmadığının ,yaşanan süreçte göreceklerdir.

 ABD ve Almanya'nın Türkiye'de operasyon kaabiliyetleri azalıp , tükendikçe kullandıkları unsurlar millet tarafından tasfiyeye uğradıkça ,ülkücülerin iktidar özlemleri üzerinden Türkiye'yi maniple etme denemeleri de artacaktır.

 Ancak ''savaşımız vurguncu düzenedir'' ,''Çağrımız İslam'da dirilişedir'' sloganları ile tarihi bir direnişe imza atmış bu hareketin genetiğini bozmaya,kurt'u evcilleştirmeye kimsenin gücü yetmez...
 Ülkücü hareketi Bahçeli ile kontrol altına aldıklarını ,etkisizleştirdiklerini ,yeni form altında kullanabileceklerini düşünenler evdeki hesabın çarşıya uymadığını anlamakta gecikmeyeceklerdir.
 Teşkilat bazında kontrol ettiklerini düşündükleri hareketin , zihinsel bazda Türkiye de ciddi bir etkinliğe sahip olduğunu ve kontrol edilemeyeceğini anlamış olmaları gerekirdi.
 Yok ettiklerini sandıkları Türkeş geleneğinin bu milletin ruhu olduğunu,diri ve hakim olduğunu ,dünya durdukça bu millete hakim bir hakikatin ifadesi olduğunu anlamalarını beklemiyoruz .Ancak bu gerçekle yüzleşecekler, bu coğrafyada adım adım gerilerken,çok gurur duydukları medeniyetlerinin içi boş, kof bir illüzyon, insanlığa zulüm ve adaletsizlikten başka bir miras bırakmayan kaba bir güç ,tiksinti veren bir tahakküm aracından ibaret olduğu gerçeğini de yanlarında götürecekler.

Batı , insanlık vicdanında ''insanlık dışı'' hükmüyle mahkum,özürlü medeniyetlerinin eriştiği maddi güç ve teknolojik üstünlüğün bu bitişi engelleyemeyeceği gerçeği ile de tanışacaktır.
 Ülkücüler insan haysiyetine ,insan şahsiyetine sonsuz saygı duyan ve insanı yüceltecek bir imanın mensupları olarak ,yeni bir Türk-İslam medeniyetinin habercisi ,öncüsüdür.Bu gün garip ve yalnızdırlar ancak haklı ,güçlü bir davanın ,gururlu yolcularıdır.İradeleri bu davayı her şartta muzaffer kılacak bir aşk'la yıkanmıştır,yaşadıkları her zorluğu kıracak bir bilenmişlik taşımaktadır.
 Zafer , bir hak davasıdır ve onu hak edecek ruh ,bu milletin genetiğine sinmiştir.Hükmünü yürüteceği zaman ve zemini kollamaktadır...
 Gözü olana gün ışımıştır..

 Baki selamlar....
 

YORUM EKLE