Ülkücü Romantizmi

Bizim neslimiz gençliğini bir fanusta yaşadı.Hiç birgün akşamın,hiç bir gece sabahın olacağını düşünmeden''işimize'' baktık..Çileli idi işimiz,zordu..Her an ölümüne riskler barındırıyordu,zafer; ''turan''dı...Yarın yaşayacağımıza dair ümit dahi,eskilerin tul-u emel dediği cinsten,horlanan bir umuttu..

Hayatın gerçeklerinden kopuk olmak,tabii gerçekliğimizdi,zaten öylesine bir hayatı reddetmekle başlamıştık işe,''isyan ahlakı'' ile ahlaklanmış,tüm acemiğimizle herşeyi sorgulayan,öğrenmeye aç,her şeyi çözmeye talip bir nesildik.Kendi içimizde yetersizliğimizi sorgular,dışımızla mücadele ederdik.Çünkü niyetlerimiz halis,başlangıç noktalarımız hakiki,eylemlerimiz inandığımız gibi idi..Aklımız ve bilgimizin biraz noksan olduğunu da bilirdik! Yine bilirdik ki yalnışlarımız dahi halisanene niyetlerimize bağışlanacak masumuyettedir.. Kendimizden emin ,işimize bakardık..

Yaşadığımız ,maruz kaldığımız adaletsizlikler,ağır saldırılar,maddi ,manevi zulm , hiç bir zaman ruhumuza nufus edemedi ,bizi teslim alamadı,eğilmedik,bükülmedik, ezilmedik ...Kendimizce mutlu, cennette idik....

Ateş çemberinden geçen, ateş gibi bir nesildik,niyetimiz tarih yazmak,iz bırakmaktı sadece, ...Yazdıkta...İz bıraktık mı? Evet..

Amma....

Evet, ne yazık ki amması da var, o izlerin takipçilerini yanıltabilecek.

12 Eylül sonrası cennet'ten kovulduk..Dünyaya ve onun gerçeklerine yapayalnız terkedildik..Fert olarak gerçek imtihanımız ve kendimizle gerçek yüzleşmemiz ,herhalde o tarihte başladı.

Niyetlerimiz yine halisti amma ,her kafadan farklı bir ses çıkıyordu artık,akıllar konuşuyordu şimdi,nefislerle birlikte hemde..

Gökyüzünden yerin gerçeklerine paldır küldür düşenler,farklı sesler çıkarıyordu şimdi,kendi meşreplerince..Birlikteliğin büyüsü bozulmuştu,kimi yorgun ve üzgündü,kimi çaresiz ve aç,kimi aldatılmış hissediyordu kendini,yalnızlık ve anlaşılmamak bitirmişti bazısını..Yenilmişlik,bazılarının isyan duygusunu daha bir kamçılamış,bazılarını yanlış mı yaptık? şüphesine düşürmüştü.

Kimileri idam sehpalarında zaferini kutladı,ruhunu sattı kimileri ucuza...Kimilerinin payına zindan düştü,kimileri gurbetlere yürüdü, bir başına...Kimilerini ikbal rüşveti ayarttı,kimilerini istikbal ...Kimi teslim oldu hayatın akışına,uslandı,akıllandı,kimi kılıcını biledi yarına...

Birer birer eskittik o güzel duyguları

Dostlar gibi hep anılarda kaldılar

Çarmıhlarda sevmiştik gülyüzlü çocukları

Haram kucaklarda uykulara daldılar.....

Ülkücüler istisnaları hariç normalleştiler!!Gerçi geçmişlerinin kalıntıları,''cennet hatıraları''hiç yakalarını bırakmadı..Amma akıllandılar!!

Ne yazık ki bu akıl vahyin önderliğinde insanı semalara uçuran''aşkın bir akıl'' değil,dünyanın maddi gerçeklerine teslim olan ,onu yönetmek ve yenmek yerine,ona teslim olan,muhataplarının,rakiplerinin aklıyla özdeşleşmiş;insanın gücünü,herşeyin üzerinde hakim,yönlendirici,şekil verici özelliklerini ihmal eden bir akılla benzeşmişti..

Bu cümlelerde nice kahramanın nice yanlışları saklıdır ki; içini kanatır kimilerinin,kimilerince mazur görülür..

İstisnaları,kendi renk ve şekillerini muhafaza edebilen bir azınlığı tenzih ederek,hiç bir aşağılama,ihanet isnadında bulunmadan,bir tesbit yapmaktır derdim,olanın ;kadim bir hakikatin farklı nefislerdeki tezahüründen ibaret olduğunu izahtan başkada bir niyetim yoktur.Her biri bir bakış açısından kendi içinde tutarlı bir normalliktir,hepsinin kendince faydalı olduğu bir alan ,zemin vardır.

Ancak himmet sahibi istisnaları,bu hareketin gerçek sahipleri olarak ayrı tutmak,herkes nefsi ile meşkulken,onların ''dava'' ile meşkul,başladıkları noktayı unutmayan kahramanlıklarını,azim ve kabiliyetlerini tesbit etmemek,hakikate ihanet olur.

Hayat karşısında yenilmişlik bir gerçeklikten ziyade bir duygudur ki ;onunla başa çıkabilmek her babayiğitin harcı değildir.Onunla ancak himmet sahibi,hiç bir şartta yenilmeyen ,yıkılmayan ''dava adamları'' başedebilirler,onlar istisnalardır;yarına kalan,yarını yapan da günün gerçekliğine direnen,onu yenen istisnalardır.Gerçek dava adamları himmet sahibi bu yiğitlerdir.

Bu duruma bugün ''ülkücü romantizmi'' diyerek,hayatın dışında bir gerçeklik olarak bakabiliriz.Bizim neslimiz bu romantizmi hayatın ta ortasının bir gerçekliği haline getirmenin şerefiyle ne kadar öğünse azdır.Hayellerini bir milletin gerçekliği olarak şahsında cisimleştiren bu nesil,Türk ruhunun destanlardan süzülüp hayata el koyuşu gibi ,istisnayı olağan yapan bir nesildir.

Bıraktığı doğru izlere basanlar,dünya gerçekliğinin değişebilen,azmedilirse cennete dönüştürülebilecek bir yapıya sahip olduğunu görebileceklerdir.Einştayn''mantık insanı A' dan B'ye götürür sonsuz gerçekliği kavramanın yolu hayellerdir''.diyordu,akla köle dünyaya..

Biz hiç mantık adamı olamadık,olmamalıydıkta..Biz hür insanlardan oluşan,hür ve adil bir dünyayı arzulayan ve bu ideale öncülük edecek bir milletin,Türk milletinin hizmetkarı olma,Allah'ın adını yeryüzüne hakim kılma,ona nizam ,düzen verme ülküsünün bir neferi olarak yola çıktık,ilk zamanlarımızda da adanmışlığımızla ,asr- saadetteki sahabe sinyalleri verdik...İz bıraktık.....Cennetle müjdelenmiş o sahabelerin sonraki bazı davranışları ile dünyevi birtakım yanlışlıklara düştüğünden bahsedilebilmekte ,biz hatalardan nasıl salim kalabilirdik?..

Allah (c.c) şahittir ki,ülkücüler bu milletin ,bu dinin ve insanlığın hizmetkarıdır,ebediyete kadar bu misyonu taşıyacak''öz''onlarda mevcuttur.Bu öz onları yaşatacak,kainata mutluluk,umut taşıyacak güce sahiptir.Yeterki biz hafızamıza sahip çıkalım,gündelik mevzuları aşarak,misyonumuzu her dem taze tutarak,istikametimizi dava adamlarımızın rehberliğinde belirleyelim.

Gerisi Hakk'ın takdiridir; görelim mevlam neyler ,neylerse güzel eyler diyebilme hakkı,azim ve iradesi ile üzerine düşeni bihakkın yerine getirmiş ülkücülerin hakkıdır.

Baki selamlar...

YORUM EKLE