Turşu tadında Parti-2

 enarından, köşesinden de olsa “maddi, manevi, müzaheretler” konusuna değinmek, ilgilisine programda yer alan bazı hususlarda sorular yöneltmek istiyoruz..  

Günümüz siyasetinde temel unsurun maddiyat olduğu, maneviyat unsurunun buharlaşmaya yüz tuttuğu, insan unsurunun ekseriyetle baş sallayan emme-basma tulumba tabiatlı, hakperestligi; çıkarlarıyla sınırlı, sadakati; önce Türkiye düşmanlarına, en son Türk milletine, fazileti; Hak namına sormak yerine, şeytan namına suskun, kimselerin tercih edildiği gerçeği karşısındayız.

Oysa memleketin, milletin, hakiki ihtiyacı; ahlak zeminine oturmuş, Hak namına hakkı arayan,   ilkeli, ülkülü siyaset ve siyasetçidir. 

Kimin ne kadar maddiyata, ne derece maneviyata sahip olduğunu ölçecek aletimiz, kerametimiz olmadığımıza göre, iki seneyi aşkın zamandır döndürülen değirmenin suyu nerden geliyor? Sorusunu ilgilisine sormak durumundayız.

İlgilisinin de bu soruya makul bir cevabının olması ahlaki gerekliliğidir.

Değirmen, “Siyasi mesaisinin hesabını vermiş, mesuliyetten vareste, memleketin, milletin, hakiki ihtiyaçlarını müdrik kişilerin maddi müzaheretleri” ile dönüyorsa bunun açıklanması bir mahsur teşkil etmeyeceği gibi, bilakis faydalı olur.

Bu sorunun karşılıksız kalması, tabii olarak başka soruları beraberinde getirecektir.  Üzerinde açık-gizli çekişmelerin yaşandığı kamuoyuna yansıyan, bazı mevkilerin paraya tahvil edildiği duyumlarını doğrulamış olur ki bu felaketlerin habercisi ilkesizliktir.

İlk günden kara parayla teslim olan bu ilkesizliğin, ülkenin başına getireceklerini düşünmek bile zor. Hal böyleyse, Perşembenin gelişi Çarşambadan belli olmuştur.

“İyi şeyler olacak” sözüne umutla bağlananları “kem alet ile kemâlât olmaz” vecizesi ile uyarıp; Allahtan, emperyalizmin kullanışlı tüccar zihniyetler eliyle kuşatıp, soyup soğana çevirdiği ülkemizi, yenilerinin elinden kara paraya tahvil edilmesine fırsat vermemesi dileyelim.

 

3 Ekimde maksatlı olarak basına sızdırılan, maksatlı olduğu için bugüne kadar tekzipte edilmeyen program taslağında yer alan; kamuoyunun tepkisini çeken hususlara girmeden önce, taslak veya eskiz çalışmalarının neden önemsenmesi gerektiğini özetleyelim. Taslak metinler, eskizler, düşüncenin ham şekilde dışa vurması, zihni arka planının yansımasıdır. Bu sebeple iki yüz sayfayı aşan taslak metinde yer alan zihni arka planın bir kısmına, özet niteliğinde yetmiş sayfa olarak açıklanan metinde yer verilmemiş olması, asıl metinden çıkartıldığını göstermez. Asıl metinden çıkartılmış olsa bile bu zihni arka planın üzerinde durmak, açtığı sorulara cevap aramak gerekir.

 

Türkiye’nin NATO üyeliği, soğuk savaş döneminin bir dayatmasıdır. NATO‘nun, dolaysıyla da Batını, bu dayatmayı Türkiye’nin güvenliğinden çok Türkiye’yi kuşatma, iç-dış siyasetine müdahale aracı olarak kullandığı; birçok dinci ve sol örgütü kurup, Türkiye’nin istikrarını bozdukları yazdıkları kitaplarla, raporlarla ortada durukken, otuz sene önceki mantıkla NATO değerlendirmesi abestir, ayıptır.

Bugün Ortadoğu’da ki kan gölü BOP projesinden, BOP projesi NATO‘dan bağımsız düşünülebilir mi? Türkiye’nin NATO ya girmesiyle başlayıp, derinleşen, toplumsal bölünmeler Türkiye’nin gerçeği değil mi? 15 Temmuz, NATO gerçeğinin son fotoğrafı değil mi? 

15 Temmuz FETÖ kalkışmasından sonra NATO yetkililerinin FETÖ hainlerini sahiplenen açıklamaları ortadayken, parti programına NATO özelinde başlık açılmasının özel bir mesaj olmadığı söylenemez. Başlığın altının sade suya tirit cümlelerle doldurulması, içe dönük bir gaz almadır. O kadar.

NATO ya savaş açmalarını isteyen yok. Lakin ısrarla savunmalarının anlaşılır yanı yok. Kamuoyunda oluşan tepkiler karşısında, 15 Temmuzu yok sayıp, diğer partilerin kuruluş tarihleri dikkate almadan, emsal gösterip; “diğer partilerin programlarında da var, olmayanı gösterin” Savunması içler acısı bir duyarsızlık, mugalata, saptırma.

Ardında bu kadar sıkı durulması belki de bir dayatma. Tabi ki ilgilisi bilir, ama bizim kafamızda soru işaret.

 

3 Ekim tarihinde basına sızdırılan metinde bölücü başının “eşit vatandaşlık” ifadesine “eşit ve onurlu yurttaşlık” şeklinde; “otonomi” ye  “yerelleşme ve yerel demokrasi” şeklinde yer verilmesi yetmemiş; “Demokratik siyasi araçlar kullanılarak, dillendirilen ve savunulan her toplumsal talep bizim için meşrudur ve Partimiz tarafından değerlendirilecek ve gereği yerine getirilecektir.”  Şeklinde adrese teslim bir taahhüt e yer verilmiş. “Ana dide eğitim” gibi taleplere verilmiş bir taahhüt olsa gerek.

Sızdırmanın maksadı buysa maksat hâsıl olmuştur. Mesaj yerine ulaşmıştır, fakat 25 yıllık siyasi tecrübesiyle övünen Akşener ve tecrübesine olan güven zan altına girmiş, kocaman bir soru işareti açılmıştır.

Taslak çalışmalar, ehil ve emin kimselerden kurulu üç-dört kişilik dar heyetlere yaptırılır. İlgilisi gözden geçirdikten sonra genişletilmiş heyetlerin tartışmışına açılması gerekir.

Böyle bir yol izlenmiş de Sayın Akşener’in içeriği ve maksadı etnik temelli bölünmenin masum kılıfı olan;  “eşit vatandaşlık”, (“eşit ve onurlu yurttaşlık”)  “yerelleşme ve yerel demokrasi” ifadelerinden rahatsızlık duyması, taslak metinden çıkartması gerekmez miydi?

Taslak metinde yer alması bile maşeri vicdanı yaralayan bölücü ifadeleri, genişletilmiş değerlendirme heyetinin önüne getirip tartışmaya açılmakla, Türkiye’nin bölünmesini tartışmaya açmak arasında ne fark var? Vah ki vah...

Allahtan ki maşeri vicdanın sesi Yusuf Halaçoğlu gibi birisi genişletilmiş heyette yer almış. Gösterdiği hassasiyetten dolayı yönetimde yer verilmese de maşeri vicdandaki yeri bütün mevkilerin üzerindedir.  

Bölücülüğün sevimli ifadelerinin, açıklanan metinde yer almaması programdan çıkartıldığı anlamına Gelir mi? Gelmez...

Zihni arka planla ilgili açılan soru işaretini ortadan kaldırmaya yeter mi? Hayır... Bilakis bir yerlere verilen mesaj algısını pekiştirir.

Mesaj söz konusu değil deniyorsa, genişletilmiş heyetin tartışmasına açılmadan neden sızdırıldı? Sorusuna cevap verilmesi gerekir.

Açılan soru işaretlerini ortadan kaldırmanın bir tek yolu vardır; Sayın Akşener’in kamuoyu huzurunda bizzat yapacağı açıklamayla milleti temin etmelidir.

Konuyla ilgili bugüne kadarki duyarsızlıklarından, açıklanan metinde de yer vermeyerek konunun kapanacağını düşündükleri anlaşılıyor. Fakat yanılıyorlar. Açık net ifadelerle kamuoyu temin edilmeden her yerde karşılarına çıkacaktır.

Şu uyu vukuundan beter bu meselenin, “kulağının üstüne yatma” tavrıyla geçiştirileceğini sanmak büyük bir yanılgıdır. Demedi demeyin, bu yanılgı Sayın Akşener’i şehit cenazelerinden kovulmaya kadar götürür.

 

Özet; Pazardan toplanmış, ala kızarık, çarpık çurpuk turşuluk babında düşük profilli bir liste, küpüne zarar sirke babında bir program; turşu tadında bir parti böyle kurulur. Yalnız slogan güzel; İYİ olacak” Kötü olacak diye geleni görmedim.

Hayırlı olsun, kötü olmasını isteyenin kalemi kırılsın.

 

Neden fil fare doğurur? 

Fare fil doğuramaz da ondan))

 

 

YORUM EKLE