Türkiye'nin Doğuya Açılan Kapısı: Gürcistan Sorunlar Algılar

Gürcistan Türkiye'nin doğuya açılan önemli kapılarından biridir. Osmanlı imparatorluğu Çarlık Rusyası savaşlarında çok önemli bir dönüm noktası olarak Kafkaslarda Ruslara yardım eden Gürcistan idarecileri yeni bir dönemin başlangıcının temelini atmış oluyorlardı. Rusların güneye inme kapısı olarak Kafkasları kullanmaları ve Osmanlı İmparatorluğunun doğuya açılmasının önünü kesebilmek için Gürcü ve Ermenilerden istifade etmeye çalışması bölgeyi cazibe merkezi haline getirdi. 1801-1828 yılları arasında Ruslar ile iyi ilişkiler içerisinde olan Gürcü prenslikleri Saakaşvilinin Gürcistanda iktidara gelene kadar Rusların kontrolüne giriş sürecini de başlatmış oluyorlardı. Ruslar Gürcülerin bu tutumu sayesinde önce Güney Kafkasyayı, ardından da Kuzey Kafkasyayı kontrol etmişlerdir. Gürcülerin bu tutumu Kafkasyada büyük bir değişim ve dönüşümün tahribatın önünü açtı ve milyonlar Kafkasyayı terk etmek zorunda kalarak Osmanlı coğrafyasına doğru göç yollarına düştüler.

Osmanlı coğrafyası doğudan ve batıdan müthiş bir göç almaya başlamıştı bu göçlere etki eden en önemli sebep Rus yayılmasıydı. Doğuda bu yayılmaya öncülük eden Gürcü prensler farkında olmadan Gürcülerin 200 yıllık tarihlerine yön vermiş oldular. Saakaşvili bu tarihe son vermek için iktidara geldiğinin farkında olmadan Gürcistanı batıya açmaya çalıştı. Bu süreç Gürcistan için zor bir dönem olarak tarihe geçmektedir.

Çarlık Rusyası yıkıldığında güney Kafkaslarda Ermenistan Azerbaycan ve Gürcistan bağımsızlıklarını ilan etmişti. Gürcistan Türkiye ile temasa geçerek Türkiye'ye Ankara hükümetine elçi ataması yapmıştır. Simon Mdivani 2 Şubat 1921 de güven mektubu sunmuş ve Mustafa Kemal ile uzun bir sohbet yapmışlardır. Bu konuşmada Mustafa Kemal özetle "Bizi Gürcistan ile birleştiren yalnız sempati değil, aynı zamanda hedeflerimizin de bir olmasıdır. Güçlü bir doğuya ihtiyacımız var. Ve özellikle güçlü bir Kafkasyaya. Bize güçlü ve bağımsız bir Gürcistan lazım. Mustafa Kemal'in özetlediği bu hedef Türkiye'nin güçlü Kafkasya ve bağımsız Gürcistan özlemi sürekli devam etmiştir.

Çarlık Rusya'sının Bolşevik Rusya'ya dönüşmesiyle Kafkasya'nın üç Cumhuriyeti Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan SSCB sistemi içerisine dahil olarak bağımsızlıklarını kaybetmişlerdir. Ruslar Osmanlı İmparatorluğunun doğuya açılmasını engelleyebilmek için SSCB döneminde ise Türkiye Cumhuriyetinin bölgede faaliyet içerisinde olmasını engellemek için Ermenistan ve Gürcistan'a çok büyük görevler vermiştir. Hatta Sovyet sisteminin dışına çıkılarak Gürcistan ve Ermenistanı ayrı değerlendirerek buralara özel programlar geliştirmiştir. 200 yıllık Rus sisteminde uygulanan eğitimde Rus işgalinin meşrulaştırmak için abartılı ve propagandist bir dil kullanılarak Türkiye ve Türk düşmanlığı Gürcü toplumunda yerleştirilmeye çalışılmıştır. Ruslar Gürcüleri işgalci ve emperyalist Türklerden kurtarmış, Gürcüler Ruslar sayesinde varlıklarını devam ettirmiştir. Bu eğitim programlarıyla yetişen her bir Gürcü Ruslara minnet duymakta, Türklere ise nefret içerisinde yaklaşmaktadır. Türkiye Gürcistan ilişkilerinde bu ikilemi görmek mümkündür.

Rusya'nın özellikle Gürcistan sınırında oluşturduğu özel birliklerle Batum'dan Türkiye'ye olabilecek sızmaları önlemeye çalışıyorlardı. Zira Sovyet sisteminin oluşturduğu hayat tarzının en mükemmel olduğu, kapitalist ülkelerin ise sefillik içerisinde yaşadığı tezinin devamı için sınırlardan kaçak geçişlerin olmaması gerekiyordu. Rus yaya bölükleri sık sık devriye gezerek Türkiye Gürcistan sınırını kontrol ediyordu.

Buna rağmen kaçak geçişlerin önüne geçilemiyordu. Bazı Gürcüler sahilden Türkiye tarafına geçiş yapıyorlardı. Bunun için tahtadan yaptıkları ek bir aparat ile ayaklarına ters ayakkabı giyiyorlar, sahili inceleyen sınır muhafızları Türkiye tarafından Gürcistana geçiş olduğunu zannederek üslerine rapor ediyorlardı. Bu raporlar Sovyet sistemi için sevindiriciydi.

Zira müreffeh ülkelerine kapitalist dünyadan rağbet vardı. Rusya Gürcistan üzerinden Türkiyeye kaçak gelenlerin varlığını bildiğinden zaman zaman bu kaçakların içine kendi özel yetiştirdiği Gürcüleri gönderdiği oluyordu. Özellikle Rus istilasına direnen ve çaresizlik içinde Türkiye topraklarına göç etmiş Gürcistanlıları propaganda ile etki altına alıp Gürcistana dönüşü sağlamak için bir dizi faaliyet içerisinde olduğu bilinmektedir. Hatta bu gün Türkiyede Gürcü lobisi olarak adlandırılan bu teşebbüsün SSCB döneminde Rusyanın Türkiye üzerinde gerçekleştirmiş olduğu propagandaların etkisinde kalan topluluklar tarafından yönlendirildiği ifade edilmektedir.

Türkiyede bulunan ve Gürcistan coğrafyasından geldikleri için kendilerine Gürcü denilen ama etnik olarak Gürcülük ile alakası olmayan bir çok topluluk bu propagandanın tesiriyle Gürcücülük faaliyetleri içerisinde Rusyanın emellerine hizmet eden Gürcücülük prpagandası yapmaktadır.
Rusyanın bu propagandası bağımsızlık sürecinde Gürcistan idarecilerini çok zor anlar, git geller yaşamasına sebep olmuştur. Hatta yapılan bir açıklamada Türkiye'nin bağımsız Gürcistana karşı kuvvet kullanmayacağını deklare etmesi istenmekteydi. İşte Türkiye Gürcistan ilişkilerindeki git gellerin ana kaynağı bu psikolojidir.

Gürcistanın bu tutumuna rağmen Gürcistan ve Türkiye arasında siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkiler gün geçtikçe hız kazandı. İki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler de 1992 yılında kuruldu ve işbirliği resmi ve çok taraflı nitelik kazandı. Bu dostluğun pekişmesinde Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum demiryolu hattı, tarihi İpek Yolu gibi projeler de önemli rol oynadı.

Bütün bu iyi niyet gösterisine rağmen Gürcü politikacıları Türkiyeye karşı şüphelerinden vazgeçemediler. Lazların, “Müslümanlaştırılmış Gürcü” oldukları tezini savunan bazı Gürcü TV kanalları tarafından zaman zaman Artvin, Rize, Kars ve Trabzon illerindeki Lazların dili, kültürü, gelenekleri, tarihi ve Laz eserleri konuları üzerine belgesel çekimleri yapılıyor ve yayınlanıyor.

Türkiye deki Gürcü diasporasının varlığını kanıtlamak amacıyla çekilen belgesellerde, Gürcü kökenli Türk vatandaşları ile röportajların yanı sıra, Gürcü tarihi eserleri, Gürcü kiliseleri ve Gürcü köyleri olduğu iddia edilen yerleşim birimlerine ait görüntüler yer alıyor.
Gürcistan’daki bir TV kanalında, Türkiye deki Gürcü kökenli vatandaşlara yönelik Türkçe ve Gürcüce olarak yayınlanan programda, halkın Gürcüce öğrenmesine ve Gürcü kültürünün tanıtımına yönelik programlara yer veriliyor.

Türkiye’deki bazı Gürcü asıllıların kurduğu derneklerin, Gürcü kültür ve sanat faaliyetleri ve kültür festivali adı altında yürüttükleri propaganda faaliyetleri de yine Gürcistan’daki Gürcüler tarafından destekleniyor.

Gürcistan’ın en büyük ticari ortakları arasında Türkiye ilk sıradaki yerini korudu. İki ülke arasında imzalanan serbest ticaret anlaşmasının resmen yürürlüğe girmesiyle birlikte Gürcistan tarım ürünlerini Türkiye’ye ihraç etme imkânı bulurken, bölgede faaliyet gösteren Türk yatırımcılar da önemli kazanım elde etmiş oldu. Gürcistan, temel gıda maddeleri başta olmak üzere sanayi, inşaat malzemesi ve birçok sektörde ürün ihtiyacını Türkiye’den karşılıyor.

Şvardnadze'nin akıllı politikalarıyla Gürcistan Türkiyeye doğru yöneltmeye başlamıştı. Gürcistanın kurtuluşu için Türkiye üzerinden batıya açılınması Şvardnadzenin en önemli politikasıydı.

Fakat Gürcistanın iç sorunları ve bazı dışdengeler Gürcistanda iktidar değişikliğine gitti. Turuncu devrim diye adlandırılan ve Saakaşvilinin iktidara gelmesini sağlayan bu hareket Gürcistan ile Rusyanın arasını iyice açmıştı. Rusya her fırsatta Gürcistanı ve Gürcistan ile iyi ilişkiler kuranları not ediyordu. Saakaşvili NATO'ya girmeyi AB ile en üst düzeyde ilişki içinde olmayı programına almıştı.

Rusya ise eski topraklarına NATO'nun irmesine sıcak bakmıyordu. Gürcistanda esen turuncu bahar rüzgârları kısa zamanda yerini sert esen fırtınalara bıraktı. Rusya Gürcistanı abhazya ve Güney Osetya üzerinden tahrik ediyordu.

Devamı gelecek


Türkiye'nin Doğuya Açılan Kapısı: Gürcistan Sorunlar Algılar II



YORUM EKLE