Türkiye Suriye'de Esed ve IŞİD Barbarlığını Durdurmalıdır

Coğrafyaların tabii fonksiyonları, milli politikaların oluşturulmasında ve milletlerin dünya siyasetini oluşturmalarında belirleyici unsurların başında gelir. Ve coğrafyalar bu yönüyle milletler mücadelesinin cereyan ettiği zemindir. Bu bakımdan tarih, coğrafyaların milletleri yaşamaya mecbur kıldığı maceralar bütünüdür diyebiliriz.

Coğrafyaları vatan edinen milletler bunun için bedeller öder. Dünyada en ağır bedeli olan coğrafya Anadolu coğrafyasıdır. Tarih boyu sürekli bedel ödenmesi gereken bir coğrafya varsa Anadolu coğrafyasıdır. Dünyanın kilidi olan bu coğrafya bedele doymaz, doymayacaktır.

Anadolu coğrafyasının bedelini ağırlaştıran bir diğer sebep medeniyet misyonuna sahip olmasıdır. Dünyada yirmi beş medeniyet doğurmuş, yirmi dört medeniyete mezar olmuş başka bir coğrafya yoktur. "Anadolu Medeniyetleri Müzesi" gibi, üzerinde yaşamış medeniyetlerin sergilendiği müzesi olan başka coğrafya da yok. Bu coğrafyada medeniyet iddiası olmayan, bedel ödeme gücü olmayan zayıf milletler Anadolu coğrafyasına sahip olamazlar. Kıyma makinası gibi kıyar, tarihin çöplüğüne atar.

Medeniyet misyonu olan Türk milleti, TÜRK İSLAM medeniyetini diğer bir deyişle “HİLAL" medeniyetini Anadolu coğrafyasında zirveye ulaştırmıştır. Bu coğrafyaya tarih boyu en uzun sahip olan ve halen bedel ödeyen milletlerden biridir Yüce Türk milleti. Medeniyet idealimizi kaybetmediğimiz sürece bizim olacaktır.

Bu riskli coğrafyada yaşayan milletlerin kaplumbağa gibi kabuğuna saklanmak, risklerden kaçmak gibi bir lüksü yoktur, buna izin vermez. Biz ne kadar kaçsak da çevremizde cereyan eden her olayın bizi doğrudan etkilediğini yaşayarak görüyoruz. Bu coğrafyanın güvenliği akılcı, aktif, aksiyon politikalarla sağlanır. Pısırık politikalarla senelerdir akbabaları başımıza üşüştürdük ve bugün bölünme tehdidi ve tehlikesi ile yüz yüzeyiz.

Anadolu coğrafyasının güvenliği, Doğunun ve Ortadoğunun güvende olmasına bağlıdır. Eğer Doğu ve Ortadoğu güvende değilse batıdan ve kuzeyden gelecek tehdit ve tehlikeleri durdurmak mümkün olmaz. Son 150 yıllık kronoloji bunu açık delilidir.

Türk milletinin o gün ki hedefi batıya ilerlemek olduğu halde, Yavuz Sultan Selim işte bu gerçekten hareketle fütuhatını Doğuya, Ortadoğuya yapmıştır. Osmanlının Avrupa içlerine, Viyana kapılarına dayanmasındaki en büyük etken; Yavuzun Doğu ve Ortadoğuyu güvene kavuşturmasıdır.

Halep’in güvenliği Dağıstan kadar, Bakü'nün, Kırım'ın güvenliği İstanbul kadar, Ayn el arab'ın, Musul'un, Kerkük'ün güvenliği Hatay'ın, Ankara'nın güvenliği kadar ilgilendirir bizi. Yurtta sulhun sağlanması, buralardaki sulha, güvene bağlıdır. Anadolu’nun güvenliği Ortadoğunun güvenliğine bağlıdır. Devrin şartlarına göre söylenmiş “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü, senelerdir pısırıklığın, korkaklığın maskesi oldu. Çevremizde cereyan eden olayları analiz etmekten uzak, kaplumbağa gibi; kabuğumdan çıkmam kimseden korkmam pısırıklığı ile bin yıllık vatan ve millet bölünme noktasına getirildi.

Birinci körfez harbinde Irak'a girmekten korkup, ordusunun başını terk eden korkağın Türkiye’nin önünü kesmesi, İsrail'in amaline hizmet etmiştir. Bilmeden yapılmışsa ahmaklık, bilerek yapılmışsa ihanettir. İsrail’in ve hırsız vahşi batının işini kolaylaştıran, siyonist beslemesi monşer zihniyet, 90 sene önce vilayetimiz olan, kapımızın önü Ortadoğu’yu senelerdir bataklık olarak taktim etti. Türk milliyetçilerinden, Türkeş’ten başka kimse Musul, Kerkük alınmalıdır. Ortadoğu bataklıksa siz istemesiniz de o bataklığın çamuru önce Türkiye’ye sıçrar demedi.

Bu ülkede ABD, AB, Siyonist İsrail, Vatikan ve Rus lobileri Ortadoğu’yu ağzına alanı adeta darağacına çekti. Tarihi bağlarımız, akrabalık bağlarımız, inanç bağlarımız olan Bakü'yü, Tebriz'i, Kırım'ı, Musul'u, Kerkük'ü, Erbil'i, Süleymaniye’yi ağzına alanlar daha cümlelerini bile tamamlamadan ırkçılıkla, faşistlikle, Turancılıkla suçlandı. Ancak tarih onları haklı çıkarttı.

Bir devrin Cumhurbaşkanı olacak eblehin birisi Kerkük’te kendisini Osmanlı sancağı olan üç hilalli bayraklarla karşılayan Türkmenlere bozulmuş olmalı ki, Türkiye’ye dönüşünde ayağının tozu ile “Türkiye’de Pantürkizm tehlikesi var” açıklaması yaptı. Ve bu ahmakça açıklamadan cesaret alan Saddam, o gece Irakta 71 Türkmen gencini idam etti. O dönemmin hükümetinin Türkmenlerin idamına sessiz kalması idamların devamına sebep oldu, zulüm artarak devam etti. Benzeri olayların daha beterini Suriya'de Hafız Esed uyguladı Türkiyenin çıtı çıkmadı, bugünde aynı aymazlık devam ediyor.

1916 da İngiltere ve Fransa arasında imzalanan Sykes-Picot anlaşmasıyla Ortadoğu da oluşturulan suni devletler, bugün yok ediliyor. Irak üç-dört parça, Suriye’nin sadece adı var. Çok yakında en az üç'e-beş'e bölünecek. Bu durumda Türkiye’nin Güneydoğusu iblisin insafına kalır ki, bu Türkiye için gerçekleşmesi en güçlü ve en kötü senaryodur.

Türkiye’nin, komşularının toprak bütünlüğünü savunan politikaları dün belki doğru sayılabilirdi, fakat bugün fiilen parça parça edilmiş Ortadoğu gerçeğine göre yeni politikalar belirlemek, bölgenin ve ülkenin güvenliğinin gereğini yapmak zorundadır.

Irak, Suriye başta olmak üzere Ortadoğu da yaşananlar, Filistin meselesi Türkiye’nin yanlış politik tercihlerinin ürünüdür. Irak ve Suriye de otonom Kürt bölgeleri tehditler savururken, bölücü PKK azgınlaştırılırken, BOP projesinin parçası IŞİD le Ortadoğu ABD ve İsrail eksenli politikalarla keşmekeş edilirken, vahşet ve insanlık trajedisi yaşanırken, bölge insanı yüzyıllar sürecek düşmanlıklara sürüklenirken, Türkiye’nin seyirci olması, tarihi, coğrafi gerçeklere ve Türkiye’nin misyonuna aykırıdır. Türkiye tarihi sorumluluğunu bir kenara bırakıp, eli, elinin üstüne tarihi ve coğrafi akrabalarının yaşadıklarına seyirci olamaz, olmamalıdır.

Türkiye, İslam dünyasının ve bölgenin doğal lideridir. Dolayısıyla yaşanan süreçte emperyalist oyunlar da Türkiye endekslidir. Uzak durmak için harcanan zamanın Türkiye’nin ödeyeceği faturayı ağırlaştırdığı, daha büyük açmazlarla karşılaştıracağı görülmelidir.

Obama’nın "Haçlı seferi başlamıştır" açıklamasının muhatabı Türkiye’den başkası değildir.

Bir yandan ABD öncülüğündeki koalisyon IŞİD’i bombalar görünürken, diğer yandan İsrailli subayların IŞİD militanlarını eğitmesi garip değil mi?

Türkiye, Ürdün Esad zulmünden, IŞİD barbarlığından kaçan milyonlarca göçmene kapılarını açarak milyarlarca dolarlık yük yüklenirken, bu sözde insanlık havarilerinin kılını kıpırdatmamaları, Türkiye’nin “Güvenli bölge” isteğini duymazlıktan gelerek Esad’ı ve IŞİDİ güçlendirmeleri garip değil mi?

ABD temsilciler meclisinin KDP, KYD, PYD’nin terörist örgütler listesinden çıkartılması kararı, PKK’nın Ayn el arab da kahraman ilan edilmesi garip değil mi?

Türkiye’nin kuzeyinde, Kafkaslarda bombaların patlamaya başlaması garip değil mi?

Bütün bu garipliklerin aynı zaman diliminde olması tesadüf olabilir mi?

Esad’ı gözden çıkarmayan ABD, Esad’a zaman kazandırarak her istediğine boyun eğecek, istediğini yaptıracağı hale getiriyor.

KÜRTLER KULLANILARAK AKDENİZE KIYISI OLAN BÜYÜK ERMENİSTAN DEVLETİNE ALAN AÇILIYOR.

Papanın asırlık düşmanlığı gidermek için Fenere baş eğmesi, Ermeni ruhani liderini özellikle ziyaret etmesi bu planı hayata geçirmek için uzlaşıldığını anlamaya yetiyor olmalı.
Batı, Rusya’yı ekonomik ambargolarla köşeye sıkıştırdı, düşürülen petrol fiyatlarıyla günlük zararı milyar dolarları aşmış durumda. Üretim durma noktasında, ruble yerle bir, ekonomik çöküntünün sefalete dönmesine sayılı günler kalmış görünüyor. Kafkasları yeniden ateş topuna döndürerek daha derin bir yıkımın yolunu açma gayretinde.

Türkiye, batının ihtiyacı olan Ortadoğu, Rus petrol ve doğalgazı gibi enerji kaynaklarının batıya transferinde en güvenli geçiş güzergâhıdır. Dün Türkiye’den geçecek doğalgaz ve petrol boru hatlarına engel olan Rusya, batı karşısında sıkıştığı için bugün kendi isteği ile buna razı olur duruma geldi.

Rusya’nın batı karşısında Türkiye’ye çok ihtiyacı var. Belki de tarihinde hiç bu kadar Türkiye’ye ihtiyaç duymamıştı. Türkiye bu durumu çok iyi değerlendirmelidir. Başta kırım olmak üzere Rusların desteği ile Ermeni İşgaline uğrayan Azerbaycan toprağı, kadim Türk yurdu Karabağ’ın işgaline son verdirebilir. Her zaman Rus tehdidi altında olan Azerbaycan’ın güvenliğini teminat altına alabilir.
Sıkışan sadece Rusya’mı dır?

ABD ve Batı da en az Rusya kadar sıkışmış durumda. Çünkü Ortadoğu halkları Batını zulümden, kandan, barut kokusundan, sefaletten, ırz düşmanlığından başka bir şey vermediklerini Ortadoğu’yu soyduklarını biliyor ve güvenmiyor. Onun için ABD ve hırsızlar koalisyonu ancak havadan müdahil olmak zorunda kalıyor.

Türkiye, önüne çıkan fırsatı iyi değerlendirip, fiili durumla Ortadoğuyu, dolayısıyla Doğu ve Güneydoğusunu daha güvenli hale getirmek zorundadır. Bunların yapılabilmesinin tek yolu Hükümetin ipe un sermekten vazgeçerek, MHP’nin de desteği ile aldığı teskereyi kullanıp Suriye de yaşanan insanlık dışı trajediyi sonlandırmasına bağlıdır. Türkiye Zaman geçirmeden Suriye’ye girmelidir.

Türkiye’nin toprak bütünlüğü için bu zarurettir. Ortadoğu da taşı, taş üstünde bırakmayan kardeş kavgalarının bitirilmesi için bu zarurettir. Güvenli Enerji koridoru niteliğinin devamı için bu zarurettir. Irak ve Suriye de ki Türkmen varlığının güvenliği için bu zarurettir. İslam dünyasının güvenliği için bu zarurettir. HİLAL medeniyetinin Türkiye cumhuriyeti devletine yüklediği tarihi sorumluluktur. Kaybedilecek her gün Türkiye’nin ödeyeceği bedeli ağırlaştırır.

Hırsızlar koalisyonunun Ortadoğu’ya gelmesinin tek sebebi soygundur. Türkiye’nin sebepleri insanidir, İslamidir, ahlakidir, hukukidir.
Rusya’nın Kafkasya toplulukları bakanı “Ortadoğu da denize kıyısı olan bir devlet kurulmasına karşıyız” açıklamasıyla Türkiye açık çek vermiştir. Rusya başta olmak üzere Çin dâhil hırsız batı karşısındaki etkin güçlerin sinyalleri iyi okunmalıdır.

Hükümet teskereyle aldığı yetkinin üzerine yatmamalı, akan kanı durdurmak için yüklendiği sorumluluğu yerine getirmelidir. MHP, destek verdiği teskerenin sadece Kürtlerin güvenliği için kullanılmasına seyirci kalmamalı, Suriye'de akan kanın durdurulması için Hükümeti Suriye'ye girmeye mecbur edecek politikalar üretmelidir. MHP Türkiye'nin çimentosudur. Hükümet üzerinde yaratacağı baskı, içerdeki ve dışarıdaki Kürt toplumunu MHP ye daha da yakınlaştıracak, bölgenin ve Türkiyenin bütünlüğüne katkı sağlayacaktır. Yapıcı politikalarla MHP hükümet üzerinde kamuoyu baskısı kurarak Türkiyenin bölgede etkin, barışçı güç olması için insiyatif almalı, hükümeti yönlendirici olmalıdır.

Türkmenlere karşı Esed'in yanında yer alan CHP'nin milli çizgiye gelmesi muhaldir.

YORUM EKLE