Türkiye-Gürcistan İlişkileri ve Türkiye'deki Gürcü Toplulukları

Günümüzde Türk dış politikası doğu ve güneye yöneldikçe Türkiye’nin doğuya açılan kapısı olan Gürcistan’ın önemi artmakta ve Türkiye-Gürcistan ilişkilerinin gelişmesi sürecinde Türkiye’de yaşayan Gürcü topluluklar iki ülkenin dikkatini çekmeye başlamıştır. Artvin, Amasya, Samsun, Ordu, Kocaeli, Düzce ve Sakarya gibi Türkiye’nin çeşitli yerlerde yaşayan Gürcüler dini açıdan Müslüman olup Gürcistan’daki Gürcülerden oldukça farklı olmasına rağmen Gürcü kimliği ve kültürünü hala Günümüze kadar korumaktadır. Özellikle Saakaşvili iktidara geldikten sonra Gürcistan’ı modern ulus-devlete dönüştürmek için Gürcistan’ın ulusal birlikteliğini sağlamak söz konusu oldu ve bu bağlamda da Türkiye-Gürcistan ilişkileri ve Türkiye’deki Gürcü topluluklarının önemi artmıştır.

21. yüzyıla kadar Türkiye’deki Gürcüler Gürcülüğünden daha çok Müslümanlığı öne çıkardığı için Gürcistan’daki soydaşlarıyla ilişkileri zayıftı. O zamanlarda Türkiye’deki Gürcüler kendilerini “Acarlı Gürcüler” olarak tanımlamakta ve Rusya Çarlığı tarafından işgal edilen Gürcistan, yani Rus toprağından göç etmiş olma bilincine sahiptirler. Ayrıca Türkiye’deki Gürcüler, kendilerini “orijinal Gürcüler” olarak, Gürcistan’da kalan Gürcüleri ise “Rus Gürcüleri” olarak görmüşlerdir. Yani Türkiye’deki Gürcüler, Gürcistan’da kalan Gürcüleri farklı bir topluluk olarak algılamıştır. Gürcistan’daki gelişmeler hakkında da “Rus dünyasındaki gelişmeler olup kendileriyle ilgisi yoktur” algılaması oldukça yaygındı. Bu durum Gürcistan’daki Gürcüler için de geçerliydi ve onlar kendilerini orijinal Gürcü olarak bakmaktaydı ve Türkiye’dekileri “Türk Gürcüleri” olarak algılamaktaydılar.

Ayrıca Gürcistan kimliğine tamamen hâkim olan Ortodoks Hıristiyanlığı ve Gürcülerin Osmanlı ile İran gibi Müslüman devletlere karşı taşıdığı olumsuz imajdan dolayı, Acaristan ve Türkiye’deki Gürcüler, Gürcü dili ve kültürlerine sahip oldukları hâlde Hıristiyan Gürcüler tarafından “barbar Türk yanlısı” ve “hain” olarak tanımlanmıştır. Hıristiyan Gürcüler ve Müslüman Gürcüler arasında bir ayrışma meydana gelmiştir. Hatta Hıristiyan Gürcüler, Acara halkı için Türkleri ifade eden Tatar ismini kullanmaktaydılar. Yani Acaristan ve Türkiye’deki Gürcüler, Gürcü olmalarına rağmen Hristiyan Gürcüler tarafından dışlanmıştır. Eduard Şevardnadze dönemindeki Türkiye-Gürcistan ilişkilerinin gelişmesi sadece devlet seviyesinde kaldı ve o zamanlarda da Türkiye’deki Gürcüler ve Gürcistan arasında ciddi kopukluklar mevcuttu.

2003’te Mikheil Saakaşvili iktidara geldikten sonra Gürcistan ve Türkiye Gürcüleri arasındaki ilişkileri yeni bir döneme girmiştir. Acaristan’daki Müslüman Gürcüler Türkiye’ye karşı yakınlık gösterdiklerinden dolayı, Saakaşvili onları kendi tarafına çekmek için Türkiye’yle ilişkileri güçlendirmeye ihtiyaç duymuştur. Ayrıca Türkiye’deki Gürcü topluluğu ile Acaristan’daki Müslüman Gürcüler arasında birliktelik mevcuttur. Bu yüzden Türkiye ve Türkiye’deki Gürcü topluluğuyla ilişkileri güçlendirmek, Acaristan’ın Gürcistan’a entegrasyonun ve Gürcistan’ın ulusal birlikteliğinin sağlanmasına önemli derecede katkıda bulunur. Bu dönemden sonra Gürcistan hükümeti Türkiye’deki Gürcü toplumuyla irtibatları yoğunlaştırmaya başladı ve 2008 yılında Abhazya, Rusya ve Türkiye’deki Gürcü topluluklarına yönelik “Diasporadan Sorumlu Devlet Bakanlığı” kurulmuştur. Bu dönemde Türkiye’deki Gürcüler, “sınırın ötesindeki” Gürcistan hakkındaki çeşitli bilgileri ve Türkiye’deki Gürcü kurumlarının faaliyetleri ve fikirleri ile ilgili bilgileri rahat bir şekilde elde edebilmeye başlamıştır. Yani Gürcistan, Türkiye’deki Gürcü topluluğu için artık “farklı milletlerin yaşadığı, gizemli ve kapalı” bir yer değil, “kendi soydaşlarının yaşadığı ve iyi bilinen” bir ülkeye dönüştürülmüştür.

Ayrıca 2004 yılında Acaristan Gürcistan’a entegre olduktan sonra Saakaşvili, Türkiye’deki Gürcü topluluğuna yönelik politikayı yoğunlaştırdığı için, Türkiye’deki Gürcü topluluğu içinde “Gürcü kimliği” daha öne çıkmaya başlamıştır. Hatta o dönemde Türkiye’deki Gürcü topluluğu içinde diaspora kimliğinin de yaygınlaşmaya başlamıştır.

Kasım 2011 yılında Diaspora Bakanlığı, “Yurt Dışında Yaşayan Soydaşlar ve Diaspora Örgütleri Hakkında Kanun”u ilan etmiştir ve Türkiye’deki Gürcülere Gürcistan pasaportu dağıtılmaya başlamıştır. Gürcistan tarih ders kitabındaki Osmanlı-Türk-Müslüman imajı konusunda da Saakaşvili döneminden itibaren objektifleşmeler görülmektedir. 2012’de basılan 12. sınıf öğrencileri için Gürcistan tarih ders kitabında Müslüman Gürcülerin Osmanlı’ya göçü-sürgünü yer almıştır. Ayrıca Gürcistan-Türkiye arasındaki pasaportsuz geçişlerin başlaması da Türkiye’deki Gürcü topluluklarını sevindirmiştir.

Türkiye’deki Gürcü topluluğu da Gürcistan ile ilişkilerini daha yoğunlaştırmaya yönelmiştir. İstanbul’daki Gürcistan Dostluk Derneği, Batum’daki Türkiye Dostluk Derneği ile birlikte Batum’da Mayıs 2010’da “Osmanlı Gürcüleri Sergisi” başlıklı bir program düzenleyerek Türkiye’deki Gürcü topluluğunu tanıtmış ve Gürcistan’daki Gürcüler tarafından gayet olumlu karşılanmıştır.

2012 yılında Bidzina İvanişvili iktidar gelip Türkiye-Gürcistan ilişkilerinde gerilemeler olduktan sonra da genel olarak Türkiye’deki Gürcü toplulukları ve Gürcistan arasındaki iyi ilişkiler devam etmekte ve iki taraftaki çalışmalar da devam etmektedir.

Ayrıca Türkiye’deki Gürcü topluluklarında Gürcü kimliği güçlendikçe, Gürcü kimliği, kültürü, örf-adetleri ve dilinin asimilasyondan korunması söz konusu olmaya başlamıştır. 2012-2013 yıllarında seçmeli ders olarak “anadili eğitimi” uygulanmaya başladıktan sonra Gürcüce ye karşı Türkiye’deki Gürcü topluluğun ilgisi tedricen olsa da artmaya başlamıştır. Bu bağlamda Gürcü dil Merkezi Başkanı Eşref Yılmaz ve Demokrat Gürcüler Platformu Sözcüsü Fazıl Kaya, Anadil-kimliklerin yasal güvence altına tutulması, Anadilde eğitim-yayın hakkı gibi konularda 10 Mayıs 2015’te talepte bulunmuşlardır.

Gürcistan’da ulus-devlet inşasının başlaması ve buna bağlı Türk-Gürcü ilişkilerinin gelişmesi Türkiye’deki Gürcü toplulukların kimlik konusundaki yeni uyanışa katkıda bulundu ve onlar arasında etnik Gürcü kimliği oldukça güçlendirilmiştir. Türkiye’deki Gürcüler için anadil eğitiminin güçlendirilmesi ve kimlik-kültürün resmen korunması Türkiye-Gürcistan ilişkilerine önemli derecede olumlu katkı sağlanacak ve nihai olarak Gürcistan’ın modern ulus-devlet yapısını daha da pekiştirecektir. Böylece Türkiye’deki Gürcüler yavaş yavaş “Türkiye-Gürcistan arasındaki köprü”ne dönüşmekte ve hem devlet hem de sivil toplumlar buna yönelik çalışmaları daha da geliştirmelidir.

YORUM EKLE