Türkeş'in Bıraktığı Yerden Başlanmalı

 1 Kasım seçimlerinde seçmen Bahçeli ile buraya kadar dedi ve ülkücülere MHP’yi meşum güçlerin tasallutundan kurtarmanın, arınmanın yolunu açtı. Ülkücülere, milliyetçi siyasette baştan sona yenilenmenin, kan değişiminin, zaruret olduğu, ülkücü hareketin özüne dönmesi gerektiği mesajını verdi. 1 Kasım geride kaldı, ancak ortaya çıkardığı siyasi tortu, toplumsal talebe ve ülkücülere rağmen yolu açmamakta direniyor. Halk vicdanında değeri sıfırlananlar işe yaramaz, lüzumsuz, kirletici tortu olarak görülür. Genel karakteri kirleticilik olan yapışkan tortuları kaldırıp atmadan işgal ettikleri mahal temiz ve sağlıklı duruma gelmez. İktidar isteyen, milletle bütünleşmek isteyen Ülkücü hareket mesajı almış, arınmak için harekete geçmiştir. Ülkücü tabanın istikamet verdiği öze dönüş hareketi kendini yenileyecek, gerekli dönüşümü sağlayacak iradeye sahip olduğunu dünyaya bir daha gösterecektir.

Bu direncin arkasında merkez sağ ve merkez soldan oluşacak, Türk milliyetçiliğine yer olmayan, milliyetçi siyaseti merkez partilere dağıtarak boğmayı planlayan sistemin gizemli merkezlerinin olduğundan şüphe yoktur. İki kutuplu siyaset ve başkanlık sistemi projesi hayata geçmeden sistemin tehlike gördüğü ülkücü hareket prangaları kırıp, önüne örülen duvarları aşmak zorundadır. Türk milliyetçiliği fikrine siyaset yolunu kapatmak isteyen sistemle hesaplaşma yakındır. Türk milliyetçiliğinin siyaset alanından tasfiye etme düşüncesi, eninde sonunda devletin tasfiyesine kadar uzanacak tehlikeli bir yoldur. Tortuların arkasına saklanan gizemli güçler yanlış hesaplarını gözden geçirmek, düzeltmek zorundadır.
Ancak bilinmesi gereken şey; bu dönüşümün, arınmanın öyle çokta kolay olmayacağıdır.

GÖRÜNMEYEN GÜÇLERİN KONTROLÜNE SOKULMUŞ, SİSTEMİN KENDİNE SİGORTA YAPTIĞI BİR YAPININ ARINDIRILMASI ÇOKTA KOLAY BİR İŞ DEĞİLDİR.
Dün üç-beş anten olarak bilinenlerin geçen on yedi senede hareketin içinde yeni yüzlerle özellikle gençlik kesiminde sinsice derinden yuvalandıkları bilinmelidir. Maksadım elbette kimseyi zan altında bırakmak değil, ancak eşyanın tabiatının gereğini yapmasının doğallığı, bizi gerekli uyarıyı yapmaya zorlayan bir gerçek. Bugün gitmemek için direnenler, değişimle birlikte muhalefet görüntüsünde kuzu postuna bürünerek bu yuvalanmayı harekete geçirerek hareketi sürekli sabote edeceklerinden şüphe edilmemelidir. Dün kuzu postuna bürünüp “Milliyetçi Çizgi” çıkışlarıyla Türkeş’i milliyetçilikten uzaklaşmakla itham edip sabote edenler iyi teşhis edilemediği için Türkeş’ten sonra sabote edildiğimizide asla aklımızdan çıkarmayalım.

Milliyetçi hareketin aksiyoner ligini, dinamizmini sağlayan fikri ve bu fikri hayata geçirmenin plan ve organizasyonunu yapan Türkeş’in kontrolünde bir hafızası vardı. Bu hafıza ve fikir gövdesini oluşturan teşkilatlar kadar ve hatta ondan da önemlidir. Teşkilatı kaybederseniz yeniden kurarsınız, hafızayı ve fikri kaybederseniz her şeyinizi kaybedersiniz. Yaşanan işgalin temel nedeni; bu hafızanın yapının dışına itilerek hareketi fikir temellerinden uzaklaştırmak içindir. Hafıza yerine konmadığı ve birikimleri değerlendirilmediği sürece, koltuğa oturanın değişmesiyle çok şey değişmiş olmaz. Akıbetin fazla geçmeden aynı, belki de daha vahim duruma dönüşmesi kaçınılmaz olur. Dönüşümün sağlıklı sonuçlanması, arzulanan toparlanmanın, bütünleşmenin sağlanması, topluma yeniden umut ve heyecan verecek duruma gelmesi için önce hafızasının yerine konması gerekir. Sözün özü Türkeş çizgisinde, Türkeş’in bıraktığı yerden başlanmalı.

Önemli diğer bir konuda aklıselimdir. Bugüne kadar iç bünyede gelişen olaylar karşısında gerekli duyarlılığı göstermeyen ülkücü aklıselimin zamanı daha fazla israf etmeden problemin çözümüne gayret göstermesi, umutları yeşertecek gayret içine girmesi gelecek açısından önemli ve elzemdir. İhtiyaç duyulan bu aklıselim, Ziya Paşanın “Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât” mısraında dediği gibi lafla nizâmât vermek yerine akılla müdahil olmalıdır. Dün yapmadıklarını bugün yapmazlarsa İndallah da mesul olacaklardır. Henüz bu noktada bir gelişmenin olmamasını büyük bir eksiklik ve sorumsuzluk olarak değerlendirilmeliyiz ve aklıselimi harekete geçirmek için zorlamalıyız. Zaman geçirmeden aklıselimi temsil edecek, ülkücü hareketin hafızasını oluşturanlar başta olmak üzere, yaşlı-genç insanlardan kurulacak bir heyetin öncelikle MHP yönetimini içine girdiği olumsuz tavırdan vaz geçmeye, bütünlük içinde yeniden yapılanmanın yolunu açmaya ikna etmenin yollarını aramak için devreye girmelidir. Bu gayretlere rağmen yönetimin olumsuz tavrını sürdürmesi muhtemeldir. Ancak bu gayretlerin tabanda ve tavanda bütünleşmeye sağlayacağı katkı, ortaya çıkartacağı enerji, vereceği heyecan, oluşturacağı sinerji her şeyden önemlidir ve ülkücü harekete ivme kazandırır. Bu enerji merkezinin oluşması bütünleşmeye mani olma direncini büyük ölçüde izole edecektir.

Göç yolunu buluncaya kadar geniş istişare zeminleri oluşturulmalı, aklıselim bu istişare zeminlerine yön vermelidir. Aklıselim önderliğinde ülke sathında ve özellikle büyük şehirlerde geniş tabanlı katılımlarla toplum katmanları harekete geçirilmeden elde edilecek sonuç kucaklayıcılık vasfından uzak kalır ve ülkücü harekete fayda sağlamaz. Sadece yeni bir ekibe koltuk sağlayan kısır bir sonuç olur ki, arzulanan bu değildir. Uzlaştırıcılığı ile muhalefet olarak ortaya çıkanların doğru politikalar oluşturmasına, yanlışlarının asgariye indirilmesine, hareketin toparlanmasını sağlayacak ortak noktalarda ortak hareket edilmesine yardımcı ve uzlaştırıcı olmalı. Adayları kucaklayıcı politikalara yönlendiren bağlayıcı prensiplerde buluşturmalı, adaylar eksiklerini bu hafızadan istifade ederek tamamlama imkânı bulmalıdır. 1 Kasımdan sonraki sürece bakıldığında ortaya çıkan taraflardan ifade etmeye çalıştığımız anlamda kucaklayıcı düşünceye, ortak prensip tekliflerine, geniş tabanlı bir faaliyete henüz rastladığımızı söyleyemeyiz.

Sayın Bahçeli gerginliği bilerek tırmandırmak istiyor, muarızlarına her zaman yaptığı gibi iftiraya varan fütursuz söz ve zanlarda bulunuyor. Muarızlarından ve tarafların çevresinden aynı minvalde seslerin yükselmesi de Bahçelinin inisiyatifini artırmasına yarıyor. Bu durum itidali sağlayacak aklıselime olan ihtiyacı ve eksikliğini daha da hissettiriyor. Bu yanıyla bakıldığında ayrışmanın derinleşme ihtimali ve yeni sıkıntıların çok uzak olmadığını da söylemek kehanet sayılmaz.
Geçmişte yaşanan kötü tecrübelerin tekrar yaşanmaması yeni Bahçelilerin yaratılmaması için en az Sayın Bahçeli kadar etkin olan, Bahçeli dışındaki sebepleri de görmek, iyi değerlendirmek gerekir. Başbuğdan sonra yaşanan süre içinde üzülecek çok şey yaşadık, ancak en üzüntü duyduğumuz şey; dün can pazarında devleşenlerin, değer olarak bildiğimiz, kıymet verdiğimiz kişiliklerin basit, sığ, nefsi hesaplar peşinde cüceleşmelerini görmek; ülkücü onuru ile bağdaşmayan “Siyaset yapıyoruz gardaş” teranesiyle bir yerlere gelebilme adına değerlerimizi basamak yapacak kadar kişilik zaafı göstermeleri; söylemekle yükümlü oldukları yanlışlar karşısında siyaset uğruna sükût etmeleri, unutulmaz yaralar açtı. Ali Güngör’ün kurban edilişine seyirci kalırken, kendi akıbetlerini hazırladıklarını görememeleri ferasetsizlik örneği oldu. Hiçbir konuda kendilerinden beklenen erdemi gösterememiş olmaları içimizi acıttı.

Diğer üzücü bir hususta kendini dünyanın merkezine koyan, aslında hiçbir karşılığı olmayan siyaset esnafının çok sayıda türemiş olmasına şahit olmamızdır. Bunun en açığını İstanbul da yaşadık. Diğer illerde, ilçelerde yaşanmamış olsa akıbet bu kadar yıkıcı olmazdı. Bu siyaset esnafının üçü-beşi bir araya gelip dayanışmayla kendilerini pazarladılar. Bunlar sayesinde milliyetçi hareket adeta ıspanak pazarına dönüştü, herkes birbirinin yolunu kesti, biri diğerini kullandı, bu basitlikle hareketin kalite çıtası düşürüldü. Fikir, düşünce geri plana itildi, düşünceye kabızlık, teşkilata kapı kulluğu hâkim oldu.

Daha önce yazmıştım yeri geldikçe de yazmaya devam edeceğim. Akşam ülkücü gibi düşünüp gece pazarlıklarından sonra (!) sabah kendini inkâr edenleri, beş dakika önce söylediğini beş dakika sonra gelen telefonla ya da yapılan kaş gözle “yanlış anlaşıldım” deyip yan çizenleri gördük. “Bırakın kardeşim ne Devlet Bahçelisi, evkaf memuru gibi adam. Evkaf memurundan ne genel başkan, ne lider olur. Bu at süvarisini bulmuştur... “ deyip o süvarinin ancak Ramiz Ongun olabileceğini söyleyen, sonrada süvarisini arkadan vuranları gördük. “Azrail olmasaydı Türkeş’ten kurtulamazdık, Ramiz Ongun bizatihi Türkeş’in kendisi, başımıza yeni Türkeş bela etmeyin...” deyip bir yandan Türkeş’ten kurtulduğuna sevinen, bir yandan Ramiz karşıtlığı ile kendini pazarlayanların kapı kulluğuna nasıl talip olduklarını gördük. Allah aşkına ne yapıyorsunuz diye sorulduğunda marifet arz ederken sirkatin söyleyen merdi Kıpti misali Bahçelinin gözüne girmek, koltuğunu kaybetmemek için “Genel başkanın gözünün içine bakıyorum gülüyorsa gülüyorum, somurtuyorsa somurtuyorum...” diyenleri gördük.

Bahçeliyi bunlar yarattı. Olan bitenin sorumluluğunu tek başına Bahçeliye yüklemek belki de haksızlık olur. Dün Bahçeli için paçasını yırtıp bugün feryat edenler aynaya baksınlar; Bahçelinin yalnız olmadığını, en az onlarında Bahçeli kadar sorumlu olduklarını görürler. Hatta bugünkü adaylar dahi. Hele birisi var ki hareketi zan altında bıraktı, Bahçeli karşısında hep muhalefetin bir böleni oldu, gene görev başında. Tabi hizmetinin karşılığında Bahçeliden gerekli taltifi de gördü.
Bunların birkaçı bir araya gelip Bahçeliye yanında olursak bir elin göğü, bir elin yeri dayar havasında; adama sanki gök kubbenin direğiymiş gibi kol verip, elde ettiği imkânı kaybedince de demediğini bırakmayan, kendilerinden başka herkesi öcü gösterip Bahçeliyi korkuya, vehim’e sevk edip yalan makinası gibi çalışan; iftira, dedikodu üreten bu tüccar kesiminin bugün aynı minval üzere kendilerini pazarlamak için deklarasyonlar hazırladıklarını, yayınladıklarını görüyoruz ve daha ne cinliklerini göreceğiz. Bu tespiti yaparken her zaman hareketin istikbali için canhıraş gayret edenleri tenzih ettiğimizi ifade etmek zorundayım. Hiçbir şey olmadığını bilmeyen, çok şey olduğunu zanneden, en tehlikeli insan tipi olan bu siyaset esnafı hareketin geleceğinin en büyük handikabı, hafızasının en büyük düşmanı, istediğini elde edemediği zamanda birliğinin engelidir. Adayların çevresinde boy gösteren bu esnaf tayfa nefsini, çıkarını dünyanın merkezi görecek kadar bencildir. Bu tiplerin olumsuz etkileri açık ve şahitli görüşmelerle tabanın gücünü istismar etmeleri engellenerek kırılabilir.

Siyasette demokratik yaklaşım ve hizmet yarışı siyasi hareketlerin olmazsa olmazı olmalıdır, fakat işgale uğramış bir hareket arındırılmadan, yarış adına parçalara ayrılmak; işgalcilere, ülkücü hareketi dağıtmak isteyenlere hizmet edeceği de ayrı bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Adil ve ahlak üzere bir hizmet yarışının zemini oluşturulmadan yapılacak başlangıcın bütünleşmeden çok koltuk değişimine hizmet edeceği düşünülürse, doğru olanın yarışa girenlerin ortak hareket ve ortak söylem ortak prensiplerle önce iç bünyede bütünlüğü oluşturarak yarış başlatılmalıdır.

YORUM EKLE