Türkeş'in Bıraktığı Yerden Başlanmalı II

 05 Aralık 2015 tarihli yazımızda milliyetçi hareketin toparlanabilmesi için “Türkeş’in bıraktığı yerden başlanmalı” demiştik. Zaman tünelinde biraz gerilere gidip, Türkeş nerede bırakmıştı ona bir göz atalım istiyorum. Türkeş Ocak dergisinin 1996 Haziran sayısında kendisine ait ama başkasının ismi ile yayınladığı yazısında “Sağla ertelediğimiz kavgamız başlamıştır.” Diyor ve Türk milliyetçiliği fikrinin iktidar yürüyüşünün başladığını ilan ediyordu. Bundan sonraki süreçte Türkeş’in o yaşta Türkiye’yi Kars’tan Edirne’ye ilçe kongrelerine katıldığını, seçilecek listelere bizzat müdahale ettiğini görüyoruz. Türkeş, bu ertelenmiş kavgada öncelikle sağın üzerinde ipotek kurduğu, seçmeni bu ipotekten kurtaracak, liderine ve davasına sadakatinden şüphe etmediği içerdeki çaşıtların tesirine girmeyecek yerel kadroları oluştururken, diğer yandan 12 Eylül sonrası parti dışında tuttuğu, 12 Eylül öncesinde görev verdiği kadrolarla iktidar stratejileri üzerinde çalışıyordu. Sınırlı sayıda kimsenin bildiği bu çalışmaların sonunda bu kadroları arkasına alarak 1 Mart 1997 de 70 milyonun karşına çıktı ve “çizgisinde kırık olmayan ülkücüler” diyerek iktidar kadrosunu Türkiye’ye taktim etti. 1997’nin Haziran ayında yapılacak büyük kongre de MHP’yi iktidara taşıyacak bu kadroyu dünyaya ilan edecekti.

Bu kadronun içinde yer alanlar ateş çemberinden geçmiş, gurbet cehenneminde yaşamış, C 5’ler de, Selimiyelerde, işkencelerden geçmiş satılmamış, baş eğmemiş idamla yargılanmış ama davalarına, liderlerine sadakatten ayrılmamış her biri küçük cüsselerine, zayıf omuzlarına rağmen büyük yükler yüklenmiş, yürekleri büyük her biri bir devdi. Türkeş’in arkasında bu devlerin görülmesi Türk milliyetçileri için “kalk” borusunun çalındığının işaretiydi. Evet, “Kalk” borusu çalmıştı, Türk milliyetçilerinin sağla olan ertelediği kavgası başlamıştı. Başbuğ Ülkücü hareketin iktidar kadrosunu arkasına almış ülkücü hareketi iktidara taşıyarak “Milliyetçi fikir sistemini” hayata geçecekti.

Temel hedefi ülkücü hareketi dağıtmak olan 12 Eylül sonrasında yaşanan travmayla mecrasını bulama zorluğu yaşanırken dağınıklıktan kurtulmadan ertelenen kavga başlayamazdı. Bunu başaracak kadronun artık işbaşına gelmesinin zamanı gelmişti. Başbuğ bu kadroya görev yüklemeden önce 5-6 ay gibi uzun bir zaman görüşmeler yapıp ortak stratejiler geliştirildi. Ülkücü hareketin genç nesilleri yetiştiren eğitim geleneğini yeniden organize edip canlandırması, hareketin ve Türkiye’nin meselelerini değişen şartlara göre yeniden yorumlama, çözüm yolları ve formülleri üzerinde proje çalışmaları başlatıldı. Birkaç kişi haricinde bir tek kişi bile dışarıda kalmamalıydı, defterler kapatılacak gönüller sonuna kadar açılacak, herkes kucaklanacaktı, karar böyleydi. Bilim adamlarından, toplum önderlerinden oluşacak çalışma gurupları oluşturulma aşamasına gelindiğinde takdiri İlahi hesapları alt üst etti ve 4 Nisanda Başbuğ beka âlemine göç etti.

Bundan sonra herkes için çok zor ve kötü bir süreç başladı. En kötüsü de ülkücülerin Türkeş’in ölümünü fırsat bilen merkezlerin içeriden dışarıdan yürüttükleri propagandanın etki alanına girmeleri oldu. Türkeş’in referansını yok saydılar, Türkeş’in altını oyanlara yol verip farkında olmadan yok olmanın yolunu açtılar. Hele birisi var ki samimiyetinden asla şüphe edilemez, ama bir televizyon programına hariçten bağlanarak tamamen nefsi bir hezeyanla hareketin beline en ağır darbeyi vurdu. Derler ya ahmak dostun olacağına akıllı düşmanın olsun, tam öyle.

Oysa Türkeş’in iktidar kadrosunda Türkeş sonrası MHP’yi işgal edenler, onlara hizmet edenler, haksızlıkları meşrulaştıranlar yoktu. “Milliyetçi çizgi” adı altında çıkarttığı dergiyle Türkeş’in altını oymaya çalışan Bay bilge ve çevresinde oluşturduğu sinsi yapıya hiç yer yoktu.

Türkeş’in fikirleri ile ilgili bir cümle etmeden, Türkeş’in gelenek haline getirdiği değerler ayaklar altına alınırken ağzını açmadan, Türkeş’in Türk dünyasına mirası, emaneti, Türk dünyasının en büyük istişare zemini olan “Türk Dünyası kurultayları” hareketin birliğinin, kaynaşmanın dinamiği, istişarenin en geniş zemini haline gelen Erciyes Kurultayının berhava edilmesine el kaldırmak, onay vermek, sessiz kalmak nasıl bir Türkeşcilikse , kongre dönemlerinde arzı endam edip Türkeşçilik iddiasında bulunanlarda yoktu.

Hareketin liderinin Türkiye’nin huzurunda referans verdiği ülkücüleri, iftiralarla karalayan, bir-bir ajan, hain ilan edip hareketin dışına iten, kara propaganda batağında hayat bulan tarvmatik hastalıklı zihniyetin yönetimlerinde yer alıp milliyetçi hareketi köklerinden kopartan, Türkeş çizgisinden uzaklaştıranlara yalakalık, yaltaklık yapan, nefisini davası yapan omurgasızlar Türkeş’çi olabilir mi?

Ezkaza Türkeş’le çekilen resimleri “Türkeş yanından hiç ayırmadı” diye referans gösterenler Türkeş’in kimi yanından ayırmadığını bilmiyor olabilirler, ama biz biliyoruz. Türkeş kendini takip etmekle, hareketi saptırmakla görevlendirilen provokatörleri gözünün önünden ayırmazdı. İşte biz bunu biliyoruz. Bunu bilmeyenlerin şecaatin arz ederken sirkatini ortaya koyduğunu da bilmeyenler bilsin.

Şimdilerde birileri “çizgisinde kırığı olmayan ülkücü” tarifini kendilerine uygun gören birileri el altından fısıltılar yayarak yeni sinsi oyun peşindeler. Onlar değil mi yukarıda anlattığımız rezaletleri yapanlar, yapanların düdüğünü çalanlar? Onlar değil mi ülküdaşlık hukukunu yok eden, iftiraları karalamaları yapanlar? Çıkarları, yöntemleri çatıştığı için ayrı düşüncemi çizgi akıllarına geldi? Doğrusu hangi çizgiden bahsettikleri merak konusudur. Bahsedilen omurgasızların çizgisi ise doğrudur oda çizgidir, ama omurgasız salyangoz çizgisidir.

MHP’nin kaybı seçim değildir, MHP’nin kaybı, yarası çok daha büyüktür ve derindir. Listelere konmadığı için, seçilemediği için, seçim kaybını fırsat bilip ortalığa saçılanlar sayesinde MHP nin ruhunun kaybettirildiğini, enerjisini bitirildiğini görmek gerekir. Bugün ortada gezinenler eğer listelerde seçilecek yerler konsalardı, seçilselerdi acaba çıtları çakar mıydı? Bühtan olmasın ama hiç sanmıyorum. 19 senede ne kadar çıt çıkardılarsa gene o kadar çıkartırlardı. Onlarda seçilen kırk kişi gibi bir sonraki seçimde listeye girmenin hesabıyla önce yaptıkları gibi uslu çocuk olup yerlerinde otururlardı, bundan asla şüphe duyulmasın. Bu Makyavelist yaklaşımla sadece koltuktan biri kaldırılır bir başkası oturtulur. Ancak o kadar. Bir şeydir, ama MHP’yi iktidara taşımaya yetecek çok şey değildir. Tabi oda yapılabilirse.

Yapılabilirse diyoruz çünkü yapılmasına tüzük müsaade etmiyor. Kanunda da bunu yapmaya zorlayacak bir madde yoktur. Tüzüğün müsaade etmediğini hep birlikte göreceğiz. İnşallah bir sonraki yazımızda bunun detaylarını anlatıp partinin nasıl bir antidemokratik zihniyetin işgalinde olduğunu izaha çalışacağız. Şimdi dönelim “Türkeş’in bıraktığı yerden başlama” konusuna.

“Türkeş’in bıraktığı yerden başlamak” derken söylemeye çalıştığımız; MHP’nin yeniden çekim merkezi dorumuna gelebilmesi, Türkeş çizgisini devam ettirilebilmesi için öncelikle bu kadrodan istifade etmenin yolu açılmalı, yetişmiş akademisyen ve toplum önderlerinden, harekete emek vermiş yetişkin insanımızdan, bilim, kültür, sanat adamlarından teşkil edilecek çalışma gurupları oluşturulup hareketin ve Türkiye’nin meseleleri mercek altına alınıp yeniden yorumlara kavuşturulmalı. Şahısları fikrin, davanın üstünde göstermeye çalışan içi boş sloganlar yerine; millete projelerle umut ve güven verilmelidir. Kısırlaştırılan fikir kaynaklarımız harekete geçirilip zenginleştirilmeli, terkedilen geleneklerimiz, yok edilen ülküdaşlık hukukumuz yeniden hayata döndürülmeli. Kırılan, dökülen, hareketin dışına itilen değerlerimiz, sevgiyle, muhabbetle kucaklanmalı. Sevgiyle beslenen birlik ruhu öne çıkartılmalı. Yerleştirilen dar, kısır ekipçilik anlayışına son verilmeli. Bu anlayışı devam ettirmekte ısrar edenler bu anlayışı terk etmeden görev alamayacaklarını bilincine ulaştırılmalı, dürüstlüğün en büyük sermaye olduğu zihinlere yeniden kazınmalı. Vehim ve vesveselerle 19 senedir ekilen ayrılık ve fitne tohumları ayıklanıp kökleri kurutulmalı.

Türkeş’in dediği gibi “Bu güne kadar hepimiz hata yaptık. Şimdi büyük kucaklaşmayı sağlamalıyız.” Deyip “Büyük kucaklaşmayı sağlamadan” eteklerdeki taşlar dökmeden, helalleşmeden kısır inatlaşmalarla kafaların önüyle ayrı, arkasıyla ayrı hesaplar yapılırken milletin umudu haline gelinemeyeceği bilinmeli.

YORUM EKLE