Türkeş'in izinde,Yeniden

Ülkücü hareket bir fetret devri yaşıyor.Biz Türkeş'le doğduk ondan öğrendiklerimizle var olduk.Devrinin bütün milli birikimlerini aksiyona dönüştürmenin ustası idi Türkeş...Siyasi konjüktürü okumanın ve onu dönüştürmenin,yeni bir vasat oluşturmanın,olmazları oldurmanın yolunu açan bir usta idi.Türk milleti'nin düşmanlarının birinci hedefi idi,onu en iyi onlar anladı...! Attıkları her stratejik adımda onu karşılarında buldular, her hamlelerinin cevabını ondan aldılar...

Onu etkisizleştirmek için denenmedik yol kalmadı,ancak yol bulunamadı.Bir iman adamıydı Türkeş ve tepeden tırnağa bir irade..Sırtını hak'ka yaslamış ,imanını hayat etmiş bir aksiyon adamıydı güçlü,istisnai bir şahsiyetti Türkeş...

Hak'ka yürüdü ve yarattığı boşluk doldurulamadı,doldurulamazdı da.Yaşarken ''Dava liderini aşmıştır'' cümlesiyle kendi evlatlarıyla vurulmak istendi,kendi evlatlarının gadrine de göğüs gerdi.Muhakkak ki en ölümcül yaralarını idraksiz evlatlarından aldı,ancak hiç sarsılmadı,yoluna devam etti,son nefesine kadar.

Fikirler,düşünceler önemlidir,ancak inancımızda Allah'ın yeryüzündeki halifesi fikirler,düşünceler değil ,insandır.Fikrin ve inancın düşüncelerin cisimleştiği insan,hayata yön tayin edendir,tarihin yapıcısıdır.İnsanda cisimleşmediğinde,eylem haline dönüşmediğinde fikrinde ,düşünceninde iman teorilerininde bir etkisi ve manası yoktur.Laf'ı güzaftan ibarettir. Büyük fikirler,düşünceler,iman ,irade bir insanda cisimleşince hayat bulur,mana kazanır,yoksa kendi başlarına bir güç ve etkiye sahip değildirdirler.

Türkeş ,Türk tarihinin tecrübesinin,islam inancının,samimiyet ve iradenin şahsında bütünleştiği dava adamı idi,gerçek manası ile bir liderdi.Bir insandı ve muhakkakki eksikleri vardı,ancak bu eksiklikler asla onun tarihi misyonunu ifa etmesine mani olacak,asıl ile ilgili değildi.

Türkeş sonrasının bir fetret devri olması kaçınılmaz mıydı? sorusunun cevabı tek kelimeyle verilecekse,bu kelime asla'dır.Ömrünü bir kadro yetiştirmeye adayan ve onları hayat içinde hem eğitip,hem de iş görmek üzere organize eden dahi bir liderin hak'ka yürümesinin hemen ardından oluşan bu derin fetret,yokluğundan oluşan boşluğun çok ötesinde,beklenmeyen bir durumdur..ve samimi ülkücüler için,gerçek bir hayal kırıklığıdır.

Şüphesiz bu durumu oluşturan faktörlerin başında hareketin oluşturduğu yeni yönetici kadro ve onun liderinin seçiminde kullandığı kriterlerin baştan aşağı bir yanlışlıklar zinciri olluşturması gelmektedir.28 şubat despotizminin gölgesinde oluşan yeni liderliğin hareketi getirdiği nokta, maalesef''çöküş'' kelimesi ile ifade edilebilir.Durum adeta sistemin ülkücülerden aldığı intikam olarak tanımlanabilir.

Samimi ülkücü olarak varsaydığımızda dahi Bahçeli,bu hareketin genel profilinin çok dışında soğuk,renksiz,heyecansız içe kapalı bir şahsiyettir ki ,durum kurlar ordusuna tilkiden kumandan tayin etmek gibidir.Bunu kabulendirmek ancak yapının genetiğini bozmakla mümkün olabilmiştir.
Doğru bir yönetim tarzı oluşturulabilse,hareket bütünleştirilip,iyi organize edilebilse ,şahsiyetten kaynaklanan eksiklikler bir nebze telafi edilebilirdi. Ancak Bahçeli'nin tercih ettiği yol ,MHP'ninTürkeş zamanında gelenekleşen tüm uygulamalarını parçalamış,hırpalamış,teşkilatı ve politikalarını tanınmaz hale getirmiştir.

Ülkücü camia Türkeş sonrası kadronun gücünü ortaya çıkaracak yeni bir model geliştirmek zorunda idi, bunu yapmak şöyle dursun kadro anlamsız tasfiyelerle giderek güdükleştirilmiş,çapsız bir tilkinin Türkeşçilik oynamaya kalkması harekete dayatılmıştır.Mevcut siyasi partiler kanunu ve sistemin bütün imkanları kullanılarak hareket adeta dumura uğratılmıştır.

Bu gün hareketin bu haliyle oluşturduğu boşluğu bütün Türkiye siyaseti yaşamaktadır ,sadece ülkücüler değil.Oluşturulmaya çalışılan yeni Türkiye'nin kırılganlık ve zafiyetlerinin temelinde ,28 şubatla başlayan ''ülkücülerin devre dışı bırakılması'' ile oluşan''Türkeş aklından '' yoksunluk vardır.Har vurup harman savrulan miras ,toplum ve devlette ''pensilvanya aklının''hakim ve etkili olması ile neticelenmiş, ihanette pervasızlığa kadar uzanmıştır.

Bu tecrübeden herkesin çıkaracağı dersler vardır,şüphesiz en büyük dersi çıkarması gerekenlerde samimi ülkücülerdir.Türk devletinin bekası ve Türk milletinin tarihi misyonunu yerine getirmesinden kendini birinci derecede sorumlu tutması gereken ülkücülerin ''devre dışı kalmak ''gibi bir lüksü yoktur ve buna imkan veren zafiyetlerini bir an önce yok etmek gibi bir sorumlulukları mevcuttur.

Ciddi bir öz eleştiri yapmak zorundayız ,fert, teşkilat bazında hatalarımızın bizi biz yapan özelliklerimizin bir envanterini ,kayıplarımızı ve nasıl telafi edebileceğimizi derinlemesine incelemeli ,üzerinde düşünmeliyiz.Türk milletinin kaderinde söz sahibi olmanın sorumluluğu ve şuuru ile yeniden harekete geçmeliyiz.Teşkilatlarımızı yeniden amacına uygun olarak düzenlemeli,ülkücülerin birikimlerini kullanabilecek ve onları organize edecek bir modeli geliştirmeli ve onu teşkilata hakim kılmalıyız.

Bu günkü gibi günlük politik polimiklerin fikir ve düşünce dünyamızı işgal etmesine,hareketi sığ bir anlayışa ,dar bir kalıba mahkum eden idraksizliğe izin vermemiz halinde ,misyonumuzu yerine getirebilme imkanımız yoktur. Kendi dinamiklerimizi çalıştırma ,insan ,teşkilat ,hayat anlayışımızı hakim kılma yolunda gayrete gelmeliyiz.Bahçeli yönetiminden kurtulmak bunun ancak başlangıç noktası olabilir,sonrasında hayli emek ve mesafenin kat edilmesini gerekmektedir.Bu gün bu aşamaların izlerini dahi göremiyorsak,bedava şişinmenin ,varmış gibi yapmanın ,iktidara talip bir organizasyonmuşuz gibi kendimizi ve milleti aldatmanın bir alemi yoktur.

Bunun üç beş siyasi muhterise ülkücüler üzerinden ikbal kapısı açmanın ötesinde bir anlamıda ,önemi de yoktur.

Bu ifadelerin sert olduğu düşünülebilir,ancak hareketin toplum ve devlet hayatında iktidar olmadanda görebileceği ve geçmişte gördüğü fonksiyonların emaresine dahi raslayamıyorsak,var olması gereken tüm alanlarda gittikçe artan bir etkisizlik söz konusu ise,hele ülkücüler kendi dışındaki yapılarca devşirilebiliyorsa,teşkilatsızlık ve programsızlıktan etkisizleşebiliyorlarsa,yeni nesiller eğitilemiyor,ülkücü gençler ancak ''delege''liğe değer atfediyor,vasıf giderek azalıyorsa ,ifadelerin sertliğinin durumun vehametinden kaynaklandığı kabul edilmelidir.

Asıl endişe verici olan hassasiyetlerin örselenmiş olması,adeta durumun kabullenilmesidir.MHP yönetimi sanki iktidarla bir varlık yokluk savaşına girmiş illizyonu ile ülkücüleri uyutma,yapmadıklarını, yapamadıklarını bu yolla örtme peşindedir.Ancak hareketin en organizasyonsuz kaldığı 80-85 yılları dahil siyaset arenasında bu derece etkisiz kaldığı,toplumsal itibarının bu derece düşük olduğu bir dönemi yaşamamış olması gerçeğini hiçbir şey örtemez.

Hareketin elli yıla yaklaşan tarihinde şartların bu derece müsait olduğu bir dönem yaşamadık,buna rağmen hareketin kan kaybetmesinin bir izahı olmalı.Türkeş'in muhteşem karizmasına rağmen ,her dönem yapının içinde sivrilen ,öne çıkan insan bolluğu vardı,kendi çapında güç merkezleri vardı,hareketin içinde şu veya bu sebeple açık muhalefet yapan ,ancak hareketin içinde barınan ,ona güç katan ,hizmetine devam eden çeşitli gruplar vardı,şimdi ise bol miktarda hain'imiz! var.

Geldiğimiz noktada hareket içinde herhangi bir ikinci adamdan dahi söz edilemez ki, varlığı Bahçeli'nin iki dudağı rasında olmasın. o zaman hangi teşkilat ve hangi ülkücülükten söz ediyoruz gerekçeye bile ihtiyaç duyulmadan iki kelime ile hain ilan edilebilecek bir yapıdan ne verim beklenilebilir.Şahsiyetleri paramparça eden bir yapıdan nasıl güçlü şahsiyet yetiştirmesi beklenilebilir.

Bu gün hiçbir biçimde organize olmayan ,edilmeyen bir ülkücü camia ve giderek o camidan kopan ve camia üzerinde negatif etkileri olan bir teşkilattan söz ediyorsak,feryatlara duyarsız bir yönetim anlayışından bahsediyorsak ,birilerin buna cevabı sadece kendini yeniden seçecek delege arayışı ise kimliksiz ,kişiliksiz,fikirsiz,ideolojisiz bir yapıya doğru hızla yol alınıyorsa,oturup önümüzdeki seçimleri tartışmanın anlamı nedir?

Dört ay sonraki seçimlerin sonucunu tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok,benim şahsen dört ay dahi Bahçeli anlayışına tahammülüm yok.Biliyorum ki malum sonucu değiştirebilecek hiç bir çabaya girişilmeyecek.MHP yönetimi %10-15 lik tepki oylarına dünden razı,bunun karşılığı bilmem kaç milletvekilinin nasıl paylaşılacağı onun asıl meselesi.Teşkilat içindeki asıl gündemde bu.Kim milletvekili olacak?,olmak için ne yapacak?kim yönetimde olacak?kim liste dışı kalacak?kim tasfiye olacak?kim baş tacı edilecek?karar mercii de tek ve Cumhurbaşkanından bile sorumsuz!

Bu çürümüşlükten kurtulmadıkça her seçim sonucunun camia için hüsran olması kaçınılmazdır.yönetim için başarıda ,hüsrana rağmen koltukları koruyabilmektir ki bu kimler kurban ,kimler hain olacak planlamasının mevzuudur.Yönetim içinden kurbanlar ,camiadan hainleri belirlemek Bahçelinin asli görevidir.Yeniden şekillenen devlet ve toplum hayatında ülkücüleri etkisizleştirmenin yoluda budur.Muhalif ,muvafık etrafı düşmanlıklarla çevrilmemiş tek ülkücü bırakılmamıştır.

Sahipsiz ve teşkilatsız hareket bir fetret devri, ağır bir bunalım yaşıyor. durum siyasi başarısızlığın ötesinde,çok daha derin ve vahim birdurumdur. Bu ülkücüler için seçim ,geçim kaygılarından çok daha öncelikli ele alınması gereken,olanca hassasiyetimizle ,bilgi ve birikimimizle üzerinde durmamız, düşünmemiz ve yegane gündemimiz haline getirmemiz gereken bir durumdur.

Türkiye'yi AKP'nin alternatifsizliğinden kurtarmanın yolunun, MHP'yi mevcut yönetim ve zihniyetten temizlemekten,ülkücülerin kendi fikir ve inaçları, kendi insan ve metotlarıyla yeniden organize olmasından, bir tek ferdini dahi ihmal etmeyen bir bütünleşmenin sağlanmasından, camianın her ferdinin kaabiliyet ve birikiminden istifade edilebilecek bir teşkilat organizasyonunun oluşturulabilmesinden geçtiğinin anlaşılması gerekmektedir.

Başa dönmeliyiz ,Türkeş'in rahmetli olduğu güne ...Ve sıfırdan başlamalıyız,Bahçeli zihniyeti ile geçen günleri yok saymalıyız .Türkeş'in izinde ,ülkücü zihniyetle yeniden ''kutlu yürüyüşe'' çıkmalıyız..

Zor mu ? evet zor..bunu zor kılan bizim de ülkücülükten uzaklaşarak ''ülkücü gibi'' yapmamızdır.Rahata alıştık,mücadeleden koptuk,önce hayata esir düştük ve sonrada nefsimize .Sorumluluğun ağır kısmı neslimize aitdir,ülkücülükten bi haber yeni nesillere değil,Türkeş'i tanıyan onla yol yürümüş olan ,geçmişteki kutlu yürüyüşün bir parçası olan neslimize...Vebal altındadırlar ve ondan hiç bir biçimde kaçışları mümkün değildir.

Kan gölü üzerinde kayık yüzdürülmez, kim ki yüzdürmeye kalkar iki cihanda bedbaht olacaktır...

Baki selamlar....

YORUM EKLE