Türk'ün inancı (2)

Bu benim 19. Kitabım. Her çıkardığım kitapta tekrarladığım konular var. Bunu bilerek yapıyorum. Bazı gerçeklerin toplumumuzda iyice açığa kavuşmasını istiyorum.

Buraya gelince kendiliğinden bir soru ortaya çıkıyor ve soruluyor. Soru şu: “Neden bu konuyu ardıcıl bir biçimde ortaya getiriyorsunuz?”

Buna verdiğim karşılık şu:

“Ardıcıl mı değil mi bilmem. Türk İnancının Türklere ve bütün yeryüzüne yeniden anlatılmasının gerekli olduğuna ve bunun tam çağı olduğuna inanıyorum. O yüzden de anlatmaya çabalıyorum.”

“Tam çağı” ne demek?

Türklerin ve belki de bütün insanların yoğun arayışlar içinde oldukları çağ demek…

Arayışın en belirgin yeri Türk Cumhuriyetlerinde yaşayan Türkler… Önce Tataristan’dan başladı. Kazakistan ve Kırgızistan’da yaygınlaştı. Ötekilerde de kaynaşmalar var. Türkiye’de ise hepsinden daha derin arayışlar görüyorum.

Sovyetler Birliği’nde dinler etkisini yitirmişti. Devletin desteğindeki komünizm dini baskın inanç durumundaydı. Birlik dağıldı, dinler özgürlüğüne kavuştu ve hızlı bir biçimde hem de en katı yorumlarıyla dinlere dönüş başladı.

İşte bu düzlemde ortaya çıkan Arap Müslümanlığı yükselişi kimi Türklerde tedirginlik doğurdu. Arayışlar başladı, Türklerin dini arayışları sonucunda TENGRİCİLİK akımları doğdu. “Akımları” diyorum. Tengricilerin sayısı yüzbinleri aşınca hemen sekteler (mezhepler) arkasından geldi. Ortaya “din adamları” çıktı ve onlar inanmak isteyenlere halk söylencelerini “din” diye pazarlamaya başladılar.

Onlara yani Tengri İnancına dönmek isteyenlere bilimlik bilgilerle gerçeğin anlatılması gerekiyordu. Bu kitabın birincil amacı budur.

İkinci amaç ise Türk İnancını öğrenmek isteyenleri, “Şamanizm” veya “Türk mitolojisi” gibi yanlışlardan kurtararak gerçeği bilimlik yöntemlerle araştırmaya yönlendirmektir.

Üçüncü bir amaç söylemek gerekliyse önce söylemek istediğim iyi anlaşılmalıdır. Bu kitabı okuyan bir Müslüman, Hıristiyan ya da Musevi ya da herhangi bir dine bağlı olan Türk’ü dinini bırakıp Türk İnancına girmeye özendirmek gibi bir isteğim yok. Ayrıca böyle bir çaba Türk İnancına da aykırıdır. Türk İnancında bütün dinlere sevgi ve saygıyla bakmak temel ilkelerden birisidir. Yeter ki onlar iyiliği özendirmek, kötülükten kaçınmayı amaçlamış olsunlar.

Öyleyse şimdi üçüncü amacımı söyleyebilirim. Diyorum ki:

“Ey Türk, Müslüman olacaksan ol, ama Türkün Türk İslamı ol!

Ey Türk, Hıristiyan’san istersen öyle kal, ama Türksün Türk Hıristiyanı ol!

Ey Türk, Musevi ya da hangi dinden olacaksan ol, ama önce Türk ol!”

Bir dine bağlanmamışsan bil ki Ataların da senin gibiydi. Binlerce yıl TANRI’ya inandılar, Erdemli yaşadılar. Bilimin yolundan yürüdüler.

Türk olmak demek, TANRI’ya yakın olmak, insana ve doğaya sevgi ile yaklaşmak, iyi insan olmak demektir.

Başlangıç bölümü için sözlerimi bitirirken kitabın yazılışında yardımcı olan Mehmet Şahin’e, bu konuları anlattığımda soruları ve görüşleriyle açılım kazandıran Ahmet Yesevi Vakfı toplantıları katılımcılarına ve yayıncıma ve okuyucularıma alkışlarımı bildirmek isterim.

Tanrı sizlere iyilik, sağlık, uzun, sağlıklı, mutlu, başarılı, dirlik versin. İyilikler ve iyiler sizinle olsun, kötülükler, kötüler uzak olsun. Sağolun…

YORUM EKLE