Türk Milletinin kıyamet savaşı'na hazır mıyız?

15 Temmuz’da aslında ne oldu sorusunun cevabının artık çok önemi yok.
Türkiye'de sosyal, siyasi ve sivil inisiyatifi olan her örgüt ve merkez kaosun bir parçası hâline gelmiş durumda.
Tanımlar, tarifler, açıklamalar, yorumlar ve iddialar hâlâ altında ateş yakılmış Türkiye kazanından habersiz gelecekte ün ve pay kapma kısır döngüsünde.
Ucuz kahramanlıklar, büyük laflar, asrın  iddiaları  bıktırırcasına her gün  medyada tekrarlanıyor.
Türkiye büyük badire atlatmış!
Ülke iç harbin eşiğinden dönmüş!
Ülkemiz Doğu Anadolu ve güneyden işgal edilecekmiş!
Hedef Türkiye Cumhuriyeti imiş ve  Cumhuriyet  yıkılacakmış.
Yüzyılın en büyük  ve en kanlı kalkışması imiş.
Bugüne kadar planlanmış en gizli en hazırlıklı ve en planlı kalkışma ve darbe planıymış.
Vs. vs. vs...
Birilerinin olduğu yerden öyle gözüküyor ve gösteriliyor olabilir
Gerçek  ise bambaşka.
Bu yaşadıklarımız bir sonuç ve son değil, daha başlangıç. 
Ergenekon davaları ile başlayan ve 15 Temmuz  ile devam eden olaylar zinciri esas filmin fragmanları.
 “Vasat Akıllı Devlet” yazılarımızı  okuyan  dostlar hatırlar. Okumayanlar bu köşede yayımlanan eski yazılara bakabilirler.
Türkiye Cumhuriyeti  Devleti’nin ve Türk milletinin önündeki tehlikenin büyüklüğünü ve belanın bugüne kadar görülmemiş dehşetle üzerimize geldiğini yazmıştık.
NATO konseptinde eğitilmiş devlet kadrolarının savunma ve güvenlik  disiplininin  soğuk savaş dönemi sonrası bozulduğunu ve savrulmalar yaşadığını ve mevcut devlet aklının gelen tehlikeyi görme ve önleme kapasitesinin yetersiz olduğunu üstüne basa basa yazmıştık.
Paylaşım masasında Türkiye var.
FTÖ ise PKK ve İŞİD gibi  sadece  asimetrik savaşın Batı organizasyonu  terör piyonları.
Artık Orta Doğu'da yeni  sınırların  çizilme günleri yaklaşıyor.
Kasımda ABD seçimleri var. Ocakta yeni  ABD  yönetimi  aktif hâle gelir.
Bahar'da birleşik “ Dünya Barış Gücü” ABD ve Batı ittifakı;  Rusya ve İran'ın  gizli  desteği  ile Orta Doğu'ya tekrar gelir.
Batı kamuoyunun Orta Doğu'ya askeri bir gücün tekrar gönderilmesi  için  oluşturulması hiç de zor değil. 
Avrupa metropollerinde üç beş kanlı eylemin gerçekleştirilmesi bu karar için yeterlidir.
Önümüzdeki bir yıl içinde Orta Doğu'da olacakları tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok. 
Sünni bir Arap devleti; Şii bir Arap devleti; Kürt devleti; Filistin devleti; ufalan bir Suudi devleti; yeniden düzenlenen Körfez. Lübnan ve Suriye de yaşayan Hristiyanlar için yeni bir devlet ve ikiye bölünen Yemen.
Kurulacak yeni Kürt devletinin kuzey, yani Türkiye sınırı talep edilecek olan iller yüzünden muğlak kalacak.
Kurulacak Kürt devletinin  batısından  doğusuna Türkiye'nin iç barışını nasıl bozacağı her- hâlde hepimizin malûmudur.
Fiili bu durum Rusya ve İran'ın desteği ile BM‘de oylanıp kabul edilirse bugünkü düştüğü, düşürüldüğü  hâlle Türkiye ne yapacak veya ne yapabilir?
Şimdi Rusya, İran bu durumu kabul eder mi diyeceksiniz.
ABD ve AB ile çatışırken onlarla dost oluyoruz ya diye düşünebilirsiniz.
Unutun bunları. Unutmakla kalmayın silin kafanızdan.
Yalta’da, Malta'da dünya haritalarında paylaşım yapma becerisi ve iş  birliği geçmişi 60 yıl kadar genç olan iki dünya gücü var önümüzde.
Katolik ve Ortodoks kiliselerinin 900 yıllık düşmanlığı barışla bitti. Elbette siyasal bir sonucu olacak bu barışın.
Akdeniz'e ve Basra Körfezi’ne yeni bir Şii devlet ile inme fırsatı hem Rusya'nın hem de İran'ın iştahını şimdiden kabartıyor.
Dünyada yeni bir kaç Şii devletin kurulması İran'ın yüzlerce yıllık hayali. 
ABD ve AB, Türkiye'yi yumruk atma mesafesine bilerek itiyor.
Yoksa Batı, Türkiye'yi stratejik ortak olarak kaybetme endişesinde olsa bin bir kurnaz tilki numarası ile işleri ve ilişkileri düzeltmek için ciddi çaba içinde olurdu.
O artık bölünmüş hatta bölünmesi gereken Türkiye'nin parçalandıktan sonraki bölgeleri ve yeni kantonları ile ilişki ve paylaşım hesaplarında.
Rusya'nın  güya dostluğu, İran'ın sahte sempatileri büyük planın parçası.
Türkiye, Batı ve Rusya arasında şamaroğlanı  durumuna çoktan düşürüldü.
Son yıllarda iktidarın Filistin ve Hamas muhabbetinin nasıl bir hayal kırıklığına uğrayacağını da Orta Doğu'nun yeni haritalarının çizileceği o günler gelince göreceğiz.
Kendi devletleri kurulurken Türkiye'nin itirazının olacağı Kürt devletinin kuruluşunu nasıl destekleyip bize akıl vermeye çalışacaklarına şahit olacağız.
Dün Haçlı seferlerinde  tehdit  sadece  Katolik Kilisesi Papalıktı.
Önümüzde ise Haçlı ittifakı var: Katolikler ve Ortodokslar.
Ergenekon ve Balyoz ile başlayan TSK’yi dağıtma operasyonları 15 Temmuz’la zirveye ulaştı.
Gelişen  tehditi  göremeyen, aldanmışız, kandırılmışız diyerek ihaneti burunlarının dibine kadar sokan AKP, devleti yeniden kurmanın nutuklarını atıyor.
Devleti  yeniden  kurma  iddiası devlet dağıldı, çatladı, dost düşman birbirine karıştı demek değilse nedir?
Bu durumda yukarıdaki Orta Doğu haritaları çizilerek  yeni  devletler  ilan edilirken ve Kürt devleti kurulup vatan topraklarından büyük bir parçayı uluslararası koalisyonun desteği ile talep ederken anlayacağız 15 Temmuz’un gerçek amacı neymiş ve 15 Temmuz niçin yapılmış. 
Bu tehdit önlenebilir mi, bu plan bozulabilir mi?
Bu planın bozulması için “Türk Milli Mukavemetinin” merkezinde, yönetim çekirdeğinde bu günlere sebep olan “aldatılabilen, kandırılabilen, haini  ve  dostunu ayırmaktan aciz; aynı mahallenin çocukları olarak hain FTÖ ile  birbirinin içine girerek  siyasi ve iktisadi menfaat birliği, ortaklıkları ve akrabalıkları kurmuş AKP iktidarı ve kadrolarının olması yeterli mi, millete güven verebilir mi?
Bu soruya evet diyenler yan gelip yatsın.
Hayır diyenler bugünden bir şeyler yapamıyorsa yeni haritalar ilan edildikten sonraki günlerde elde kalacak vatan parçasını nasıl koruyacaklarını düşünmeye şimdiden başlasın.
Adamların bugüne kadar  yaptıkları  yapacaklarının  teminatı.
Kim mi bu adamlar?
Türk milletinin gizli açık düşmanı olanlar.
MHP, “vasat akıllı devlete” AKP kadroları üzerinden desteğe devam ederek ülkenin belalardan ve  gelecek  tehlikelerden  kurtulacağını zannetmeğe devam ediyor.
Bu iyi niyet inşallah iş işten geçtikten sonra vakit çok geç olana kadar devam etmez.
Unutmamak gerekir ki Osmanlı dağılırken, işgale uğrarken padişahın yanında olan ve onunla Osmanlı'nın kurtulacağına inanan samimi insanlarda vardı. Anadolu’daki “Türk Milli Mukavemet Hareketi’ne” destek vermemeleri ihanetlerinden değil, gafletlerindendi.
MHP ve ülkücülerin çizgisi ve tavrı Mustafa Kemal'in dirayet ve kararlılığında ve de ufkunda olmalıdır.
YORUM EKLE