Tunceli Hükümetin Tuzağı

Bugün Türkiye’nin yaşadığı kritik süreç Cumhuriyet döneminde yaşanan en kritik süreçtir.İktidar 2015 yılında yapılacak Parlamento seçimlerini kazanmak için çok sinsi yollar deniyor. Bu uğurda bölücü terör örgütüyle ortaklık kurmuş görünüyor. Öyle bir ortaklık ki; Bebek katilinin, PKK’nın isteklerini emir telakki eder durumda. Bir dediklerini iki etmiyorlar. Katil çetenin başına villa tahsis etmekten tutunda, ideolojik donanımlı bölücü sekreteryasına kadar her istek eksiksiz karşılanıyor.

Hükümet sözcüsü Arınç, söz verdikleri anlaşılan özerklik ten tatmin olmayan HDP’ye karşı Aponun itibarını savunmak zorunda hissediyor kendisini. Hükümetin itibarıyla, eşkıyanın itibarını eş değer gören bir hükümet anlayışıyla karşı karşıyayız. Hükümet sözcüsü silah bırakılacak diye milleti aldatırken, anında kandilin sözcüsü hiçbir şartta silah bırakmayız diyor. Dahası, Başbakan 76 sene önce ki eşkıyadan özür dileyerek cumhuriyete başkaldırmış herkesin özür sırasına dizilmesinin yolunu açıyor. Yargı başta olmak üzere hükümetin bütün icraatları terörü, teröristleri meşrulaştırmaya yönelmiş durumda. Bu cumhuriyete, devlete kurulmuş sinsi bir tuzaktır. Hükümet bir taraftan da meydan okumalarla tuzak kurarak siyasi rakiplerinin tembelliklerinden yararlanmaya çalışıyor.

Bu tuzakçı zihniyet bir yandan da halkı düzenlediği mitinkilerle, tasmalarını elinde tuttuğu basındaki yardakçı yandaşlarıyla maniple ederken ne yazık ki meydanlara inip milleti uyarması gereken muhalefetten ortada eser yok. Davutoğlu iki aylık başbakanlığı süresinde muhalefet partilerinin 2014 yılında yaptığı mitinglerin toplamından fazla miting yaptı. Ustası Türkiye cumhuriyetinin en yüksek makamını paralel parti durumuna getirmeyi başardı muhalefetten tıs bile yok.

En acı gerçekse; Türk milliyetçiliğinin en güçlü damarı ülkücü hareketi “sokaklar karanlıktır” diye bloke eden anlayış, sokakları eşkıya yandaşlarına, meydanları eşkıya işbirlikçilerine terk etti.

O anlayışa sormak istiyorum;

Bu terk edişi takdir eden HDP’nin, PKK’nın, malum çevrelerin, takdirlerinden tatmin mi oluyorsunuz?

Bu sessizliğiniz, durağanlığınız, tembelliğiniz, ülke üzerindeki oyunlara zımnen destek değil mi?


Sokağına çıkmaktan korktuğun ülkeye nasıl benim diyebiliyorsunuz, gerçekten sizin olduğunu mu sanıyorsunuz, o zaman niye iktidarda başkaları var?

Sokağına sahip olmuyorsanız, ülkeye nasıl sahip oluyorsunuz?

Halkla buluşmadığın, meydanını boş bıraktığın ülkede nasıl iktidar olacaksın?

Bugün inmediğin meydana ne zaman ineceksin?

Paşa gönlünüz inmeye razı olduğu zaman inecek meydan bulabilecek misiniz?


80 yaşındaki Türkeş, ilçelerde bile miting yapıyordu.
Biz ondan öğrendik ülkemize, ülkümüze milletimize, devletimize, saldırıldığı zaman kükremeyi. Çelebileşip köşemizde oturmaya zorlanmaktan utanıyorum. Olanlara seyirci olanlar geriye bir baksalar, Türkeş olsaydı ne yapardı diye bir ana düşünseler nerede durduklarını, ne yaptıklarını anlarlar. Türkeş’i anlama kabiliyetinden uzak olanlara ben söyleyeyim; Sokağa çıkmak şöyle dursun, gök kubbeyi başlarına yıkardı. Ama siz sıradan bir miting bile yapamadınız, yapmadınız.

Türkeş’in giderken estirdiği rüzgârın meyvesini topladınız. Onu da götürüp bir şıllığın paçasının arasında harcadınız.
Taşı, taş üstüne koymadınız. Üstelik Türkeş’in bir ömür harcayarak yetiştirdiği kadroları darmadağın ettiniz. Uçkuruna bile sahip olamayanların uçkuruna feda ettiniz. Vefasızlığınızın üzerine kitap yazılır oldu. Statükoya tabi oldunuz kılınız kıpırdamıyor. Allahtan Salı günleri varda, var olduğunuz biliniyor. Ülkücü hareketi fikir temellerinden kopardınız.

Doğu, güneydoğu Erzurum, Erzincan, Elazığ, Bingöl başta olmak üzere Ülkücü hareketin batı illerinden, iç Anadolu’dan da önce belediye başkanlıklarını kazandığı yerlerdi. Şimdi buralardan alınan oyların oranı kimsenin yüzünü kızartmıyor. Oralarda hareket, birkaç babayiğit serdengeçtinin omuzunda yürüyor, çoluk, çocuklarının rızkıyla harekete can veriyorlar. Ankara’nın kaprisleri de cabası. Bunlardan utanılmayacaksa başka hiçbir şeyden utanılmaz.

Ankara da eliniz, elinizin üstünde, konforlu gökdeleninizde oturmaktan koltuklar yoruldu, siz yorulmadınız. Tembelliğinizin, aymazlığınızın bedelini milletçe ödeyeceğiz, başta sizin elleriniz koynunuzda kalacak. Bu sorumsuzluğun adını ben koyamıyorum buyurun siz koyun.

Türkiye Ankara’dan ibaret değil. Korkmayın kimsenin koltuklarınızda gözü yok, koltuklarınızı kimse kapmaz. Başınızı Ankara’dan bir dışarı çıkartın da cümle âlem var olduğunuzu bilsin, tuzak dolu meydan okumalara mecbur kamadan çıkın. Ama derseniz ki Ankara’nın dışı karanlık, karışık onu bilmem, takdir sizin. Adam dün sahneye çıktı, bugün tembelliğinizi yüzünüze vuruyor. “Tunceli’ne” gidin de görelim diye meydan okuyor.

Sayın Bahçeli Tunceli’ne tuzakçı zihniyetin tuzağına düşerek gitmiş olmak için gidilmez. Ülkücü harekete Türkiye’nin ihtiyacı var, politikalarınızla payandası yaptığınız, tuzakçı zihniyetin tuzağına düşürmeyin. Meydanlarda kalabalıkların karşılamadığı, halkla kentleşmediğin Tunceli’ne koruma ordusuyla efelenerek gitsen ne yazar.

YORUM EKLE