Truva Atı Operasyonu

Ülkücü hareket, ahlak problemiyle ülkeyi yangın yerine çeviren, adaletin yerini güce terk ettiği, haklının değil güçlünün hâkim olduğu, insanın köleleştirildiği, materyalist batılı, batıl sistemin karşısına; İslam ahlakını esas alan, insan hak ve hürriyetlerine dayalı, insan haysiyet ve şahsiyetini yücelten, insanın mutluluğunu gaye edinen, her şeyin Türk’e göre, Türk tarafından dizayn edilmesini isteyen haysiyetli bir çıkış hareketidir. Türk milletini sosyal, siyasal, kültürel, iktisadi, içtimai hayatının bütün alanlarına yeni boyut getirmeyi vadeden, Türk milletini çağlar üzerinden aşırıp, muasır medeniyetin üzerine çıkarmayı teklif eden bir çıkışı hareketidir. Bu çıkış bir isyandır. Türk milletinin medeniyet misyonundan uzaklaştırılmasına, sindirilmesine, yozlaştırılmasına, emeğinin sömürülmesine, vatanın soyulmasına, ruhunun köleleştirilmesine karşı bir isyan hareketidir.

Ülkücü hareketin çıkışı sosyolojik ve felsefi manada tam bir isyandır. Zalime karşı mazlumu, Haksızlığa karşı adaleti, soyguna karşı adil paylaşımı savunan, toplumcu yeni bir sistem, yeni bir düzen vaadi vardır. Hedefine ulaşıncaya kadar durağanlığı reddeden aksiyon bir harekettir. Bu isyanın hedefinde devlet değil, soyguncu düzen vardır. Ülkücü hareketin nihai hedefi Allah rızası ve Allah nizamının hâkimiyetidir.  

Bu sebeple soyguncu düzen ülkücü hareketi bütün kurumlarıyla kendine tehlike görmüştür. Kurumlarını her fırsatta Ülkücü hareketi yok etme refleksiyle şartlandırmıştır. Sistem, toplumu ülkücü hareketten uzak tutabilmek için sürekli anarşi oluşturmuş, anarşiye karşında devletin fonksiyonları işletilmemiş, ülkücü hareketi sistemin yarattığı anarşinin suçlusu, kötü tarafı olarak lanse etmiş, Ülkücü düşünce mensubu vatan evlatlarının her türlü yolu kesilmek sitenmiştir. Oysa anarşizm insanın mutluluğunu, toplumun huzurunu bozmayı hedef alan, kargaşadan, anarşiden beslenen hareketlerdir. Türkiye de bizatihi sistemin kendisi anarşisttir, vurguncu düzen hep anarşiden beslenmiştir.

Ülkücü hareket her türlü tuzağa, olumsuzluğa rağmen Alparslan Türkeş’in yüksek azmi ve üstün liderliği sayesinde, Kürdiyle, Türki’yle doğusundan batısına, dağdaki çobanından, üniversitedeki akademisyenine kadar milletle buluşmayı başarmıştır. Ülkücü hareketin 1981 yılında yapılacak seçimlerde üstün başarı elde edeceğinin anlaşılmasıyla sistem kalkanlarını harekete geçirmiş, ağababalarının yönlendirmesiyle 12 Eylül yıkım operasyonunu gerçekleştirmiştir.

Dünya ve Türkiye için birinci tehlike olan kominizim belası; Sovyet Rus imparatorluğunun yolunu İstanbul boğazında keserek, sıcak denizlere açılma imkânını ortadan kaldırma iradesini ortaya koyan, Türk dünyasının büyük bir bölümünün esaret zincirlerini kırmasını başaran ülkücü hareketi, soyguncu düzenin kendisine tehlike görmesi elbette doğaldır. Dolaysıyla kendini koruması için yöntem geliştirmesi de tabiidir.

Sistem Türkeş’in 1997 yılında yapılacak kongre öncesi şüpheli ölümünü bu anlamda fırsata çevirmeyi başarmıştır. Türkeş 1997 kongresini vurguncu düzenin tasfiyesine hazırlık kongresi olarak görüyor, bütün il, hatta ilçe kongrelerine bizzat katılıyor, sağlam çürük ayıklaması yaparak sistemle hesaplaşmaya hazırlanıyordu. 1996 yılında başladığı bu organizasyonun içinde Türkeş sonrası yönetimlerde bulunanların büyük bir kısmının hiç ama hiç birine yer vermeyeceğini sistemin unsurları biliyordu. Bu sebeple Türkeş’in ölümü şüphelidir.  

Türkeş’in Ölümüyle birlikte sistemin Ülkücü hareketin içine yerleştirdiği mekanizma harekete geçti ve olanlar oldu…  Ülkücü hareketin 17 senedir yaşamış olduğu fetret sürecinde yapılan tahribat 12 Eylül tahribatıyla kıyaslanmayacak kadar büyüktür. Her şeyden önce ülkücü hareket ideolojik tekliflerinden vaz geçmiş, fikri temellerinden uzaklaşmıştır. Türk dünyasıyla bütün bağlar kesilmiştir. Ülkücü fikir sistemi toplumun gazını alacak kısır polemik cümlelerle bloke edilir olmuştur.

İman temelinde buluşturduğu idealistlerine ben duygusunu aşırmış, biz duygusunda bütünleştirmiş, bizlik duygusunu milletle buluşturup çelik bir irade oluşturmuş; inanç, iman hareketinin dışarıdan müdahalelerle durdurulamayacağını bilen sistem, 17 senedir Ülkücü harekette Truva atı operasyonu yürütüyor.

Ağaçlar ormanda kendilerine bir idareci seçmişler. Bir zaman sonra ormanda bir uğultu başlamış.

-Ormancı geliyor, balta geliyor… Diye.

İdareci uğultulara aldırış etmeyince aklı evvelin biri sormuş;

-Bakın bakalım baltanın sapı var mı? Demiş.

Bakmışlar baltanın sapı var. Aklı evvel gene sormuş;

-Bakın bakalım baltanın sapı ağaç mı, demir mi? Demiş.

Bakmışlar baltanın sapı ağaç. Aklı evvel konuşmaya devam etmiş;

-İşte şimdi korkun, çünkü sapı bizden…  

YORUM EKLE