Terör Destekçilerinin Provakasyonları

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. Maddesi Düşünce, Vicdan ve Din Özgürlüğü Hakkının Korunmasını kapsar ve: “1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir; bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, kamuya açık veya kapalı ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir. 2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü, sadece yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlık veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli sınırlamalara tabi tutulabilir” diye ifade eder.

Aynı zamanda, İbrahim Kafesoğlu’nun “Türk Bozkır Kültürü” adlı eserinde de güneş, ay ve yıldızların kutsallıkları Gök Tanrı’nın semavi dinler olan Hristiyanlık, Musevilik ve İslam’daki gibi tek kudret olduğu keyfiyetini gölgelendirmez. Dinler Tarihi araştırmaları göstermiştir ki, hiçbir devirde, hiçbir din, tek bir itikad ve amelden ibaret olmamış; Tanrı’ya tek başına ibadet edilmemiş ve yüksek bir saygı gösterilerek, birbirlerini asla küçük düşürmemiştir” şeklinde tanımlar.

“Kimse kimsenin günahını/suçunu yüklenemez” ilkesini ortaya koyan ve suçu kişiselleştiren İslamiyet, 1400 küsür sene evvel hukuk kapsamında bir devrim ortaya koyduğu gibi, modern hukukun da temelini atmıştır. İlkel toplumlarda suç işleyen yakalanmadığı takdirde, yakınları ya da ait olduğu cemiyet cezalandırır ve cezasını hukuk değil, gücü elinde tutmaya çalışan kişiler verir ve hukukmuş gibi uygulardı. Yüce Allah, İslamiyet ve Sevgili Peygamberimiz ile bu ilkel anlayışı da ortadan kaldırdı.

Bireyin Özgürlüğü denince, Türk Milleti’nin ekmek-su gibi vazgeçemediği 4 ana temelden birisi olduğunu görürüz. Türk devlet felsefesinin kırmızı çizgisini “hürriyet, adalet, liyakat ve eşitlik” oluşturur.

İslamiyet ve Türk Töresi’nin kırmızı çizgileri içinde yeşeren ve gelişen cemiyette, bireyin özgürlüğünün ne kadar kutsal olduğunu dahi anlatmaya gerek duymayız.

Bir toplum içinde özgürlüklerin de elbet bir sınırı, haddi vardır. Bizim yerleşik anlayışımıza göre başkasının özgürlüğünün başladığı yer, bu sınır ve haddi oluşturmaktadır. Hiç bir kural tanımayan ‘anarşizm’ akımının kurucusu Pruthon dahi, bu hususta bir sınırın olduğunu kabul ve ifade etmiştir.

İnsanlığın kutsal ve olmazsa olmaz haklarından birisi şüphesiz ki, hatta en önemlisi ‘yaşama hakkı’dır. Bundan dolayıdır ki, yeryüzündeki her canlının haksız olarak yaşama hakkına müdahalede, şiddetle karşısında olmamız inançlarımız, töremiz ve yasalarımızın bir gereğidir. Haddi aşarak, bu hakka en büyük düşman olan inanç, töre ve yasa tanımayan teröre de hangi sebep olursa olsun, Türk Milliyetçisi olarak asla rıza göstermemiz ve iyi bakmamız mümkün değildir.

Geçtiğimiz günlerde Paris’te meydana gelen ve Fransa’nın vicdanını temsil eden Charlie Hebdo mizah dergisi saldırısı ile özgürlükçü vicdanın sahipleri kimin ve hangi düşüncenin kurşunlarıyla katledildiler. Kökleri 1960’lı yıllara dayanan Hara-Kiri Dergisi’nin kapanmasıyla 1790’ten bu yana yayınlanan bir mizah dergisi.

Karikatür dergileri, varlığı gereği muhalif ve bir zeka ürünü olarak mizahi dokundurmalar yapmayı gerektirir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Bunu da, düşünce ve ifade hürriyeti olarak nitelemekteyiz.

Ancak düşünce ve ifade hürriyeti diye 1,5milyar insanın iman ettiği Allah’ın Peygamberi hakkında hem iftira hem de hakaret etmek ifade ve düşünce özgürlüğü asla olamaz. Özgürlükçü ve İnsan Hakları konusunda hassasiyet gösteren toplumlar buna düşünce, inanç, basın özgürlüğü diyemez ve deme hakkına da asla sahip olmamalıdır. Bu tamamen bir düşünce ve özgür inanç anarşisidir. İnanırsınız ya da inanmazsınız; lakin bu size özgür düşünce adına hakaret etmeniz fırsatını veremez. Hinduların inançları gereği neye taptığını hepimiz biliriz, bunların inançları hakkında bir Müslüman olarak alay etme ve aşağılama hakkına asla sahip değiliz. Bu şekilde insanların inançlarını hakir görür ve dalga geçerseniz, bazı nahoş olaylarla da karşı karşıya kalırsınız.

Avrupa’ya gidenlerin çoğu bilir ki, Avrupa insanının ekseriyeti öyle sanıldığı gibi inançlı Hristiyan değil, aksine ateisttir. Gelişmiş batı normlarınıza ve Avrupa insan haklarına sahip kriterlerinize göre, başkalarının inançlarına saygı duymak olmalıydı. Benim inancım ve değerlerimle hangi gerekçeyle olursa olsun asla alay konusu yapmamalı ve dalga geçmemeliydiniz.

Saldırı yapılan dergiyle ilgili internette servis edilen haberlere baktığımızda bu yayın organı mensuplarının, ülkemdeki bölücü terör unsurlarıyla beraber kolkola resimler çektirip, birlikte hareket ettiğini görünce sanırım sizler de aynı şeyi düşünmüşsünüzdür. Terörü besleyenlerin bir gün mutlaka terörle karşı karşıya kalacağıdır. İşte karşılaştığınız bu durumun kabul edilir bir tarafı olmasa bile, biz bunun ismine inananlar olarak, ‘İlahi Adalet’ diyoruz.

Diğer yandan, Paris’te yapılan yürüyüşe baktığımızda, katılan birçoğunun terör destekçisi olduğunu da görüyoruz. Ve en acısı ülkemin başbakanıyla, ülkemin terörist temsilcisinin aynı kortejde olduğu; Başbakanın katıldığı bu yürüyüşte bölücü terörist paçavralarının olması da hayrete şayandır. Sayın Başbakan “bu terörist paçavraları derhal indirilsin, yoksa siz de benim ülkemdeki terörizmi bir şekilde destekliyorsunuz” diyemedi, deseydi acaba orada nasıl bir etki yapardı?

İşte dünya liderliği bunu gerektiriyor; bunu yapabilseydi o zaman dünya liderleri arasında yerini alabiliyordun.

Bu kortejde bölücü unsurların pervasız bu davranışın tamamının provakatif olduğuna inanıyorum. Bakıyorsunuz her fırsatta Türk ve İslam düşmanlığı yapan yerli bu provakatörler, hemen devreye girip biri bu ülkenin kurucu liderine hakaret içeren karikatürleri yayınlamaya, diğeri de Fransız dergisindeki Resulullah efendimizle ilgili karikatürleri aynı anda yayınlamaya kalkışıyor. Gelen emrin aynı yerden geldiği düşünülürse, yılanın kızıl ya da yeşil renkli olmasının hiçbir öneminin olmadığını görüyoruz. Bu necip millet de bir gün, bütün çıplaklığıyla bu gerçekleri elbette görecektir.

Özgür düşüncenin sahibi batının sonunda, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 9. Maddesine gerçekten bağlı kalarak; inançları ve insanlığı küçümseme, hakir görme, saldırı ve hakareti hayatından çıkarmalıdır.

Bu provokasyonlar, bence büyük oyunun parçaları. Sultanahmet’te şehit edilen polis evladımız da aynı oyun kurucularının kahpece saldırısına kurban gitmiştir.

Paris ve İstanbul’da gerçekleşen bu kanlı oyunun arkasındaki oyun kurucularının aynı olduğunu düşünüyorum. Bunu da önümüzdeki hafta yazıp paylaşmış olayım.

Hakkı Kurtuluş

YORUM EKLE