Tarih Yazma Zamanı

20.yüzyılın iki kutuplu dünyası yüzyılın sonunda sovyetlerin çökmesi ile sona erdi.Yeni dengeler oluşuyor,insanlık zor sancılı bir dönem yaşıyor ve yaşayacak.Jeopolitik bize avrasyahakimiyeti olmadan dünya hakimiyeti olamayacağını söylüyor ve Türkiye avrasyanın kalbinde yaşıyor.
Bunun ne anlama geldiğini her zamankinden daha çok idrak etmek zorundayız.20.yüzyılın başında 1.dünya savaşı mağlubu olmamız,bize bir imparatorluğa mal olmakla kalmadı milletimizin varlık yokluk savaşına girmesine sebeb oldu ve yüzyılı aşkın bir süre tarih yapıcı olmaktan çıktık.Üzerinde yaşadığımız toprakların büyük kısmı batının nufus alanı olarak şekillendi ,bir kısmıda 20.yüzyıl boyunca sovyet nufusunda kaldı.

Şimdilerde dünya yeniden bir arayış içinde ,yeniden şekillenme peşinde.Bölge ülkelerinin menfaatleri bölgedeki batı menfaatleriyle açıkça çatışma halinde,küresel çetenin emrinde batı devletleri bölge zenginliklerini bölge ülkeleri ile paylaşmaya yanaşmıyor.Üstün askeri ve ekonomik gücüyle bölge ülkeleriyle münasebetini sömürge statüsünde sürdürme çabasında.İlişkiyi ''medeniyetler çatışması '' temelinde şekillendimeyi bir nevi savaş doktiriniyle bölgeyi ele almayı tercih ettiği görülmekte.

Türkiye üzerindeki ölü toprağını üzerinden atma ve bölgesel güç olma gayretinde.Tarihi,kültürel , ekonomik potansiyelinin bu role uygun olduğu düşüncesi ile hareketleniyor.Bölgenin ve dünyanın daha iyi bir düzene oturmasında kilit rol oynayabileceği düşüncesinde ''medeniyetler ittifakı''na batıyı ikna çabasında.
Ancak yaşadığımız son on-onbeş yıl değerlendirildiğinde görülen odurki,batı Türkiye'nin bölgedeki tarihsel işlevini ve bu süreçten güçlenerek çıkması halinde bölgedeki Türk ve islam ağırlıklı ülkelerin cazibe merkezi haline gelmesini değerlendirdiğinde, bunu batı çıkarlarına uygun bulmamaktadır.Gücüne güvenerek menfaatini çatışmada görmektedir.

Batının bölgedeki yüzyılı aşkın bir süredir uyguladığı,inandırıcılığı sıfırlanmış politikalarıyla stabil bir statüko oluşturma ,halkların rızasına dayalı bir sistem vaaz etme şansı kalmamıştır.Bölge ülkeleri ve halkları batının bölgedeki varlığının,bölge kaynaklarını kullanma ve bunu sürdürme dışında hiçbir insani değeri dikkate almayan yaklaşımlarının süreceğinin farkındadır.Özetle batı bölgede yarattığı değer ve kurumlarla değil tam anlamı ile zorbalığıyla vardır ve bu şekilde varlığını sürdürme peşindedir.

Görülen odur ki bu zorbalık değişen metodlarla ,giderek artan bir dozda sürecektir.11 eylül provakasyonu ile başlayan,ülkeleri işgal ve geride yıkıntı,kin denizi ,kaos bırakan süreç,''Arap baharının '' tam bir provakasyonlar zinciri ile derin bir hayal kırıklığına dönüştürülmesi ile yeni çatışma ve düşmanlıklar üreten bir bataklığa dönüştürülmüştür.Batı politikaları bu manada son derece başarılıdır!

Açıkça görülmektedir küresel çeteler bölgede düzen, huzur ve istikrar istememekte,aksinebölgede ,etnik,dinsel,mezhep çatışmasının derinleşmesinden menfaat devşirmektedirler.

Küresel çeteler islam karşıtlığını kendi kamuoylarında yaygınlaştımak ve bölgedeki kıyımı islam dininin tabii bir sonucu olarak sunma peşindedirler ki ,üstün medeniyetlerinin! her metodu kullanarak bu çatışmadan galip çıkmasını meşrulaştırabilsin.

20. yüzyılın ''öcü'sü kominizmin yerini yavaş yavaş islam almakta ve islam batılı kitleler gözünde ötekileştirilmektedir.(islamın temel değerlerinin batı ekonomik sistemine karşıt olması,faiz ve sömürüyü meşrulaştıracak reformları yapmamasının önemine başka bir yazıda değinelim).Bu zemin oluştuğu oranda bölgede zulm artacaktır.Bölgedeki büyük küçük askeri operasyonlar,müdahaleler kamuoyları nezdinde destek bulacak,varlık ve değerlerine yönelik tehdidin yerinde bertarafı olarak görülecektir.

Fransa'daki son terör eylemi açıkça gösteriyorki bu politikaların biraz dışına çıkma denemesinde bulunan batı ülkeleri ve siyasetçileri dahi ''islami terörle'' terbiye edilecek,kendi kamuoylarında mahkum edilerek etkisizleştirileceklerdir.

Şüphesiz bu politikaların yapıcıları ateşle oynamaktadır.Kendi kamuoylarını zehirlerken yaptıkları provakasyonlar ,bırakın dünyadaki çoğulcu yapıyı,batı ülkelerindeki demokrasi ve çoğulculuğu yerle bir etme,içinden çıkılmaz bir kaosu tetikleme,dünyayı yangın yerine çevirme potansiyeline sahiptir.

Türkiye bu politikaların artan bir şekilde hedefi olma durumundadır.Eski statüsüne razı olmayıp ,politikalarında bağımsızlaşma çabaları,bölgede liderlik potansiyeli taşıması ,hedef tahtasına oturtulmak anlamına gelmektedir.

Kopmakta olan fırtınayı kavramak ve bu alanı iç politikanın,siyasi rekabetin dışına taşıyarak,bu alanda milli politikalar oluşturmamız,milletin hayatiyetini,kısır çekişmeler ve tehlikeli kamplaşmalarla riske etmememiz gerekiyor.Türkiye zor bir dönemece girmiştir, büyük imkan ve fırsatlar ve tabii büyük riskler barındıran bu süreç lafta değil ,gerçek manada ''milli birlik ruhu'' yla aşılabilecek bir süreçtir.

Hep beraber bunun imtihanını vermekteyiz ve daha ağır şartlarda vereceğiz.Çağımızın savaşları en başta ülkelerin milli bir hedefe kilitlenmesini engelleyen,iradesini sarsan,sakatlayan birlikteliğini engelleyen metodlarla kendi kamuoylarında yapılmaktadır.Batı fitne ve fesadı yayma,bölme, parçalama ,kullanmanın ustasıdır.Yüzelliyıldır bu coğrafyada kahpeliğin tarihini yazmış bir güçle karşı karşıya olduğumuz unutulmamalıdır.İçimizdeki her inanç ve ideolojiden işbirlikçilerinin olması elini güçlendirmektedir.

''Beyaz Türklerin ''bu günki işlevine baktığımızda batı politikalarına haklılık kazandırmakta kraldan çok kralcı rolüne soyunduklarını görmekteyiz.ihanet-lerini Erdoğan ve hükümet karşıtlığı ile maskeleme derdindeler,Işid ,islami terör yorumları küresel çetelerden devşirme..Medeniyetler çatışmasının mimarının Erdoğan olmadığı açıktır,suçu olsa olsa bir noktadan sonra Türkiye'nin''batının kılıcı ''olmasına karşı çıkmasıdır ve Erdoğan bir biçimde iktidardan gitsede batının politikalarında değişme olmayacağı bellidir.

Türkiye'nin bölgede ''batının maşası'',batının kılıcı olması ile yaşayabileceğini ,emredileni yapması,tarihi misyonuna aykırı bölgesel tavırlar alması ve kendine çizilen dar alanda sürünmesini ,cumhuriyetin misyonu sanan beyaz Türk ve batıcı aydınımızın!ve siyaset esnafının da buna dünden razı olduğuna hiç şüpheniz olmasın.Hangi medeniyetler savaşı biz zaten cumhuriyetle birlikte o medeniyetten çıktık pejmürdeliğinde bir düşüncenin sahibidirler,ayrıcalıklarını batı himayesindeki bir sistem içinde sürdürebileceklerininde pek ala farkındadırlar.

Genetiği ile oynanmış,küresel çete ile entegre bol imkanlı bu azınlığı bir kenara koyarsak,milletin ana gövdesi büyüme,refehını ve gücünü arttırma,medeniyetini yeniden ihya etme özlemindedir.Dünyada ki adaletsizlikten rahatsız,batının menfaatçi ve iki yüzlü,kendi coğrafyası dışındakileri adam yerine koymayan hoyrat tahakkümcülüğünden bizardır. İslam düşmanlığını , islam ülkeleri ve müslümanlar arasında fitne ve terör belasını giderek kışkırttığınında farkındadır.

Türk milletinin birikimi,potansiyeli bu meselelerin üstesinden gelebilecek seviyededir ve iyi kullanılabilirse 21.yüzyıla Türk damgası vurulabilmesinin şartlarıda hazırdır.Türk birliğinin parçalandığı anadoluda beylikler birbiri ile hakimiyet mücadelesi verirken Bizansa yönelen Osmanlı beyliğinin cihan hakimiyetine uzanan hikayesinden,günümüz için çıkarılacak önemli dersler olduğunu hatırlatalım.

Batı çağdaş bir haçlı seferi yürütmekte ve artan bir dozajda bunu sürdüreceğinin sinyallerini vermektedir.İslamın kılıcıda tarihi misyonunu yerine getirecektir.Türk, Adriyatikten -Çin'edünyanın merkezine hakim olarak medeniyetini yeniden inşa edecektir.

Baki selamlar...

YORUM EKLE