Tanrının kapısını çalan bilim

Carl Sagan çok tanınan bir gökbilimci olmakla birlikte astrofizik, kozmoloji, felsefe, edebiyat, psikoloji, kültürel antropoloji, mitoloji ile ilahiyat gibi alanlarda da bilgin. Bir kitabının adı Türkçeye “Tanrı’nın Kapısını Çalan Bilim” diye çevrilerek “Altın Kitaplar Yayınevi”nden çıkmış.

Kitabı yayına hazırlayan eşi ve çalışma arkadaşı Ann Druyan’ın yazdığı önsözden aşağıya aldıklarım Carl Sagan’ın konumuza bakışı doğrultusunda yeterli bilgiler veriyor: “Doğa hakkındaki bilgimizin azlığının, Tanrı hakkında daha az şey bildiğimiz anlamına geldiği kanaatindeydi. Evrenin ihtişamı ve onun trilyonlarca-eğer sonsuz sayıda değilse- Dünya’nın evrimini yönlendiren nefis kanunlarının ancak bir zerresine vakıf olmayı başardık. Yeni edindiğimiz azıcık bilginin verdiği vizyon, Dünya’yı yaratan Tanrı’yı ister istemez bölgesel kılmış, dar zaman hesapları içine almış, yanlış algılamalara yol açmış ve bizleri eskimiş görüşlerin peşine düşürmüşe benziyor.

“Gerçek olanı aramanın bir yolu olan bilimi nasıl oluyor da kutsal kabul ettiğimiz şeylerden ayrı tutmak isteyenler var, hiçbir zaman anlayamıyorum” diyen biriydi. “Bunlar sevmek ve hayranlık uyandırmanın esin kaynakları olduklarına göre?”

Onun sorunu Tanrı ile değil, kutsal olanı anlama sürecinin tamamlanmış bulunduğuna inananlarlaydı. Gerçeği arama sürecinin hiçbir zaman sona ermediğine dair Bilim’in kesintisiz evrime olan inancı evrenin sırlarını perde perde açtığından, Bilim’e yeterince şans vermek gerektiğine inananlardandı. Bizlerin yanlış projeler kurma, yanlış anlama, kendimizi ve başkalarını aldatma yönündeki kronik eğilimlerimize rağmen, bilim’in yanlışları düzeltme mekanizmasının bizi dürüstlüğe çeken metodolojisinin, ruhsal disiplinin de yüce bir noktası olduğunu düşünüyordu: Şayet kutsal bilgi peşindeysen ve sadece korkularını uzaklaştırmak için geçici, günü kurtaracak bilgiler peşinde değilsen, o takdirde kendini iyi bir  “kuşkucu insan” kılmak için antrenmanlı olacaksın.

Yaklaşık 500 yıl öncesine kadar bilim ve din arasında ayırıcı bir duvar yoktu. Ne zaman ki bir grup dindar insan “Tanrı’nın zihnini okumak” istediler, bilimin, bunu yapmaya, bunun için gerekli şeyi yapmaya en muktedir araç olduğunu anladılar. Bu insanlar-Galileo, Kepler, Newton ve çok sonraları Darwin- bilimsel metodu kurmaya ve içselleştirmeye başladılar. Bilim yıldızlara doğru hareket etti ve Bilim’in vahiylerini inkar etme yolunu seçen kurumsallaşmış din, kendini çevreleyen koruyucu bir duvar örmekten daha fazlasını yapamadı.”

Bu kitap okunmalı diyorum. Carl Sagan’ı tanık göstererek söylemek istediğim ise şudur:

Tanrı’yı tanıyarak sevgimizi, saygımızı çoğaltmanın en etkili yolu üretilmiş bilgileri öğrenmek ile yeni bilgiler yolunda ilerlemektir. Tanrı’yı daha çok tanıdıkça insana, canlılara, cansız denilenlere, doğaya da sevgimiz saygımız artacaktır.

Son yıllarda Fen Bilimlerini geliştirenler, buluşçular ile geleceğin gelişmeleri konusunda kitaplar okuyorum.

Öncelikle Mıchıo Kaku’nun eserleri, özellikle ODTÜ Yayıncılıktan çıkan “Geleceğin Fiziği” okunmalı. Kitabın alt başlığı şöyle: “2100 Yılına Kadar Bilim İnsanlığın Kaderini ve Günlük Yaşamımızı Nasıl Şekillendirecek”

(Devamı Yarın)

 

YORUM EKLE