Suriye ve Yardım Kuruluşları

Yangın alanına dönen Suriye'de işin içinden çıkılmaz hal aldı. Bunun sorumlularının kim olduğu tartışmasını Ruzu Mahşere bırakmak gerekiyor. Bu zulmün bu rezaletin sorumluluğunu kimse üzerine almak istemiyor. Bir bölgede çatışma başladığında çatışma bölgesine ilk ulaşan kesimlerin başında istihbarat örgütleri ve silah tüccarlarının olduğu bilinmektedir. İstihbarat örgütleri günümüzde farklı yöntemlerle krizin içerisinde kendilerine rol bulmaktadırlar.

Diğer bir deyişle istihbarat örgütleri günümüzde ya doğrudan ya da kendilerine bağlı bazı kuruluşlar üzerinden çatışma bölgelerinde rahat hareket etme imkanı elde etmektedirler. Bu kapsamda istihbarat örgütlerinin insani yardım dernekleri veya İnsani kuruluşlar sayesinde hem sanıklar hem de kurbanlarla doğrudan ilk teması kurduklarına tanık olmaktayız. İnsani yardım kuruluşlarının bir kısmı hızlı bir şekilde birincil elden veriler toplayabilmektedirler. Bu durum istihbarat örgütlerinin farklı yöntemlerle kriz bölgelerine etki etmesi metodolojisinin bir parçası olarak algılanmalıdır.

İnsani yardım kuruluşlarının çatısı altında görev alan istihbarat elemanları çatışmanın tarafları, çatışmanın içindeki grupların ideolojileri, bağlantıları ve güçleri hakkında da bilgi toplamaktadırlar. Ayrıca, çatışan taraflar ile kendi devletleri arasında da bir köprü olmaktadırlar. Çatışan kesimlere doğrudan ulaşan insani yardım kuruluşları düzenli olarak ülkelerinin istihbarat örgütleriyle ya doğrudan görüşmekte ya da istihbarat elemanları söz konusu insani yardım kuruluşları içinde yer almaktadırlar. Ayrıca, insani yardım kuruluşları yerinden edinmiş gruplar veya mültecilerle çalışken, bunların yerel toplumla ilişkilerini, yerel toplum içindeki karar vericilerin ve kanaat önderlerinin profilini de düzenli olarak çıkartmaktadırlar. Böylelikle oryantalist çalışmanın modern dönemdeki temsilcileri haline gelmektedirler.

Bu bağlamda Suriye’deki çatışmalar üzerinden devam edecek olursak, çatışmanın başlamasıyla birlikte onlarca Batılı insani yardım kuruluşunun Türkiye’ye yöneldiği dikkat çekmektedir. Özellikle ilk başlarda Hatay’a yerleşen söz konusu insani yardım kuruluşları zaman içerisinde ülkenin her tarafına yayılmaya çalışmışlardır. Bunların bir kısmı ise doğrudan Suriye’deki insani krize dikkat çekerek, çatışmanın yoğun olduğu bölgelerde faaliyet göstermeye başlamışlardır.
Yabancı çeşitli sivil toplum kuruluşları, dışarıdan getirdikleri yardım malzemelerinin Suriye'de belirli gruplara bizzat teslimini sağlıyor. Gönderilen yardımları ise Suriye içinde dağıtımında teslim alan grup sorumludur.

Bu kapsamda İŞİD’in etkili olduğu alanda yardımda bulunan sivil toplum kuruluşlarının doğrudan İŞİD ile işbirliği içinde hareket ettiği görülmektedir. Bu durum insani yardımların organize edilmesi için anlaşılabilir olmakla birlikte, esas olarak olay bu aşamadan sonra başlıyor. İnsani yardım kuruluşu ve İSİD arasında kurulan işbirliği sayesinde istihbarat örgütleri elemanları doğrudan örgütün lider kadrosuyla görüşmelere başlamaktadır. İnsani yardım kuruluşları ayrıca yardım ettikleri örgütlerden yardımı alanların isim listesini veya video görüntülerini almaktadırlar.

Bu şekilde sahadan elde ettikleri isim veya görüntüleri doğrudan kendi ülkelerinin istihbarat birimlerine servis etmektedirler. Bu yöntemle doğrudan bir işbirliği kurulmasında insani yardım örgütlerinin rolü önem kazanmaktadır. Geçtiğimiz günlerde Türkiye’de bazı insani yardım kuruluşlarında görev alanların sınır dışı edilmesinde bunların istihbarat elemanı olması şüphesi hakim olmuştu.

Bu konuda öne çıkan ülkelerin başında ABD, Fransa ve Almanya gelmektedir. Söz konusu ülkelerin sivil toplum kuruluşlarının faaliyet alanları da önemlidir. Büyük bir kısmının doğrudan sınır bölgelerinde faaliyet göstermesi dikkat çekicidir. Örneğin, Şanlıurfa/Akçakale'de faaliyet gösteren Concern Worldwide ve MSF’nin faaliyetlerinde insani yardımı hedeflediklerini ifade etmektedirler. Ancak, MSF’nin Türkiye’de kayıtlı olmamasına rağmen sınır bölgesinde ne tür faaliyet gösterdiği hakkında devletin bir bilgisi bulunduğu konusunda şüpheler mevcuttur.

Aynı şekilde Almanların istihbarat konusunda geçmişe dayalı çalışmaları olduğu bilinmektedir. İnsani yardım konusunda ise Almanya’da doğrudan devlet tarafından gizli şekilde desteklenen WHH Welthungerhilfe de İŞİD’in kontrol ettiği bölgelerde rahatlıkla faaliyet göstermesi şaşırtıcı gelmektedir. Dolayısıyla WHH’in İŞİD’le insani yardım dağıtımı üzerinden kurmuş olduğu ilişkinin Alman istihbaratının bilgisi dışında olmadığı söylenebilir.
Bu kapsamda insani yardım kuruluşlarının faaliyetlerini, istihbarat örgütlerinin durumu ve İŞİD ile ilişkileri incelediğimizde şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır.

1. BM Güvenlik Konseyi 2161 (2014) Sayılı karar da İŞİD ve Nusra gibi örgütlerin faaliyetlerine değinilmiş ve bunların etkisinin sınırlandırılması için ortak hareket edilmesi önerilmiştir. Bu noktada daha önce Washington Post’ta çıkan bir yazıda da Türkiye’nin söz konusu örgütlere destek verdiği ifade edilmiştir. Bu kapsamda İŞİD ve Nusra’nın etkin kontrol kurduğu bölgelerde faaliyet gösteren Avrupalı devletlerin ve bunları destekleyen ülkelerin söz konusu örgütleri doğrudan desteklediği ileri sürülebilir. Türkiye üzerinden Suriye ve Irak’ta İŞİD’in bulunduğu bölgelerde hastaneler açan, farklı malzemeleri Türkiye üzerinden bölgeye ulaştıran insani yardım kuruluşlarının esasında terörü destekleyen aktörler, söz konusu STK’lara fon sağlayan devletlerin de sorumlulukları kapsamında terörü destekleyen ülkeler listesinde yer alması ileri sürülebilir.

2. Avrupa’da özellikle Müslüman ailelerde İslam yayılırken aynı zamanda İslam adına savaşmak için de yeni bir genç kesim ortaya çıkmaktadır. İnsani yardım kuruluşları ve istihbarat örgütleri birlikte çalışarak söz konusu gençlerin savaş bölgelerine gönderilmesini sağlayabilirler. Böylelikle kendi ülkelerinde sistem içerisinde bir yeniden düzenleme sağlamış olmaktadırlar.

3. Ülkenin istihbarat örgütleri tarafından kurulan taşeron örgütlerce yapılan yayınlarla İslam dini dünyaya kötü tanıtılmaktadır.

4. Herkesin savaş ortamından kaçtığı bir anda ve bölgede, örneğin Rakka ve DerulZor’da ve Suriye’nin tüm kesimlerinde yüzlerce insan hakları, insanı yardım gibi kuruluşların faaliyetlerini rahatlıkla sürdürmeleri dikkat çekmektedir. Hatta İsrail’le ilişkili bazı STK’ların İŞİD’in kontrol ettiği bölgelerde insani yardım kuruluşu adı altında faaliyet gösterdiği dile getirilmektedir. Bu durum hem bilgi toplama hem de ilişki kurmaya yol açmaktadır.

5. İŞİD’i kontrol altında tutmak içinde insani yardımlar düzenli bir şekilde bölgeye aktarılmaktadır. Aracı kuruluşlar yardımı aktararak İŞİD gibi örgütlerin varlığını ve meşruiyetini sürdürmesine katkı sağlıyor.

6. Derul Zor ve elRemayle bölgelerinde faaliyette bulunan örgütler aynı zamanda ülkelerine söz konusu bölgelerin ekonomik kaynakları hakkında da bilgi topluyorlar. Böylelikle gelecekte hangi bölgelerde faaliyet göstereceklerinin resmi çiziliyor.

7. Faaliyette bulundukları bölgelerinde toplumsal ve aile yapısını da öğreniyorlar. Hatta bu ailelerle ilişkiler geliştirerek onların bilgilerini düzenli toplayabiliyorlar.

8. İnsani yardım kuruluşlarının faaliyetleri ve yayınları sonucu uluslararası toplum askeri müdahale için hazırlanabilir. Böylelikle son dönemde ortaya atılan insani müdahalenin nasıl ortaya çıktığı daha iyi görülebilir. Bu durumda devletler müdahale etmek istedikleri ülkelere insani yardım kuruluşlarının yayınlarını bahane edebiliyorlar. Müdahale etmek istemedikleri ülkelerde ise kuruluşların sessiz kalmakta. Suriye’de olduğu gibi Esad’a müdahale etmek istemediklerinden bu konuda insani yardım kuruluşları da ses çıkartmıyor.

9. Batılı insani yardım kuruluşları bu işi ekonomik nedenlerle yapmaktadırlar. Özellikle Almanların tüm yardım malzemelerini Alman şirketlerinden alması buna bir örnektir. Bu kapsamda yapılan bazı çalışmalarda Avrupa kökenli bazı STK’ların çalışma olanında çalışanların %85’inin Avrupa vatandaşı olduğu, fonların da yaklaşık %35’inin çalışan giderleri olarak tekrar Avrupa’ya döndüğü dikkat çekmektedir.

10. Avrupa Birliği’nin ECHO kapsamında açtığı fonlara başvuru şartının başında yerel ortağın bir Avrupalı ortak ile hareket etmesi gelmektedir. Bu durum yerel ortağın hareket alanını sınırlandırırken, Avrupa kökenli STK’nın istihbarat ve benzeri çalışmalarda mutlak suretle etki etmesine yol açmaktadır.

YORUM EKLE