Siz Satsanız da Delege Sizi Satmaz

 Hizipçi dar kadrocu zihniyetle MHP’de demokrasiye, ülkücü düşünceye vurduğu kelepçelerin kırılmasına karşı, 1 Kasım sonrasında başlatılan süreçte ideolojik bakışın öne çıkartılması, şahısların tabulaştırılmaması hususunu ısrarla dile getirmeye gayret edenlerdenim. Bu süreçte adaylar ve siyasetin doğası gereği çevrelerinde öbeklenenlerle ilgili eleştirilerimi ideolojik hassasiyetle dile getirme gayretindeyim.
Sayın Meral Akşener’i, konjonktürü şahsı adına iyi değerlendirip fırsata dönüştürme, işaret bekleyen kitleyi ayaklandırıp bütünleştirme becerisini gösterdiği için; Sayın Süleyman Servet Sazak’ı da bütün adaylar koltuk kavgası verirken, bir sene önceden oluşturduğu karargâhında MHP deki yapısal problemlere ideolojik formatlı çözümler üretme, MHP’yi yeniden ideolojik çizgisine çekme çalışmalarını önemli gördüğüm için değerlendirmeye, eleştirilmeye değer bulduğum yönlerine eleştirilerim oldu.  Toplumun, ülkücü tabanın diğer adayları “diğerleri” statüsünde görmesini dikkate alarak şimdiye kadar değerlendirmelerimizin dışında tuttum.
 
Bu bağlamda en sert eleştiriyi de Sayın Meral Akşener’e yönelttiğim hatırlanacaktır. Sayın Süleyman Servet Sazak la ilgili gözlem ve tahlillerimin içindeki ince eleştirileri; okuduğunu anlamayan kimselerin adayı övmek olarak algılanmasını, objektiviteden ne kadar uzaklaşıldığının örneği olarak değerlendiriyorum. Sayın Akşener’in eleştirilerimize “yazılmamak kaydıyla” verdiği cevabı da vicdani sorumluluğumuz gereği, yazılmama şartına riayet etmeyeceğimizi kendilerine beyan ederek bu sütunda paylaştım.
 
Eleştiriye değer bulduğum iki adayla ilgili yazılarımıza adaylardan çok, adaylara yakınlık duyan veya karşı olan çevrelerden gelen tepkilerden şahısların had safhada tabulaştırıldığını gördüğümü üzülerek ifade etmeliyim. Şahısları tabulaştırarak bir yere varılamayacağını bu sebeple bir daha ifade etmek isterim. İdeolojik formatlı çalışma yapan Sayın Sazak’ın karargâhının ürettiği fikirlerin kopyalaması şüphesiz faydalı olacaktır, ancak ideolojiyi birkaç kaba hamasi cümleye indirgemiş diğer adayların düşünce üretemeyen çevrelerinin küçümsemesini; Ülkücü geleneğin Sazak ailesine yerleşmiş olmasına karşı duyulan kıskançlık ve kompleksin açığa çıkması olarak yorumluyorum.  
 
15 Mayıs 2016 tarihinde yapılan toplantı sonrasında ve 19 Haziran 2016 tarihinde yapılan Tüzük değişikliği kurultayından sonra “diğerleri” cümlesinden kabul ettiğim adayların ve siyasetin nemasını tatmış siyaset esnafının yolara düştüğünü, Sayın Akşener karşıtlığında ittifak ettiklerini görüyoruz. Delegede oluşturmaya çalıştıkları aleyhte algı aleniyete dökülmeye başladı. Manidar olansa; Eleştirilerinin hiçbirinde ideolojik bir hassasiyet olmamasının yanı sıra bel altı vuruşlardır..
 
Tüzük kurultayında Divan başkanlığı teklifi başta olmak üzere, Kurultay Divan Başkanlığına verilen önergelerde 496 delegenin imzasının olması, önergeleri delegenin verdiği güçle kurultayın hâkim unsuru olmayı başaran Meral Akşener tarafından organize edildiğini rakip adayların suçlayarak dillendirilmeleri; “Diğerleri” olarak görülen adayların Akşener karşısında ezilmişlik ortak paydasında ittifakı, mahkeme kapılarını göstererek bu süreci yaralayan mevcut yönetiminki kadar büyük olumsuzluk olacak.
Zayıfların ittifakı birlik değil, karşı tarafı güçlendirecek aklıselimden uzak reflekstir. Toplumsal olaylarda bu nevi ittifakları yapanlar, ittifakın rakibe zarar vereceğini düşünür. Ancak toplum bu ittifakları kendine ihanet olarak görür ve kaybeden ittifakçılar olur. İttifaklar güçsüzlüğün tescilidir, güçsüzlük güven kaybı oluşturacağından ileriki dönemlerle ilgili iddialarını da kaybettirir.
Bu ittifakla ittifakçıların kaybettiği güç Akşener’e seçimli olağanüstü kurultayda birleştiricilik vasfını kazandırdı. Durum bu şekilde devam ederse Akşener, kurultayda mevcut yönetim karşısında tartışmasız güç durumuna gelir.
 
Akşener’e karşı oluşan bu ittifakın gerekçeleri tutarsızdır, eziklik içermektedir, toplum ezik şahsiyetlere asla güven duymaz. Güç sergilemek siyasetin doğasında vardır. Akşener’i eleştiren adaylar aynı güce sahip olsalardı kesinlikle onlarda aynı tavrı sergilerdi. Nitekim adaylardan biri bu güç denemesine başvurmuş ve başarılı olamamıştır, şansını da zora sokmuştur. Diğerleri denemeyi bile göze alamamıştır. 
Akşener’e yöneltilen suçlamaların düğümlendiği nokta; Tüzüğün bir maddesi için oylama yapılması gerekirken fazladan 13 maddede değişiklik yapılmasıdır. Bu durumu mevcut yönetimin mahkemeye taşımasına sebep olacağı ifade edilerek suçlanmak, sorumluluktan kendilerini kurtarmak istiyorlar. Akşener günah keçisi seçilmiş görünüyor. Oysa bahane her zaman çapsızlığı, beceriksizliği ifade eder.
Akşener’i suçlayanların görmek istemediği gerçek; Mevcut yönetimi “korsan” ilan ettiği kurultayda bir maddesi değişikliğe uğramış tüzükle kurultaya gitmesi, yönetimi korsan yapacağından, “korsan” ilan ettiği kurultayı uyduruk bir gerekçeyle, kurulmuş bir Gemerek hâkimi bularak yargıya götüreceği gerçeğidir.
Değişiklik önergeleri verilirken bu adaylar salonda bulunmalarına karşılık çıtları çıkarmamış. “Lehte veya aleyhte söz isteyen var mı?” diye üç defa sorulmasına karşılık çıt çıkartılmamışlar. Sonradan ortaya koydukları tavır bizce, hazımsızlıktan, bilindik oyunbozanlıktan öteye bir mana taşımıyor.
Değişiklik yapılan maddelerin herhangisi ile ilgili bir eleştirileri yok. Anlaşılan tüzük değişikliklerine itiraz edenler, mevcut yönetimin antidemokratik tüzükle yaptığı ve yapacağı tasarruflardan rahatsızlık duymuyorlar demek ki.
O halde neyin mücadelesini veriyorlar?  
Sorunun cevabı; Koltuktur. Koltuk, olursa kendilerinin olsun, olmazsa mevcutta kalsın. Bu kadar açık ikili bir oyun. Beyler milletin aklıyla alay etmeyin. Yaptığınız oyun ayağınıza dolaşacak haberiniz olsun.
Ali Güngör’e sağlığında sahip çıkamayışınızın ayıbını delege ortadan kaldırdı, itirazınız buna mı?
Kendini ortaya koyup yolara düşen delege, size statü sağlama pahasına, emek verdiği partisinden ihraç edilmesin diye el kaldırdı diye mi rahatsızsınız? 
Rahatsız beyler, rahat olun. O, delege satıla, satıla geldi bu günlere. İçinizden biri bunu hep yaptı. Siz delegeyi defalarca satmış olabilirsiniz, ama rahat olun, emin olun delege sizi satmaz.
Bana göre Sayın Meral Akşener’i de bütün adayları da eleştirmek, sorgulamak ülkücü hareketin geleceğinden endişe duyan her Türk insanının hakkıdır.  Ama şahsi çıkarlarımız için değil.
Adaylar başta olmak üzere herkes hesaplarını kenara koysun, şu soruların cevabını arasın;
 
Yaşananlar ülkücü hareketin ideolojik sapmasına, bloke edilmesine, hazmedilemeyen seçim hezimetlerine karşı kendiliğinden gelişen (spontane) bir tavır, bir kıyam mıdır?
Yoksa vaziyetten vazife çıkartan, Türkiye ve bölge üzerinde hesap yapan, iç-dış, üst akılların MHP üzerindeki çekişmesi midir?
Başından beri bildiğimiz bir gerçek, bizi bu soruları sormaya mecbur etmekte. O, gerçek; artık herkesin bildiği ve kabul ettiği; dirayetsiz muhterisin yerli “vasatlarca” proje olarak on dokuz sene önce başımıza musallat edilmesi.
Bugün se; ardında şirket(!) gücü olan dirayetsiz muhterisin karşısında, karargâhı olmayan, şahıslara endeksli, daha güçlü bir organizasyonun şekillenip vücut bulmasıdır.
 
Bu soruları sorarken sütten ağzımızın yandığının unutulmamasını, kimseyi töhmet altında bırakmak niyetimizin olmadığı bilinmelidir.  
Sorularla ilgili irdelemelerimizin bizi, birinci sorunun doğruluğuna götürmesini şüphesiz hepimiz arzu ederiz. Şahsen o kanaate yakınım, ancak bu sonuca ulaşmamıza mani durumların olduğunu da yok saymamalıyız.
Birinci hususu öne çekerek, bölgenin ve Türkiye’nin yaşadığı uluslararası kuşatmada üst akılların Türkiye’nin kontrol edilmesi için Ülkücü hareketin siyasi organizasyonu MHP’nin kontrol edilmesi için ihtilal yapıldığını ve halen devam eden ülkücü kıyımını unutmayalım. Belki böyle bir proje yok turdur, fakat ülkücü hareket önemli bir hareket se ki bize göre önemli bir harekettir; o halde var olma ihtimali, olmama ihtimalinden çok daha fazladır. Bu ihtimal binde bir dahi olsa önemlidir, hayatidir. Bu ihtimale hizmet etmeyecek kimseyi bulup çıkartmak önce yerin altına koyduklarımıza, sonrada gelecek nesillerimize karşı sorumluluğumuzdur. Gerisi laf-ı güzaf.
 
YORUM EKLE