Siyasi kültür ve iktidar muhalefet anlayışı!

 Milli kültür ekseninde, tecrübeler ışığında şekillenmiş, toplumsal iktidarın oluşmasını, meşrulaşmasını besleyen, normlar cümlesi varsa siyaset kültürü vardır. İktidar, muhalefet, siyasetin iştirakçilerinin temel anlayışının belirleyicisi bu normları oluşturamamış toplumlar siyasi kargaşadan, etki ajanlarının oluşturduğu algılar neticesinde yapılan sosyal, siyasal, ekonomik operasyonlardan kurtulamaz.

Toplumun huzuru, selameti için oluşması gereken bu normları korumaksa; Başta toplum olmak üzere siyasetin bütün iştirakçilerinin sorumluluğudur. Engin Türk kültürüne rağmen, Türk siyasi kültüründe topluma mal olmuş normlar cümlesinden bahsedemiyoruz. Bu sebeple de siyasi kültürünü oluşturma sorumluluğundan uzak Türk siyaseti, bütün iştirakçileriyle baştan ayağa çürümüşlük içinde. Neyin ne için, ne zaman alkışlanacağı, neye, neden, ne zaman karşı çıkılacağı bilinmez durumda.

Erdoğan, milletin değerlerini ayaklarının altına alır, milleti otuz altı dilime ayırır; Hurra  toplum ellerini patlatırcasına alkışlar. Akşener, “Türkiye milletinden” “Türkiye mozaiğinden” bahseder; Toplum, Türkiye milletinden, mozaik saçmalığından kastın ne? Diye Sormaz, hurra basar alkışı. Kılıçtaroğlu, ülkesini kıta coğrafyasındaki rakiplerine, yetmez dünyaya şikâyet eder; Hurra toplum onu kahraman yapar. Birisi yeni devletten bahseder, toplun onu muteber kılar. Bir diğeri kafasına sığdıramadığı cumhuriyeti paranteze sığdırmaya kalkar, toplum onu başına taç yapar. Öteki devletten çaldığı bilgileri ülkesine tuzak kuranlara taşır, toplumdan çıt bile çıkmaz. Beriki vatan coğrafyasını lazistan, kürdistan diye parçalar, toplum tepkisiz aval, aval bakar. Çürümüş vicdanın fetva kılıfına soktuğu rüşvet, soygun, hırsızlık; Aynı çürümüşlük içinde iktidar sayısal gücünü, sırıtan pişkinlikle örgütlü rüşvet, soygun çetesini   temize çıkartır, toplun ondan da büyük çürümüşlükle alkışlar. Muhalefet, yetimin, dulun hakkını aramak yerine; Şok, şok, şok anonslarıyla ilgi çekmeye çalışan asparagas haberci rolünde; Eline tutuşturulan kağıtları sallayarak iktidara karşı şov yapıyor. Toplum şovmenin ödüllendirir gibi basıyor alkışı. İşte bunun adı baştan ayağa çürümüşlüktür. İktidarıyla, muhalefetiyle, taraftarıyla siyasetin bütün taraflarının çürümesi...

Peki, bunlar vatanı, bayrağı, cumhuriyeti, koruyacaklarına, adaletten ayrılmayacağına, anayasaya sadakat göstereceklerine namusları, mukaddesatları üzerine yemin etmediler mi? Yoksa namus, mukaddesat gibi değerleri mi yok? Yoksa onları alkışlayanların, muteber kılanların, baş tacı yapanların, çıt çıkartmadan aval, aval bakanların namus, mukaddesat değerlerimi kalmadı?

Niye? Çünkü siyasetçinin de,  alkışlayanında tabi olacağı siyaset kültürü, ölçü alacağı normlar yok. Olsa yeminine sadık kalmayanların siyasetin ön saflarında yer bulması, baş tacı yapılması şöyle dursun, toplumun içine çıkacak, çocuklarının yüzüne bakacak hali kalır mı?

Siyaset dünyamıza hâkim “Aslı yok yaylasında beş yüz koyunum var benim” yalanlarının peşinde, ülke senelerdir dalından kopmuş yaprak gibi savrulur, toplum ölçüsüzlüğü ölçü edinir miydi?

Türk siyasetinde Meşrutiyetten bu yana az partili, çok partili, bütün dönemlerde iktidar, muhalefet ilişkisi; kurtarıcılık, hainlik kavramları çerçevesinde şekillendi. Hainlik, kurtarıcılık kavramları norm değil, normlara göre ortaya çıkması gereken hükümdür. Bu anlayışın yerleşmesinde hiç şüphesiz demokrasiyi yeterince kavramamış, sindirememiş siyaset kurumu ve siyaseti yönlendirme hastalığından kurtulamayan dinamikler ortak paya sahip.  

Suyundan mı, ekmeğinden mi? Bilinmez, hainimiz ne kadar çoksa,  kurtarıcımızda o kadar çok.  Tencere dibin kara, seninki benden kara misali; karalama üzerine kurulmuş siyaset kültüründe, tarafların aynı derecede kirli, aynı derecede çapsız ve çarpık zihniyette olduklarını görmekten uzak bir toplumun bakışı şaşı, terazisi bozuk olacaktır elbet.

 

Toplumun meselelerini çözme, huzur ve refahını temin etme sorumluluğu olan siyaset kurumu, bizim ülkemizde topluma problem üretmekten sorumlu kurum durumunda.

Siyaset kurumunun hastalıktan kurtulma gayreti şöyle dursun, hırs, ihtiras uğruna taşıdıkları virüsü toplum katmanlarına bulaştırma gayreti artarak devam ediyor. Hal sâridir, bulaşıcı bu hal toplumun tamamına şamil hale geldi. İliklerine kadar hastalıklı siyaset, ülke meselelerinin büyüyerek artmasının, teşhis ve tedavisini zorlaştıran, milletin ve devletin provokasyonların açık hedefi olmasının başlıca sebebi; Milli birliğinde en büyük engeli durumunda.

Siyaset kültürümüz ve dolayısıyla normlar cümlesi olmadığı için, içine düşürüldüğümüz durumlardan istifade eden odaklara göz kırpan proje gönüllüleri,  kendi ülkesini şikâyet eden ahlak düşüklüğü pirim yapıyor. Ülke çıkarlarının temel alınması gereken meselelerde dahi birleştirici sebepleri tahrif etme tahrip etme marifeti, ayrışma sebebi ihdas etme mahareti bizim siyasetimize mahsus, garabet bir hal. Esef ki biz de bu sorumsuzluğa siyaset, sorumsuzlara da siyasetçi diyoruz.  

 

Demokraside, İktidar, kurtarıcı kutsal güç olmadığı gibi, muhalefet te her şeye karşı çıkmak, “istemezük” çığlıklarıyla ortalığı velveleye vermek değildir.

 

Muhalefetin kelime karşılığı: karşı olmak, karşı çıkmaktır. Fakat demokratik siyasette muhalefet, doğru olana destek olmak, eksiklerini tamamlamak; yanlış olanın doğru alternatifini üretme sorumluluğudur.

İktidarın kelime karşılığı: güç, Kudret’tir.  Demokratik siyasette iktidar mutlak güç demek değildir. Mutlak güçten bahsediliyorsa demokrasiden bahsedilemez. Toplumun bütünlüğünü esas alarak kesimlerin bütününe ahlak, adalet, hukuk, hakkaniyet temelinde hizmet etme; sosyal, ekonomik refahı sağlama, toplumun iç estettiğini, ilim, irfanını, eğitim kalitesini yükseltme; iç ve dış güvenliği sağlama, muhalefeti iç, dış, konularda bilgilendirme sorumluluğudur. İktidarıyla, muhalefetiyle ve bütün taraftarıyla siyaset sorumluluktur.

 

Siyaset, çözüm üretmekten sorumluluktan uzak, karalama ve karşıtlık üzerine kurulan söylemlerle toplumu tepeden tırnağa zehirleme, birbirini şeytanlaştırma karalama yarışı Değildir. Siyaset, kim daha çok hakaret ediyor, daha çok karalıyor, daha çok iftira ediyor, isnatta bulunuyorsa onun daha çok alkışlanması hiç değildir.

Okuma tembelliği had safhada. Bilgisizliğin yarattığı düşünce kısırlığı, anlama, kavrama yeteneğini alabildiğine köreltiyor. Herkes kendine bir şeytan bulma derdinde, fakat kimse şeytana hizmet ettiğinin farkında değil. Sosyalleşme sanılan sosyal medya paylaşımlarıysa düşmana gerek bırakmıyor. Bilelim ki bu akıl tutulması, vicdan körelmesi şer odaklarından başka kimseye hizmet etmez.

Bu minvalde devam edersek başımıza gelecekleri görmek için ders almadığımız tarihten bazı hatırlatmalar yapmak zorundayız.

 

Erzurumlu Mehmet Arif Beyin “BAŞIMIZA GELENLER” isimli eseri, Milli hafızamıza “93 Moskof harbi” olarak yer eden, yüz kırk yıl önce 1877-78 yıllarında cereyan eden Osmanlı Rus harbini anlatır. Düşmanın yarısı kadar bir güçle, yok denecek imkânlarla kazanılmış bir harbin, kıskançlık, çekememezlik, hırs, ihtiras, hasetlik hastalığına yakalanmış paşaların şahsi hesapları,  sabotajları, korkaklığı ile nasıl bozguna döndüğünün; sınırların dışına atılmış düşmanın Erzincan’a kadar vatan toprağının nasıl çiğnenip tarumar edildiğinin; perişan olan orduda düşman karşısında dikilecek askerin yok semeresine indiğinin, aşiretlerin düşmanla işbirliğinin acı hikâyesidir.

Söylemezoğlu, Galip Kemali Beyin ayı isimdeki “BAŞIMIZA GELENLER” eseri de birinci dünya harbi ve sonrasındaki acı olayların aynı kıskançlıkların, hasetliklerin, çıkar hesaplarının, hırsların, görünmez siyasi hesapların eseri olduğunu anlatır.

 

Giray hanın Osmanlı paşasına olan kıskançlığı, hasetliği değil midir “burnu sürtsün” diyerek tutması gereken köprüyü ayak sürüyerek zamanında tutmayarak Osmanlı ordularının Viyana önlerinde bataklığa saplanıp, imparatorluğun makûs talihini başlatan? 

 

Dün yaşananların bugün, bir aşağı, bir yukarı yaşanması kimin çıkarına, muradımız ne?  Ders almadığımız tarih tekerrür mü etsin istiyoruz?

Felaket tellallığı yaptığım sanlımasın, farkında değiliz üstümüze gelen çığın. Allah milletin ferasetini açsın, millete, devlete zeval vermesin.

YORUM EKLE