Meral Akşener: Kesintisiz sokağa çıkma yasağı ilan edin!

Partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, sokağa çıkma kısıtlamasıyla ilgili "Dün akşam açıkladığınız yarım yamalak tedbirler yerine, hiç vakit kaybetmeden, 14 günlük, kesintisiz bir sokağa çıkma kısıtlaması ilan edin" dedi.

Meral Akşener: Kesintisiz sokağa çıkma yasağı ilan edin!

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında konuştu.

Akşener’in konuşmasından satır başları şöyle: 

Siyasette yoğun bir haftayı geride bıraktık. Pandemi tehdidinin arttığı bu günlerde, Türkiye’nin atacağı her adım, bugünü olduğu kadar, yarını da etkileyecek. Böyle günlerde, devlet ciddiyetle önlem almak, milletimize güven vermek çok önemlidir. Çünkü böyle zamanlarda, söylenen her söz, atılan her adım, insanımızı ya rahatlatır, ya da endişelendirir. O yüzden, devleti idare edenlerin, böyle zamanlarda dikkatli olması gerekir. Çünkü böyle sıkıntılı günlerde, vatandaş devletine güvenmek ister. Doğruları duymak, doğru işler yapılacağına inanmak ister. 

Ne var ki, uyarılarımıza rağmen, pandemi konusunda, milletimizde bir güven bunalımı oluştu. Milletimiz elbette bu konuda, hangi noktada olduğumuzu bilmek isteyecek. Bu sadece bir istek değil, bu bir haktır. Vatandaşınızı, böyle bir tehlikeyle ilgili olarak, açık ve doğru bilgilendirmeniz gerekir. Bu iş, siparişle ürettirdiğiniz, sahte enflasyon hesabına benzemez. Söz konusu olan vatandaşımızın sağlığıdır, hayatıdır. Pandeminin ilk gününden bu yana, samimiyetine inandığımı ifade ettiğim, Sayın Sağlık Bakanı’nın zor durumda olduğunu görüyorum. Ekonomideki her rakamla, kafalarına göre oynayıp, yanlış hikayeler yazan bu iktidarın, pandemi konusunda da benzer bir alışkanlık edindiğine şahit oluyoruz. İktidarın, milletimize akşam üstleri açıkladığı rakamlar, maalesef artık inandırıcı değil. Bakın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin resmi rakamları ortada. Mesela geçtiğimiz hafta sonu, 14 Kasım Cumartesi günü, Sağlık Bakanlığı, tüm Türkiye’deki, pandemi kaynaklı can kaybını, 92 olarak açıkladı. Oysa aynı gün, defin raporlarına göre, sadece İstanbul’da, salgın hastalık dolayısıyla, hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 164.Yani sadece İstanbul’da, Bakanlık rakamlarının iki katı insanımızı kaybetmişiz. Yine sağlık Bakanlığının açıkladığı rakamlara göre, pandeminin başından bu yana, Türkiye’de toplam, 11 bin 418 vatandaşımız hayatını kaybetti. Ancak yine İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin rakamlarına göre,14 Kasım tarihine kadar, sadece İstanbul’da, hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 9872.Bu işte bir gariplik var. Çünkü şeffaflık yok, dürüstlük yok. Hal böyleyken, Sayın Koca’nın da artık bir karar vermesi gerekiyor. Salgının ilk gününden bu yana sürdürdüğü çalışmalarına gölge düşürmemek için, gerçekleri milletimize anlatması gerekiyor. Çünkü gerçekleri bilmek en doğal hakkımız. Bizi ilgilendireni, bizden saklayamazsınız. Siyasi hesaplarınız, vatandaşlarımızın sağlığından, ya da canından önemli değildir. Buradan iktidara sesleniyorum; Pandemi kontrolden çıkmış görünüyor. Özellikle İstanbul’daki tablo tam bir felaket. Söz konusu olan, vatandaşlarımızın canı. Burada başka hesaplar yapılmaz. Hele siyasi hesap hiç yapılmaz. Çok geç olmadan, uzmanlara kulak verin. Akla, bilime kulak verin. Dün akşam açıkladığınız yarım yamalak tedbirler yerine, hiç vakit kaybetmeden, 14 günlük, kesintisiz bir sokağa çıkma kısıtlaması ilan edin. 

"SAYIN ERDOĞAN NE BÜYÜK BİR KEŞİF YAPTIN SEN ÖYLE"

Sayın Erdoğan’ın ve arkadaşlarının enteresan bir alışkanlığı var. Sürekli müjde vermeye bayılıyorlar. Memleket ne kadar kötü durumda olursa olsun, onlar her koşulda partiliyorlar. Sürekli bir düğün dernek havası içindeler… Damat, Hazine ve Maliye Bakanı oldu, haydi eller havaya. Damat istifa etti, haydi eller havaya. Faizleri düşürdük, haydi eller havaya. Faizleri artırıyoruz, haydi eller havaya. Euro 10 lira oldu, yaşasın rekabetçi kur. Euro 9 liraya indi, yaşasın kurla mücadelemiz. Devlet mi yönetiyorlar, oynamaya bahane mi arıyorlar belli değil. Sayın Erdoğan, geçen hafta bir müjde daha verdi. İktidarının 19’uncu yılında, aklına daha yeni gelmiş, ekonomi ve hukuk reformu yapacakmış. Bir de bunu, öyle bir müjdeliyor ki sanki ekonomiyi de, hukuku da kendisi keşfetmiş.

Sayın Erdoğan, ne büyük bir keşif yaptın sen öyle ya? 19 yılın sonunda, ekonomi ve hukuk kelimelerini aynı cümle içinde kullanmayı başardın. Covid aşısını bulan, Türk bilim insanlarını gölgede bıraktın. Dünya kamuoyunun aklını başından aldın. Vatandaşımız için küçük, ama senin için çok büyük olan, adeta Nobellik bu adım için, seni yürekten tebrik ediyorum...Dava arkadaşlarım; Keşke samimi olsalar. Keşke sıkıştıkça müjde verip, salondan çıkar çıkmaz verdikleri müjdeyi unutmasalar. Ama yapamazlar, çünkü bu bir zihniyet meselesi. Türkiye’nin elbette yapısal reformlara ihtiyacı var. Biz bunu, 3 yıldır söylüyoruz ama bu reformları bu zihniyetle yapamazsınız. Bu reformları, bu beceriksiz kadrolarla yapamazsınız. Bu reformları, “Önce millet, önce memleket.” demeden yapamazsınız. Aziz milletim; Sayın Erdoğan’ın derdi, reform yapmak falan değil. Aslında bu vaadin gizlediği bir başka şey var. Nedir o? Acı reçete!

"EŞE DOSTA BALLI İHALE, VATANDAŞA GELİNCE ACI REÇETE"

19 yıldır, her yıl yeniden uçan ekonominin geldiği nokta bu: Acı reçete. Akılları sıra bu acı reçeteyi, reform yapıyoruz diye millete yutturacaklar. Ne var ki, uzun zamandır millete uzak, milletin derdine sağır oldukları için, farkında olmadıkları bir şey var: Milletimiz o acı reçeteyi, zaten çok uzun zamandır iliklerine kadar yaşıyor. Maaşlarında yaşıyor. Çarşıda yaşıyor, pazarda yaşıyor. İşsiz evlatlarının hüzün dolu bakışlarında yaşıyor. Siftahsız geçen günlerde yaşıyor. Binlerce kişiye ekmek veren kapılara, kilit vurulduğunda yaşıyor. Onlar için yeni olabilir ama, o acı reçete, milletimize reva gördükleri hayatın ta kendisi. Millete acı reçete diyenler, renkli hayatlarına, sefalarına tam gaz devam ediyorlar. Beş müteahhidin kasasına para akıtmaya devam ediyorlar. Bakın size, milletimize acı reçeteden bahseden iktidarın, daha üç gün önce temelini attığı bir otoyoldan bahsedeyim. Hafta sonu, Aydın-Denizli otoyolunun temeli atıldı. Taş üstüne taş koyandan Allah razı olsun. Böyle güzel işleri lekeleyen şu zihniyetleri olmasa, alkışlayıp geçeceğim ama maalesef geçemiyorum. Bu otoyol, toplamda 150 kilometre. Otoyolun bir kilometresinin maliyeti ne kadar? Ortalama 5 milyon dolar, yani 4.2 milyon euro. Bu durumda, 150 kilometrelik yol ne kadara mal oluyor? Yaklaşık 630 milyon euro’ya.

Peki, temeli atılan bu yol için müteahhit firmaya,17 yıl için verilen araç geçiş garantisi ne kadar biliyor musunuz? Maliyetinin iki buçuk katı, 1 milyar 550 milyon euro. Yani 14 milyar 200 milyon lira. Daha dövizdeki artıştan, vergi avantajlarından ceplerine girecekleri söylemiyorum bile…Vatandaşa acı reçete, yandaşa milyarlar. Pandeminin ilk gününden beri, 83 milyon vatandaşın cebine doğrudan koydukları para 10 milyar lira. Bu dar günlerde, tek bir kodamanın cebine koydukları kâr 9 milyar lira. El insaf. Ayıptır, günahtır. O parayı kim ödeyecek? O parayı millet ödeyecek, millet! 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER