Siyaset Ahlak Seviye Kalite İşidir

Siyaset, her şeyden önce ahlak, seviye, kalite işidir. Son zamanlarda değişim isteklerine karşı yapılan açıklamalara bakıldığında ne yazık ki sıfır mertebesinde bir seviye görüyoruz. Şahit olduğumuz belden aşağı siyaset tek kelimeyle; ahlaksızlıktır. Sebep-sonuç ilişkisinde, sonucu sebeplerin tayin ettiği gerçeğini göz önüne alarak derinlemesine bakıldığında; bu pespayeliğin, bu seviyesizliğin sorumlusunun birkaç kişiyle sınırlı olmadığını söylemeliyiz. Bunu söylemenin şimşekleri gene üzerimize çekmemize sebep olacağını biliyorum. Öyle bile olsa bu gerçeği söylemek zorundayız. Yönetime geldiği günden beri yönetimleri oluştururken, vitrin oluştururken tercih edilen; yoldaşlık, yandaşlık, kapıkulu, kıstaslarına çıt çıkartmayan; beldesinden tutun Genel Merkezine kadar, her kademede görev alan yöneticiler bugünkü tablonun az veya çok sorumlusudur. İstisnalar haricinde, yerlerini muhafaza etmekten başka bir gayesi olmayan bu zevatın çıt çıkartmadan tâbî olma anlayışı, çürümenin, başarısızlığın temel sebebidir. Tâbî olma anlayışı ile çürüme her kademede dalga, dalga yayılma alanı buldu.

Bir yönetimi çalışmaları, başarıları tanıtır, ama öyle olmadı. Bir dönem Bay bilge yönetimini neredeyse yarısının ortalığa saçılan skandal kasetleri tanıttı, diğer yarısının da varlığından bahsedildi. Türkiye bir genel merkezin varlığını skandal kasetlerle fark etti. O, genel merkezin o gün yapması gereken şey; onurlu bir davranışla istifa edip, tasını tarağını toplayıp, evine kapanıp utancından dışarı bile çıkmamaktı. Oysa o kadar ahlak düşkününü bir araya toplama başarısını gösterenler, kaset kahramanlarının istifasını isteyerek ahlak abidesi kesilip, kulağının üstüne yattı. Fakat kamu vicdanı mahkum etti, pişkinliklerinden umurlarında bile olmadı.

Ben bilmiyorum, bilen var mı; varlığından bahsedilen kasetlerin yayımı neyin karşılığında durduruldu?

Bu kadar uçkur düşkününün bir araya toplanması neden tartışma konusu bile yapılmadı?

Bu çürümenin resmi değilse neyin resmidir sizce?

Biliyorum, Çiko denen tilki hemen elindeki paralel damgasını yapıştıracak. Hiç kusura bakmasın, sözümüze de alınmasın, bir zamanlar övgüler dizdiği kasetleri çeken mihrakında en az onun kadar ahlaksız ve namussuz olduğundan şüphemiz olmadı. Uluorta savrulan iftiralar bize yapışmaz, ama Bay Çikonun ve onu ortalığa salanların yakasına yapışan; müfteri yaftası, kıyamete kadar yakalarından düşmeyecek. Bay Çikoya da, onu ortalığa salanlara da kasetleri yapanların ahlaksızlığının arkasına gizlenmenin daha büyük ahlaksızlık olduğunu hatırlatmak isteriz.

Demokrasiyi iki dudağının arasında prangaya vuran zihniyetin, hukuk ile teminat altına alınmış demokratik bir hakkı kullanmak isteyenlere karşı takındığı tavır; ülkücü hareketin Ne ahlak, ne kültür, ne fikir, nede ülküdaşlık hukuku, ülküdaşlık anlayışı ile bağdaşmıyor. Her ağzını açtığında sinkafa varan, edep, adap tanımayan lakırdılar edilmesi, iftira ve karalamalar içimizi acıtıyor. Siyaset adına yapılan bu lakırdılardan, karalamalardan medet umanlar zavallılığın zirvesi olmakla övünebilirler, ancak ülkücülükle asla.

Mevkileri makamları ne olursa olsun, bunları yapanların gittikleri yerde baş tacı edilmelerinden utanıyorum. Kardeşliği çoktan katleden bu rezilliğin, kalleşliğe bile sığmayan son perdesiyle yüz yüzeyiz. Her ne adına olursa olsun bunlara sahip çıkmak yaptıkları rezaleti tasdik etmek, veballerine ortak olmaktır. Ülkücülerin kutsal addettiği çatısı altında bulunan genç, yaşlı herkesin ve özelliklede görev yapan; ülkücü karakteri muhafaza etmek için çırpınanlar; artık bu rezalete karşı sessiz kalmamalısınız, kalamazsınız. Bu güne kadar her ne sebepten susmuş olursanız olun, ama artık susamazsınız. Bundan sonraki suskunluğunuzun cezasını siz değil, çocuklarınızın çekeceğini görmelisiniz.
Yerlere serilmiş bir pespayelikle, seviyesizlikle, mevki makam ihtirasıyla ülkücü hareketi darmadağın edenlere göstereceğiniz saygı ve ihtimam; şehit ülküdaşlarımızın kemiklerini sızlatmaktan, ülkücü düşünceye ihanetten, ülküdaşlık hukukuna saygısızlıktan başka bir mana taşımaz.

Çok değerli yöneticiler, çok değerli gönüldaşlar; bayrağı yere düşürmeme adına üslendiğiniz sorumluluk sebebiyle mecburen yakın temasta olduğunuz bu zevata lütfen seviyenin bu kadar yerlere serilmesinden ne beklediklerini sorunuz.
Hangi mevkiinin, hangi makamın böyle bir seviyesizliği kaldırabileceğini sorunuz.

Bırakın ülküdaşlık, gönüldaşlık hukukunu, sıradan parti, dernek, cemiyet mensubiyetinin bile kaldıramayacağı bu seviyesizliğin bir partiyi nasıl iktidar yapılacağını sorunuz.
Akşam yazdıkları senaryonun sabah yazdıkları senaryonun tenakuzunu, mantık yoksunluğunu sorunuz.
İktidara gelmek için bu güne kadar yapamadıklarını bundan sonra nasıl yapacaklarını sorunuz.

Bugüne kadar idealsiz, iddiasız, inançsız partilerde bile yaşanmayan böylesine seviyesizliğin, iftiracılığın bu kutsal çatıda sergilenmesinin kime hizmet ettiğini sorunuz.
Zor zamanlar sorumluluk üstlenenlerin susup oturmasıyla değil; ölçüsüzü ölçülü olmaya, seviyesizi seviyeli olmaya zorlamakla aşılabilir. Kardeşi, kardeşle karşı karşıya getirmek isteyenleri görmek, eğriyi doğrultmak, soysuzu ayıklamak, yolsuzu yola koymak, omuzlarındaki tarihi sorumluluktur. İçinden geçtiğimiz dönem elbet bir şekilde aşılacaktır. Ülkücü akıl, ülkücü zekâ bunu başaracaktır. Bu başarıda payı olanlar, bu hareketin geleceğinde minnetle, şükranla anılacaklar. Minnet ve şükranla anılmak isteyenler hareketi kendi seviyesizliğine indirmek isteyenlere karşı bütün tarafları seviyeli olmaya zorlamak zorundadır.

Seviyenin bu kadar düşürülmesi değişim isteği ile yola çıkanları ihraç için geçerli gerekçelerinin olmadığını gösteriyor. Değişim için yola çıkan delegeler, adaylar kendine yakışanı yapmalı, sergilenen çirkinliği asla muhatap almamalı. Tahriklere cevap vererek disiplin suçu işleme tuzağına düşmemelidir.

YORUM EKLE