Şimdi Neler Olacak?

MHP’nin olağanüstü kongre süreci ile ilgili olarak daha önceden düşüncelerimi yazdığım yazılarımdan bazı alıntıları sizlerle tekrar paylaşmak istiyorum.
Bundan sonraki süreç üzerine düşüncelerimin daha iyi anlaşılması için bu küçük hatırlatmanın faydalı olacağına inanıyorum.

7 Şubat 2016 tarihli; “MHP ve Kongre Süreci” başlıklı yazımdan


Peki tüzük değişikliği için olağanüstü kongre talebinin mahkemeye intikal eden süreci nelere gebedir ve sonucu ne olacaktır?

İmza veren MHP delegeleri ve imza verilmesine öncülük eden genel başkan adayları, MHP’de Sayın Bahçeli döneminin oligarşik yönetiminin değişmesinin mümkün olmadığı iddiasının psikolojik engelini kırmış ve ülkücülerin değişim isteğinin bir hizibin talebi değil, aksine tabanın kitlesel bir isteği olduğunun da kamuoyunca bilinmesini sağlamıştır.

Bu yönüyle saygın, haklı bir tavrın sesi olmuşlardır.
Fakat bu haklı ve Genel Merkezi oldukça zora sokan ve de şaşkın bir hâle düşüren demokrat tavrı aceleci bir taktikle “mahkeme” boyutuna taşımaları sıkıntılı bir sürecin kapısını açacaktır.
Ve MHP Genel Merkez yönetiminin elini güçlendirerek karşı atağın yapılmasına fırsat verecektir.

Mahkemeye müracaatın düz mantıkla anlamı şudur:

Ey Devlet (!) biz ülkücüler olarak MHP tüzel kişiliğinin mensupları olarak anlaşamıyoruz sen gel kim haklı ise MHP’yi ona teslim et.

Bu durumda her zaman bizim onu sevdiğimiz kadar onun bizi hiç sevmediğini bildiğimiz ve ülkemizin bugün yaşadığı tehditleri ve tehlikeleri görmekten ve tedbir almaktan aciz “vasat akıllı” diyerek bizim aklımıza muhtaç olduğuna inandığımız, siyasi rüşvete bulaşmış devletin adaletine müracaat ediyoruz.

Ülkede adalete güven yerlerde sürünüyor.
Hakimler her gün Hükümet yanlısı, cemaatçi suçlamalarının basında muhatabı iken verilecek kararın taraflarca adil olduğuna inanılacağına ve saygıyla karşılanacağına inanabiliyor musunuz?
Velev ki tarafsız bir hakime düştü, rahat karar verebileceğine ve baskılara uğramayacağına inanabiliyor musunuz?

Mahkeme davacıların lehine karar verse, “Cemaat MHP’yi karıştırmak istiyor” suçlaması davalı tarafca hazır.
Mahkeme, bu kadar açık hukuki delile rağmen davalı lehine karar verse bu sefer davacılar AKP, Bahçeli'ye minnetini ödedi diyecek.
Ve bu süreç sürerken karşılıklı sataşmalarla çatışma alanı genişleyecek ve derinleşecek.
Sonuçta haklı, saygın ve ülkücü kamuoyunca takdir gören ve psikolojik sayı eşiğini geçerek işlevini mükemmel yerine getiren, demokrat aynı zamanda mağdur ve mazlum bir çalışma, mahkeme safhası ile hiç istenmeyen tasfiyelerin ve de çatışmaların kapısını açacaktır.

Aslında sonuç belli ya da bilinemez, tahmin edilemez değil.

Mahkeme süreci her halükârda uzayacak ve sonunda MHP yeni genel başkanını seçtikten sonra anlamı olmayan bir kararla sonlanacak.
Ve taktik olarak yapılan bu mahkeme süreci yanlışının en zararsız sonucu da en iyimser olarak bu şekilde neticelenirse olacaktır.
İnşallah başka bir fitneye ve fırsata kaynaklık etmez.

Haberhergün , 9 Mart 2016 tarihli “ MHP’de Neler Olacak? ”başlıklı yazımdan


Erdoğan'ın hedefinde ya 330 rakamını bularak Anayasa’da istediği değişiklikleri yapmak var ya da bu mümkün olmazsa erken bir seçimle eksiğini tamamlamak var.

Bu iki planda da Sayın Bahçeli'ye ve MHP grubuna ihtiyaç olduğu çok açık olarak görülmektedir

Sayın Bahçeli’nin de parti içi muhalefet dalgasını durdurmak için zamana ihtiyacı var.
Bugün için bu zamanı kazanacak gibi gözüküyor.

Parti içi muhalefet adına Anadolu yollarına düşen, imza toplanmasına öncülük eden bir seçimli kurultay günü belli olmadığı hâlde adaylıklarını açıklayan, genel başkan adayları bu zamanı Sayın Bahçeli’ye kazandıracak bir stratejiyi devam ettirmekte ısrarlı gözüküyor.

İmzaların Genel Merkeze teslimi ile çok ciddi ve psikolojik baskısı oldukça ağır bir durumu, ülkücünün toplu baskısı ile il, ilçe ve Genel Merkez nezdinde arttırmak yerine mahkeme yoluna girilmesi Sayın Bahçeli’nin orta saha hakimiyetini sağlamasına fırsat verdi.
Potansiyel tepkiyi tedricen göğüsleyerek ihraç ve tasfiyelerin zamana yayılması muhalefeti kontrol edilebilir bir alana soktu.
Bahçeli ve Genel Merkez yönetimine olan kızgınlık ve reddiyenin paratoneri olan imzacı genel başkan adayları arasından, diğer imzacı adayları da rahatsız ederek sivrilen Meral Hanım’ın daha fazla ön planda olması Genel Merkezin elini rahatlatan en önemli argüman oldu.
AKP ve Erdoğan'ın yoğun paralel ihanet kampanyasının tesiri ile tehdit algısı cemaate odaklanan çevrelerin önüne altyapısı hazır olan bu propagandanın hedefi olarak Meral Hanım hemen mevzilendirildi.
Sayın Bahçeli’nin benzer suçlamaları kongrelerde çıkan her adaya yakıştırmış olmasından dolayı bu propaganda sadece MHP merkezli olsaydı önemsiz ve tesirsiz olabilirdi.

Fakat AKP ve Erdoğan karşıtı cemaat dahil birçok iç ve dış odağın aceleci bir tavırla Meral Hanım’ı savunmaları ve desteklediklerini açıkça ortaya koymaları; hem Sayın Bahçeli ve ekibinin gitmesinden yana olan hem de MHP Genel Merkezinin ANAP gibi eğilimler ittifakı değil ülkücü kimlikten olması gerektiğinin hassasiyetini taşıyan tabanımızın önemli bir kesiminde irkilmelere sebep oldu.
Bu durumu da en önce fark eden Sayın Bahçeli oldu. Ve bu yüzden Meral Hanım’ın kamuoyu desteğinin unsurlarının ve MHP dışı sağ partilerde siyaset yapmış “esnaf siyasetçilerin” ülkücüler tarafından biraz daha fazla fark edilmesi için sabırla hareket edeceğini sanıyorum.
...

6 Nisan 2016 tarihli; “8 Nisan Sonrası” başlıklı yazımdan

Aslında, 8 Nisan’da Mahkemenin merakla beklenen kararı bugünden meçhul olmasına rağmen bir değişimin olmasının yolunu açması açısından ise sonucu belli.
AKP, Saray ile MHP yönetiminin açık iş birliği MHP’de lider değişikliğine sebep olacak bir olağanüstü kongrenin önünü kesinlikle açmayacaktır.
...

Yukarıdaki tahminlerim bugün artık netleşmekte olan gerçekler olarak gün yüzüne çıkmakta.

Fazla tahmin ve yoruma artık gerek yok.

MHP ile birlikte Türkiye'de sert bir viraja girdi.
Seçim ufukta görüldü.
AKP Olağanüstü Kongresi MHP’den önce toplanacak.
Erken seçim kararı, sonbaharda yapılmak üzere yakında alınır.
Bundan sonra ülküdaşlarımızın önündeki öncelikli gündem olağanüstü kongrenin yapılıp yapılmayacağı tartışmaları olduğu takdirde bizi çok zor günler bekliyor.

MHP’nin seçim öncesi savrulacağı iç çatışma ve karmaşanın kimlerin işine geleceğini bilmeyen kalmamıştır herhâlde.

1 Kasım sonrası Sayın Bahçeli yönetiminin ülkücüler nezdinde sıfıra inen güven endeksi, olağanüstü kongre sürecinde yaşananlardan dolayı bugün oluşan kızgınlık ve nefret dalgası ile birlikte eksilere inmiş bulunmaktadır.

Biz iğneyi önce muhalefet olarak kendimize batırmalıyız.
Zaman mühendisliği diye bir kavram var.
Yapılması gereken bir iş için gerekli olan zamanla, ihtiyacın karşılanması gereken zamanın senkronize edilmesi demektir zaman mühendisliği.

Hukuk, usul ve esas yönünden hata yapmadan adalet ve hakkın teslimi için vereceği kararın doğruluğunun önceliğini, zaman kavramının önemini ikinci plana atarak sıralar.
Nesiller boyu bitmeyen ve mahkeme arşivlerinde sürünen davalar bu zaafın en güzel örnekleridir.

Bu zaaf, hukukun adaletin tecellisi açısından bir türlü çözemediği ve kolay siyasileşmesine sebep olan en büyük zaafıdır.
Şimdi olağanüstü kongre kararı ya da kongrenin yapılıp yapılmaması bu zaafın sarmalına kapılmıştır.

Adalete olan güvenin %24’lere indiği Türkiye'de MHP Olağanüstü Kongresi’nin mahkeme yolu ile açılacağını düşünmek ne kadar stratejik aklın ürünüdür?

Dava sürecinde yetkili mahkemelerin hakimleri ile ilgili AKP'li mi, Saray kontrolünde mi ya da karşıtımı, sosyal demokrat ve solcu mu tartışmaları veya temennileri “ülkücü hareketin” geleceği için alınacak kararların kimlerin insaf ve himmetine bırakıldığını göstermesi bakımından çok acı olmuştur.

Artık çok daha dikkatli olmak gerekir.
Bu sürecin taraflarının sözcülerinin dili çok önemlidir.
Karşılıklı kızgınlıkların sebep olduğu nefret dili büyümemeli ve taraflar açısından zafer bir “Pirus” zaferi ile sonuçlanmamalıdır.

YORUM EKLE