Sen Benim En İyi Arkadaşımsın

Metin ağbiye “deli” demek haksızlık olur aslında. Ama “akıllı” demenin daha büyük bir haksızlık olacağı kanaatindeyim.

Uzun, çok uzun yıllardır tanırım ve hep “deli” olmasaydı “evliya” olurdu diye düşünürüm.

Metin ağbinin bildiğim işi “başkalarına yardım etmek”tir. İyi bir üniversitenin, iyi bir bölümünden mezundur aslında ama bildiğimiz anlamda bir işi olduğunu hiç hatırlamıyorum. Bunun dışında, yani “başkalarına yardım etmek” dışında kalan zamanlarını, aslında kendini oraya hapsettiğini düşündüğüm, babasına ait olduğunu bildiğimiz iş hanının çatı katındaki ofiste geçirir.

Beraberken sıklıkla, çok hızlı çalışan beyninin yüksek temposuna ayak uydurmanın zorluğunu yaşarım. Bu açıdan, bence onunla zaman geçirmek pek kolay değildir. Ama yokluğunda onu çok özler ve İstanbul’a her gittiğimde yanına uğramak isterim. Bazen uğrarım ve her seferinde karman çorman olmuş bir ruh haliyle ayrılırım yanından.

Metin ağbiye uğramıştık yine bir gün. Zaman zaman neşeli, zaman zaman gergin ama saatlerce hep aynı hararetle devam eden sohbetin artık geceye sarkan bir anında, gözüm, bizimle birlikte saatlerdir ifadesiz bir yüzle ve hiç konuşmadan kapının yanındaki taburede oturan, bize çay getiren, küllükleri boşaltan, Metin ağbinin sigarasını yakan ve tek kelime etmeden bizi dinleyen İsmet amcaya takıldı. Adını, Metin ağbinin sık sık söylediği, “İsmet’ciğim çay var mı?” “İsmet’ciğim bir ateş ver” cümlelerinden öğrendiğimiz İsmet amcanın, çay getirmek üzere odadan çıktığı bir an, bizim için evine geç kaldığını düşünmenin verdiği rahatsızlıkla “İsmet amca kim?” diye sordum. Metin Ağbi, “Babam” dedi, gözlerinin ışıldadığı, aydınlık bir gülümsemeyle. Sonra konuşmasına devam etti.

*          *          *

İsmet amcanın öldüğünü öğrendik bir gün. Apar topar cenazeye yetiştik. Cenaze namazında Metin ağbiyle beraber safa durduk. Selam verdikten sonra göz göze geldiğimizde Metin ağbi sarsıla sarsıla ağlamaya başladı.

Biz, “Metin ağbi, sen inançlı insansın, hepimizin gideceği yere uğurluyoruz” diye saçmalarken itiraz etti, “Ben ona ağlamıyorum ki” dedi ve anlatmaya başladı:

“Bir gün yine ofiste oturuyorduk. Rahmetli bilirsiniz pek konuşmazdı. Akşam geç bir saat olmuştu, ‘Metin sana bir kahve yapayım’ dedi. Kahveleri yaptı, taburesini masanın kenarına çekti, ‘Yak’ deyip bir sigara uzattı. ‘Metin sana bir şey söyleyeyim mi?’ diye sordu, sonra cevap beklemeden ‘Metin, sen var ya, benim hayattaki en iyi arkadaşımsın’ dedi.”

“Hayatı boyunca hep sırtında taşıdı bizi. Hepimizi… Elli sene inmedim sırtından, ‘Gık’ demedi.”

“Ben, en iyi arkadaşımı kaybettim, onun için ağlıyorum” dedi Metin ağbi ve ağlamaya devam etti.

Biz de ağladık, ağladık…

YORUM EKLE