Semih Yalçın'a, MHP ve Başkanlık Sistemi(2)

Senelerce ayetler ve hadisler üzerinden yalan söyleyenleri gördük ki, ayetler ve hadisler üzerinden söylenen yalanların tahribatlarını tarihte ve bugün de binlerce vakayla izlemeye devam ediyoruz.

Hâlbuki İslam'ın yalana ihtiyacı olur mu?

Âlemlerin Rabbi yalanla anlatılabilir mi?

Neyse bu mevzu her şeyi ile ilahiyatçıların işi.

Şimdi birde lider ve ideoloji üzerinden yalan söylenmeye başlandı.

Hem de sıkılmadan ve yarın yapacağı tahribatlar düşünülmeden.

Semih Yalçın Bey’in isminin başında prof. ünvanı var. Teşkilatın yetkilendirdiği kişi vasfını taşıyor. Böylesine vasıfları ve ünvanları taşıdığı için MHP adına yayınladığı ve altına imzaladığı metni şaşkınlıkla okuyorum ve en yumuşak ifadeyle ayıplıyorum.

Bir kere MHP’nin her resmi beyanı çok titizlikle hazırlanmalı, çalakalem yazılmamalı. Söylenen laflar da yere düşmemelidir. O koltuklarda oturanlarda bilmeli ki, hala üç hilal adına söylenen söz Türkeş sözüdür. Türkeş’in sözü de yere düşmez ve düşürülemez.

Türkeş’in sözünün yere düşmesi demek toprağa düşenlerin anlamsızlaşması demektir. Oturduğunuz koltuklar Türkeş’in binlerce şehidin on binlerce gazinin Türk’ün cihana nizam verme iddiasının koltuklarıdır.

MHP alelade bir parti değildir. MHP 300 milyon Türk evladının gözlediği umutlandığı siyasi oluşumun adıdır.

Böylesine bir sorumluluk yalan, riya, gevşeklik kabul etmez.

Seçim öncesi garip polemiklerle huzur bozucu tavırlarda olmak bize yakışmayacağı için sözümüzü, söylenme zamanına bırakmak lazım geldiğine inanıyorum.

Ama iki mesele var ki, bu bizim üstümüze yapışacak yanlış iddialardır. Bir kere Türkeş asla sağcı olmadı. Asla liberal ekonomi de demedi.

Kan içen Marksist çetelerle kavgamız bitene kadar emperyalist sağla kavgamızı erteliyoruz diyen, koca Türkeş’e Türkeş sağcı ve liberaldi demek olur mu?

Bundan daha büyük iftira olabilir mi?

Başbuğ Türkeş bırakın sağcılığı muhafazakârlığı bile reddediyor. Biz milliyetçiyiz ve mukaddesatçıyız.  Mukaddesatlarımıza bağlıyız diyordu.

Türkeş öleceği güne kadar Türkiye’nin özellikle 1950’lilerden sonra uğradığı ekonomik ve siyasi operasyonları bugünkü parlamenter sistemin hantallığı ve manipüle edilmesine bağlıyor ve sisteme güvenmiyordu.

Mutlaka bir günde 3-4 parti değiştiren milletvekillerini hatırlayacaksınız. 28 Şubat sürecinde bir partinin nasılda içinin boşaltıldığını gözlerinizin önüne getireceksiniz. Bunlar sistemin oluşturduğu hastalıklar değil midir?

Bugün ki sistemi savunmak veraset sistemini savunmaktan başka neyi ile ifade edilebilir. Bu sistemin Türkiye’yi operasyon yapılmaya sürekli hazır bir ülke durumunda tuttuğunu görmüyor musunuz?

Türkiye İngilizlerin sömürgelerine dayattığı, kendini de bir takım yasaklarla koruyan garip adı bile tam ifade edilemeyen bu saçma parlamenter sistemle idare edilemez.

Daha dün Baykal’a yapılan operasyonla gönderilmesine çanak tutan bu garip sistem değil mi?

Daha dün seçim öncesi MHP’ye yapılan operasyonu unuttunuz mu?

Sistemin her tarafının delik deşik olduğunu görmüyor musunuz?

Bu sistemin medeniyetleri yutan Anadolu da ve ön Asya’da uygulanamaz olduğunu fark etmiyor musunuz?

Bu sistem bu coğrafyaya ve bu millete uymadığı için 60.71.80 askeri müdahaleleri yedi. Bu sistemin zayıflığı 28 Şubatları getirdi. Tüm bu zayıflıklarına rağmen sırf Tayyip ERDOĞAN yenecek formülleri üretemediğiniz için inançlarınıza ters düşse de başkanlık sistemine karşı çıkıyorsunuz.

Hâlbuki Türk milletine ve bu coğrafyaya uygun başkanlık sist

emini MHP önermeli ve önerdiği modelin arkasında durmalıydı.

Şimdi.

Öneremediğiniz ve arkasında duramadığınız yönetim şekline muhalefet etmek için Başbuğ TÜRKEŞ adına yalan söylüyorsunuz.

Bir kez daha herkese hatırlatıyorum.

Türkeş, başkanlık sistemini istiyordu.

Türkeş, asla sağcı ve liberal olmadı.

Türkeş, ölene kadar Türk birliğine inandı ve savundu.

Türkeş, tüm bunların demokratik kurallar içinde olabileceğini söylüyordu.

Şimdi bu konuda doğru söylemezseniz emperyalizmin kan içen kolları kopmadıkça genç Bozkurtların kavgası bitmeyecek diyerek şahadet şerbeti içen 5 bin vatan evladına Sovyetlerin dağılma döneminde Balkanlardan tüm Türk dünyasına koşan ve oralarda şahadet şerbetini içenleri nereye koyacaksınız?

Yapmayın…

Ortaya koyduğunuz mücadele metotlarının yanlışlığı sonucu yenemediğiniz rakiplerinize karşı çıkmak adına inançlarımızı ve hedeflerimizi zedelemeyin.

Hele Türkeş’e iftira atarak sakın siyaset sahnesinde kalmayı hedeflemeyin.

SAKIN…

YORUM EKLE