Şehitler de Ölür, Vatan Toprağı da Terk Edilir

‘Şehitler ölmez, vatan bölünmez’. Ne de gür seslenirdik di mi asli asrımıza.

Bir ülke düşünün, bu söylemlerini yaşayan ve yaşatan; sınırlarının dışında bir vatan toprağı olduğunu her seferinde iftiharla ortaya koyan.

Çok küçük bir vatan toprağı. Olsun deyip de ‘şanlı tarihimize’ gölge düşmemesi adına bir Türk devlet büyüğümüzün kabrini koruduğumuz vatan parçası.

“Saygı Karakolu” adını verdiğimiz bir toprak parçası ve ‘Kabir’.

Osmanlı hanedanlığı yıkılırken 1921’de, Fransızlarla Suriye sınırı belirlenirken Süleymanşah türbesinin Türkiye sınırlarında kalacağına karar verilmişti.

Yani türbenin bulunduğu yer Türkiye’ye verilecek denmemiş; Türkiye’de kalacak diye karara bağlanmış. Üstelik uluslararası hukuka göre.

Yani bu türbenin ‘Türkiye’ sınırları içinde kaldığı yapılan uluslararası anlaşmayla karara bağlanmış.

Suriye’de IŞİD denen teröristlerin fiili durumundan dolayı burada nöbet tutan askerlerimizin en az 6 aydan bu yana nöbet değişimi yapamadığını.

Elbette ‘Vatan’ toprağını korumak bunu da gerektirir.

Hele bir de bu uğurda şehit verildiğini düşünürsek gerekirse, 6 ay değil, 3-5 sene de nöbet tutulsa yeridir. ‘Vatan Sağolsun’.

Caber kalesinde bulunan ‘Şanlı Türk Tarihi’nin sembolik bu türbesi 1975 yılında baraj altında kalacağından dolayı Suriye ile yapılan anlaşma ile bugünkü mevcut yerine taşınmıştır.

Gece yarısı yapılan bir operasyonla ‘vatan toprağı’ dediğimiz yer düşmana terk edilmek üzre, tanklarla “Saygı Karakolu”na girilip türbe ve toprağı yer değiştirmek adına yerle bir edilerek terk edildi.

Türbe de yine Suriye sınırları içinde bir yere sessiz sedasız nakledildi.

Şimdi Suriye kalksa ve dese: “sen benim ülkemde nasıl böyle bir yeri işgal edip türbe ve karakol inşa ediyorsun dese” uluslararası hukuka göre dayanağımız ne olacak?

Hayır efendim hiç de öyle değil, biz pkk’nın kolu pyd ile anlaştık mı diyeceksiniz?

Fiili durum oldu diye vatan toprağını kaçarcasına terk edenlerin bir de utanmadan kahraman edasıyla TV’lere çıkıp gurur duyarcasına hareket etmesini ve bunu da kahramanlık diye algılayıp “ne olacak, hepsi 12 dönüm” diyerek birilerini savunmasını anlamak olsa olsa akıl tutulması olur sanırım.

Haydi dünya lideri mavalına inandırılmış Cumhurbaşkanıyla, büyük stratejisyen yalanına kanmış Başbakanın tavrının oy hesabıyla iç siyasete yönelik olduğunu anlıyorum da, Peygamber Ocağı’nın en tepesinde bulunan Genel Kurmay Başkanı’nın tabanlarını kıçına vururcasına ‘Uygun adım marş’ kaçmayı alkışlaması ve birbirine neredeyse “büyük kaçışın iftihar madalyası”nı takacak gibi hareket etmesini, ‘Hukuken ve Türk Devlet’ geleneğiyle izah edilir bir tarafı hiç kalmamıştır.

Yarın güneydoğuda terör var diye ‘asker ve polisi’ yine böyle kıçlarına tabanlarını, vura vura kaçma emrini vermeyeceklerinin garantisi, bu iktidar ve bu genel kurmay başkanıyla olmayacağının garantisi de asla görünmemektedir.

Maalesef laftan başka uluslar arası düzeyde ülkemizin şanlı tarihimizden gelen bir itibarı kalmamıştır.

Çok eleştirdiğiniz Tansu Çiller kadar dahi olamadınız.

Bush ile resimlerini yayınladığınız ve ezikliğiyle dalga geçtiğiniz merhum Ecevit sizin yaptığınızı yapsaydı, herhalde bugün ‘Kıbrıs Türklüğü’ diye birşey yeryüzünde konuşulmuyor olacaktı.

Rahmetli Ecevit’in döneminde bu arkadaşlar iktidar olsaydı herhalde, “Ayşe tatile çıksın” yerine, ”Sümeyye eve dönsün” diye parolayı da dönüştürürdünüz.

Yaptığınız birçok hatalı işlerinize rağmen, çoğunun telafisi mümkünken ‘vatan toprağı’nı terk etmenin hesabını bu millet size birgün çok ağır soracak.

İstediğinizi çalın, istediğinizi soyun, talan edin ama vatan toprağını terk etmek nereden aklınıza geldi?

Bunca ‘Kınalı Kuzu Şehitler’den utanın.

Çok savunduğunuz Osmanlıcılık akımının bir karış ülke toprağının vatandan ayrılmasın diye ortaya atıldığını da mı bilmiyorsunuz?

Ulu Hakan Abdülhamid Han da sizin gibi tabanlarını kıçına vurarak mı kaçtı? Düşünün.

Yazık, çok yazık.

YORUM EKLE