Şehadetinin 38. Yılında Tanıyanların Kaleminden Recep Haşatlı

“Bazı toplumsal ve kişisel şanssızlıklar vardır ki, bunları görmek, böyle oluşlarının bir hikmete dayalı olduğunu düşünsek bile bizi hüzünlendirir; hatta öfkelendirir, isyan ettirir. Milleti için her türlü dünya nimetinden geçmiş, toprağa düşmüş canlar niçin unutulmuş olsun? Niceleri bir avuç çıkar için yerlerde sürünürken, inandığı kavramları yükseltmek için varlığını dünyaya saçanlardan niçin sıradan insanlarmış gibi söz edilsin? Bu insanlar, gelecek kuşakların örnek alacağı kişilikler olarak tanıtılmazsa, benimsetilmezse toplumsal eğitimimiz noksan kalmış olmaz mı? Bir milletin doğasında kahramanlık, fedakârlık, diğerkâmlık gibi erdemlerin varlığı kabul edilse bile, bunların ortaya çıkışı eğitimle olmaz mı? Önünde örnekleri olmayan, bütünleşebileceği kahramanlarını tanımayan genç insanlardan beklentilerimiz sınırlı kalmaz mı? Sadece tarihin tozlu sayfaları arasından kahramanları çıkartıp örnek diye sunmak yerine, onların yanında, yaşanan çağın kahramanlarını daha doğru ve etkili olmaz mı? Elimizi uzatsak dokunabileceğimiz, sesini duyabileceğimiz kadar yakınımızda olan bu erdem örneği insanlarımızı tarihin takdirine havale etmek yerine, yaşadığımız hayatın canlı âbideleri olarak hatırlamak ve hatırlatmak hem gönül borcumuz, hem en uygun eğitim yöntemimiz olarak görülmelidir. Unutmayalım ki, onların artık bize, övgülerimize, alkışlarımıza ihtiyaçları yoktur; bizim onların yol göstericiliğine, davranış, yaşayış biçimlerini bilmemize ihtiyacımız vardır...”

“Recep Haşatlı inanmış, içinin dinginliği yüzünde okunan sakin bir Anadolu insanı idi. Başarılı bir iş adamı idi ve çevresinin güvenini kazanmıştı. Politikadan hiç mi hiçbir beklediği yoktu. Kişiliği sevap ve günah kavramlarıyla biçimlenmiş olduğu için, politik yollardan ticareti için bir şeyler ummak, sonraki yılların ifadesi ile kısa yoldan dönülecek köşeler aramak onun düşüneceği şeyler değildi. Nitekim Milliyetçi Hareket Partisinin İl başkanı olduktan sonra da tüccar dostlarının yadırgayan bakışları altında sürekli verdi; o kadar ki, sonunda canını da verdi...
...1970’li yıllarda Milliyetçi Hareket Partisinin mücadelesi, particilik olmaktan çok uzak bir vatan savunması idi. Bu yüzden de, MHP’de particilik yapmak her babayiğidin harcı değildi; Bakırköy’den Şişliye kadar onlarca ilçe başkanı şehit edilmişti. Cumhuriyet Halk Partisi’nin at gözlüğünü takmamış olan herkes bu mücadelenin mahiyetini kavrıyor, en azından hissediyor ve destekliyordu; ama MHP’ye gelemiyorlardı. Çünkü MHP’ye gelmek Marksist-bölücü şiddete doğrudan doğruya hedef olmak demekti; bunu göze alamıyorlardı. Haşatlı ve arkadaşları bunu göze anlardandı... En yüksek mertebeye ulaşan bu dava arkadaşlarımızı saygıyla anıyorum...”

Nevzat Köseoğlu
“Onun hayat düsturu “Elif gibi dosdoğru” olmaktı. Hep “Elif gibi dosdoğru olacaksın” derdi; Elif gibi dosdoğru yaşadı. Yalandan ve yalancıdan hiç hoşlanmadı.  Onun bulunduğu yerde kimse gıybet yapamaz, kimse yalan söyleyemez; kimsenin ardından konuşmaz, kimseyi başkasının ardından konuşturmazdı. İnsanlara nezaketli davranır, kimseyi yalnız ismiyle çağırmaz “hanımefendi, beyefendi, bey efendiciğim” gibi nezaketli hitap ederdi. Verilen söz onun için çok değerli idi, yapamayacağı işe söz vermez, verdiği sözü de ne pahasına olursa olsun mutlaka yerine getirirdi. Söz verip sözünü tatmayan selam vermekten imtina ederdi. Güven veren bir kararlılığı vardır...
...Köyünde geçirdiği, çocukluk ve gençlik yıllarında dağdan getirdiği odunların bile doğru olmasına, aynı boyda olmasına dikkat eder; köylüleri ve komşu köylüler ona “DOĞRU ADAM İRECEP BEY” adını koymuştur.Tanıyanda, tanımayanda halen aynı adla anarlar. Dostları, arkadaşları, komşuları ondan bahsederken birçok vasfını sayarlar, hepsinin ortak saydığı vasıf onun doğruluğu ve dürüstlüğü olmuştur. 
...Babamın bize bıraktığı en kıymetli miras; bayrak kadar temiz, bayrak kadar ulvi, her zaman gurur duyduğum bayraklaşan ismi oldu...”
Fatma Haşatlı Güner
“...Recep Haşatlı ile tanışmamız 1968’de başlayan bu anarşi döneminde olmuştu. Kendisi vatan sever, millet sevgisi ile dolu, devlete ve cumhuriyete bağlı, inançlı, mütevazi, çelebi tavırlı ve vasıflı yapıda idi. Aynı nesilden olmamız yanında his ve inanç bakımından da birlikteliğimiz bizleri kardeşlik seviyesinde yakınlaştırmıştı. Vatanın tehlikede olduğunu göre göre bir kenara çekilmenin zamanı değildi. Çanakkale’de, Sakarya’da şehit olan atalarımızın ruhlarını muazzep mücadeleyi kabul etmek zorundaydık...”
Prof. Dr. Mustafa Kafalı
“Rahmetli Recep Haşatlı Beyi müstesna hususiyetleriyle, samimi ve güvenilir bir dost, azimli ve kararlı bir dava adamı olarak hatırlıyoruz. Onun fedakar tutumu, devlet ve millet düşmanı hainlerin hedefi haline gelmiş ve bitmek bilmeyen bir kinin, hırsın kurbanı olmuştur... 
...Üzerimize almış olduğumuz vazifeleri, hiçbir menfaat gözetmeden, Hak uğruna, vatan için yerine getirmenin huzurunu ve mutluluğunu yaşamış olmak, Recep Haşatlı bey ve onun gibiler için ilahi bir lütuf sayılabilir. Bu ümit ve anlayışla acı ve ıstıraplarımızı hafifletebiliyoruz. Yüce yaratıcının rahmeti onların üzerine olsun.”
Ali Sahir Nariç
“...Ne gam ki, pek çok ülkücünün kanı-canı, sakat kalması, hapislerde çürümesi pahasına sürdürülen bir mücadelenin ve Recep Haşatlı beyle oğlunun dualarla, tekbirlerle yan yana temiz vatan toprağına verilişinin ardından gelip geçen otuz sekiz yla şöyle bir bakınca maalesef Türkiye’nin o ağır ve zor günlerden daha farklı boyutlara ulaşmış tehditler, tehlikeler, soygunlar, vurgunlarla kuşatılmış olduğunu görüyoruz...
...Yapılacak bir vicdan muhasebesi bizleri, din, devlet, vatan, millet yolunda feda-i can eyleyenlere ve onların kutsal davalarına layık olunamadığı sonucuna götürmelidir. Mesela ülkücü olmuş, ancak ülkücü kalamamış bir camianın mensupları olarak “Bunca şehid’in ruhaniyetleriyle nasıl halleşeceğiz?” sorusuna verilecek bir cevabımız varmıdır?
El cevap: yoktur.
Bu sebeple de; 
“Bekliyor müjde, uzaklarda kalan şehid ve gaziler
Her seher vakti, göz açtıkça diyorlar: Ne haber?” 
İşte böyle müjdeli bir haber veremediğimiz için, bütün şehitlerimizin ve ardından şu dağınık satırlarla hatırasını yâd etmeye, bilhassa o günleri görmemiş yeni nesillere tanıtmaya çalıştığım Rahmetli Recep Haşatlının bizleri affetmesini niyaz ediyorum...”

Ahmet İyioldu
“Baba ölürse oğul yas tutar
Oğul ölürse ana yas tutar
Baba ve oğul ölürse yası ağırdır, ancak milletçe paylaşılırsa acıya dayanılır. 
Biz baba-oğul Haşatlıların yasını millet olarak tutamadık, onun için tereddüt içindeyim; acaba hala millet miyiz? Diye...
...Türk milletinin sosyolojik olarak normalleşmesi için büyük felaketlerinin yasını tutması lazımdı, tutamadık.Hiçbir kaybımızın yasını tutamadığımız için Büyüklüğümüz, bütünlüğümüz tartışılır olmuştur. 
Haçlı güruhunun işi bu sefer kolay gözüküyor çünkü:
Baba ölürse oğul yas tutar
Oğul ölürse ana yas tutar
Baba ve oğul birlikte ölürse yası ağırdır, ancak milletçe paylaşılırsa acıya dayanılır.
Biz, baba-oğul Haşatlıların yasını millet olarak tutamadık, onun için tereddüt içindeyim; 
Acaba haçlıların içimizdeki “ılımlaştırılmış” “küreselleştirilmiş” güçlerine karşı direnebilecekmiyiz?”
Necati Gültepe
Duyuru ve davet
Şehit İstanbul ülkücülerini anma günü olarak kabul edilen; Recep Haşatlı, Mustafa Haşatlı ve Hüsnü Tepe’nin şehadet gününün 38. Seneyi devriyesi münasebetiyle, Recep Haşatlı ve Mustafa Haşatlı’nın metfun bulunduğu Merkez efendi kabristanlığında 02.10.2016 Pazar günü saat: 15:30 da kabirleri başında Şehit İstanbul ülkücülerini anma merasimi yapılacak, ikindi namazını müteakibenMerkez efendi camiinde Kuran ve mevlit okunacaktır. Dost ve ülküdaşlarımız davetlidir.
YORUM EKLE