Seçimler Yaklaşırken İktidar ve Muhalefet...

İnsanın düşündükleri, gördükleri ve hissettikleri üzerine yazı yazması bazen çok zordur. İnandığı ve ömrünün özeti olan bir dava üzerine ikaz ve tenkit yazısı yazmasıysa çok daha zordur.
Bu zorluğun sebebi yanlış anlaşılmak, hakarete uğramak, ucuz ihanet suçlamaları ile suçlanmak ve itilmek, horlanmak tehlikesi değildir. Esas zorluk ve insanı kahreden şey yazmaya çalıştığınız hususların ve tespitlerin gerçekleşmesi ihtimalinin yüksek olması ve bunların yürek yakan sonuçlarıdır.

Bugüne kadar hiçbir yazımı ve düşüncemi kısa vadeli, günlük dedikodular ve çekişmeler üzerine yazmadım.Zaten artık twitter ve facebook sayesinde, çok zeki ve akıllı bir neslin esprili zeka pırıltılarını yansıtan kısa, öz cümleler ile günlük hatta saatlik olarak sıcak gündemi hepimiz gayet güzel takip edebiliyoruz.Bu yüzden bu tür günlük siyasi atışmaların ve tartışmaların özeti yazılardan uzak duruyorum.

MHP’nin haziran seçimlerine hazırlanırken her seçimde olduğu gibi; saçma, renksiz ve ruhsuz bir sloganla kampanya başlatmasından,

Kırk beş yıllık mazisi ile cesareti, fedakârlığı ve tecrübesi ile dimdik ayakta olan yetişmiş kadrolarının varlığına rağmen dışarıdan kamuoyunca biliniyor reklamı ile aday transferi çabalarından,

Ülkücü harekete ve milliyetçi harekete haysiyet ve şahsiyet yarası vereceğinden en ufak bir şüphem olmayan “cemaat” sempatizanı tavırların dedikodularının ciddiyet kazanması ihtimalinden,

Ve AKP’ye karşı vatandaşın nabzını tutacak gerçek ve içi dolu muhalefet yerine zayıf ve bugüne kadar olanın tekrarı bir muhalefet söyleminin olması ihtimalinden,
Ve de konjüktür'e dayalı avanta siyaset beklentisinin rehavetinden korkuyorum.

İktidar partisi AKP çok yorgun ve ağır yaralı. Hem içeriden hem de dışarıdan ciddi kanamaları var.
İdeolojik çekirdeğinin çatlamaları yanında kendisini iktidar yapan mütedeyyin ve muhafazakâr sağ seçmen de AKP yönetiminin şaibeli ve üzerine yapışan pisliklerini savunmaktan bıkmış ve yorgun durumda.

AKP’nin elinde sağ seçmeni bir bütün halinde tutacak ve yeni heyacanlar yaratacak gündem maddeleri yok ve eskileri de eski deyimle çoktan “kabak tadı“ verdi.

Büyük bir illüzyonla en çok oy aldıkları ve övündükleri “sağlık”, “ekonomi” ve “adalet” çok ciddi alarm sinyalleri vermekte.
Sırasıyla her birini ayrı bir yazı konusu yapacağım bu önemli üç konu ile şimdilik birkaç paragrafla yetinmek istiyorum.

SAĞLIK...
Türkiye uluslararası ilaç ve tıp tröstlerinin acımasız tuzaklarına yem yapıldı ve hızla da yapılmaya devam ediliyor. Psikolojik ve kronik hasta insanlar ülkesi haline geldi ülkemiz.
77 milyon nüfusu olan ülkemizde yılda 80 milyon kutu anti depresan ilaç kullanılıyor.
İlaç ve tıp sömürüsünün tröstleri akut hastalıklar üzerinden fazla tuzak kuramazlar.Bu küresel sağlık çeteleri tüm sömürü ve tuzaklarını, kronik yani insanın ömür boyu tedaviye muhtaç olduğu ve bir türlü iyileşemeyen müzmin hastalıklar üzerine acımasız bir rant sektörü oluşturarak insanlığı soyarlar.
Hükümetlerin en önemli görevleri arasında hasta vatandaşlarının tedavi hizmetlerinde hiçbir aksama ve erteleme olmamasını sağlamanın yanında daha öncelikli görevi ise vatandaşlarının hasta olmaması için gerekli ve zorunlu önlemleri almak mecburiyetinde olmasıdır.

Duble yol tamam. Fakat yerin altında,henüz şehir ve kasabaların yarısından çoğunda var olan, içme suyu şebekelerinin asbestli kanserojen borularını soran, gören var mı?

20 dakika gibi kısa sürede pişirilen ekmek ve unlu mamullerde oluşan “akrilamin” gibi kanser yapıcı olduğu kesinleşmiş olan ürünlerin üzerinde düşünen kaç yetkili, yönetici var?

Ürünlerin raf ömrünü uzatmak için koruyucu, lezzet arttırarak alışkanlık sağlamak için ve al benisini arttırmak için renklendirici gibi birçok kanserojen, alerji ve astım sebebi ile hormonal dengeyi bozan kimyasal maddeleri ve katkı maddelerini bırakın yasaklamayı uyarı bile yapmayan bu maddelerin ithal kapılarını sonuna kadar açan iktidarı uyaran bir siyasi muhalif görüp, duyan var mı?
Eee, milyonlarca vatandaşının hastalanmasına bile bile göz yuman ve hastanelerde iyileşme umudu olmadan şu kadar hastayı kabul ve muayene ettik propagandası ile övünen iktidarı, sahte sağlık devrimi masalından uyandıracak muhalefet gerekmiyor mu?

Ülkemizdeki her on bir kişiden biri müzmin böbrek hastası. Her yedi kişiden biri tansiyon hastası. Her sekiz kişiden biri şeker hastası. Her yedi kişiden biri engelli. Bir milyonun üzerinde spastik çocuğumuz var. Her on iki kişiden biri ya kanserdir ya da kanser tehdidi altında. Yetişkin nüfusun yarısı psikolojik rahatsız, yılda seksen milyon kutu antidepresan kullanıyor.
Her ay bir torba ilaç içen MS, romatizma ve iltihaplı romatizma hastalarının sayısından kimin haberi var?
Dünyanın bütün sağlık örgütleri bağırıyor. İçinde cıva bulunduran amalgam diş dolguları başta MS ve kısırlık olmak üzere birçok kronik hastalığın direkt sebebi. Hâlâ insanların ağzına her yıl tonlarca cıva dolduruluyor. Ne iktidar farkında ne de uyaran muhalefet var.
Millet muhalefete niye güvenmiyor diye herkes soruyor.
Muhalefet her vatandaşın evindeki üç ateş topundan ne kadar haberdar ve gündemine ne kadar alıyor?
Bu ateş toplarından birisi sağlık. Diğeri aylık kredi kartı ve taksitli borç batağı, yani ekonomi, bir diğeri de mahkemelerle boğuşma, yani adalet.
Her biri bir yazı konusu...
Ekonomiye gelince...

Rakamlarla İllüzyona Devam.

Türkiye Kuzey Afrika'dan, Orta Doğu'ya, Kafkasya'dan, Çin Seddi’ne kadar kaynağı resmen deklare edilmeyen savaş ve iç savaşlarla savrulan paraların limanı oldu. Bu sayede sahte cenneti yaşıyoruz

Dar ve orta gelirli vatandaşın aylık borç yükü gelirini çoktan aşmış durumda. Her vatandaşın cebine gelirinin beş on katı kredili kredi kartı sokulurken tuzağı fark edemeyen iktidar hâlâ gelen sosyal belanın farkında değil.
Türk halkının hane hane küresel çetenin tefeci bankaları vasıtası ile bilerek bir plan çerçevesinde esir alınıp köleleştirilmesini seyreden iktidarı bu büyük ihanete varan gafletinden dolayı sallayacak muhalefetin hangi çıkışını, çabasını hatırlıyorsunuz? Nerede rakamlar nerede istatistikler?

Bu kredi kartı ve tüketici kredileri ile aylık ödemeli borç tuzakları küresel sermaye çetelerin dehşetli bir soygun ve halkı köleleştirme operasyonudur.

Gelelim Adalete.
Medya, iktidar ve muhalefet yanlı yargı, paralel yargı tartışmaları ile gündemi dolduruyor.
Asıl derdi gören yok.
Hastane kapısı, mahkeme kapısı vatandaşın ikinci, üçüncü adresi olmuş. Kimin umurunda?
İyileşemeyen milyonlarla, Hak arayan, adalet arayan milyonlar mahşerine dönmüş durumda ülke.
Yedi milyon dava dosyası, en az iki kişiden en az on dört milyon yetişkin insan davalı durumda. Devletle olan davalar hariç. Vergi mahkemeleri hariç.
Sadece devam eden üç milyon ceza davasında yedi buçuk milyon kişi hapis cezası istemi ile yargılanıyor. %5’i hüküm giyse eder 375 bin kişi. Şu an cezaevleri kapasitesinin %15’i üzerinde dolu. Yüz elli bin cezaevi kapasitesine karşılık yüz altmış beş bin hükümlü ve tutuklu var. Varın siz düşünün. Önümüzdeki beş yılda hiç suç işlenmese bile kaç cezaevi inşa etmemiz lazım?

Ne oldu bu toplumun sağlığına, borçtan korkan, namuslu, helal para ile yaşamak ilkesine ve ne oldu bu milletin hak, adalet ile namuslu hayat düsturuna?
12 yıllık din, inanç laflarının seçim meydanlarında hasılatını yapan iktidarın ülkedeki sosyal ve manevi çöküntünün baş sorumlusu olarak ilan ve ispat edilmesi işi kimin görevi?

Gerçek sorunlardan ve bir milletin hayat damarlarına kurulan tuzaklardan bihaber iktidar ve onun sahte gündemlerinin peşinden koşmayı muhalefet sanan muhalefet...

Ne Demiştik Sağlık, Ekonomi ve Adalet

İnanın bu üç husustaki felaket ve her hanede yaşanan yangın bir ay muhalefet tarafından gündeme alınıp sokak sokak, cadde cadde ve meydan meydan bıkmadan usanmadan ısrarla dillendirilse iktidar darmadağın olur.
Kısmetse seçime kadar bu hususlarda ne biliyor ve düşünüyorsam sizlerle paylaşacağım.
Bu yazılarım hem iktidara hem de muhalefete, muhalefet olacak ama ne yapayım. Bu hususu yazımın başında bir iç ızdırap olarak ifade etmiştim.
Kader utansın...

YORUM EKLE