ŞAH! NE AVRASYA, NE ATLANTİK, MERKEZ TÜRKİYE!

ŞAH! NE AVRASYA, NE ATLANTİK, MERKEZ TÜRKİYE!

 

Sömürgeci güçlerin her asırda yeniden şekillendirdikleri dünya düzeni, son iki asırdır Osmanlı coğrafyası; Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya, Kuzey Afrika merkezli olmuş; İlk yüz yılda ele geçirilmiş, ikinci yüzyılda sınırları cetvelle çizilen, aşiret devletçikleri üzerinden sömürülmüştü.  

Doksanlı yıllarda coğrafyamızın çevresinde uç veren olaylar, yeni sömürü düzeninin aynı coğrafya merkezli olacağının habercisiydi. Petrol coğrafyası Ortadoğu’da “Arap baharı” adıyla başlatılan kaosu yaratan Emperyalistlerin, açık, örtülü, kıyasıya çatışmaları yeni düzende pastadan aslan payını kapma kavgasıdır.

 

Türkiye, bu gerçeği gecikmeli olarak fark etmiş olmakla birlikte; coğrafyamızın stratejik imkânları, Türkiye’ye yeni düzende söz sahibi olma fırsat ve imkânını önümüze koymuştur.

Zihinsel körlükten kurtulamayan CHP’nin içinde olduğu çevrelerin bu gerçeği görmemeleri bir yana, kurulan küresel oyuna alet olduklarını görüyoruz. Finaline geldiğimiz küresel oyunda Türkiye’nin, ŞAH hamlesini kırmak için sahnelenen oyunları anlamak, alet olanları tanımak için biraz gerilere gitmeliyiz.

Doksanlı yıllara dönüp yaşananlar sorgulandığında; Devletin, dinamik güçlerinin,  algılama organlarının, NATO yönlendirmesiyle siyasetin göbeğinde, siyasetin belirleyicisi olduğu; Aydın geçinen çevrelerin, basının önemli bir kısmının ve CHP’nin ideolojik körleşmeyle bu güçlerle ittifak halinde; laik-anti laik cepheleşmede başat rol aldığı, devletle, milletin, karşı, karşıya getirildiği görülür.

 

Seksen öncesi Türkiye’yi yoran, NATO’nun GLADYO, ABD’nin CIA ile kurup beslediği sol terörün yerine ikame edilen; NATO/CIA bağlantılı; Türkiye’ye, Türkiye’nin ekonomik çapı kadar (950 milyar dolar) zarar veren, taşeron bölücü terörün azdırılmasının yanında, İngiliz güdümlü muhafazakârlık eliyle türban; CHP’yi yedeğine alan hariciye, yargı, üniversite, bağlantılı NATO/CIA uzantıları eliyle din karşıtlığına evirilmiş, laiklik bayraklaştırıldı. Halen devam eden laik-anti laik cepheleşmeyi doğuran bu bayrak yarışıyla, toplum, asgari müştereklerde bile ayrışır duruma getirildi. Bidayetten beri halka sirayet etmiş olan İngiliz güdümlü muhafazakârlığın, bu gerilimde kemikleşerek yükselip, Erbakan’a güç vermesi, oyunun bir merhalesi ve istenen sonuçtu.

Hazindir ki; Bunun emperyalist bir plan olduğunu söyleyen Türk milliyetçileri, komplo teorisyenliği ile suçlandı.

 

Bir hatırlatma daha yapalım; Doksanlı yıllarda Alparslan Türkeş’in Genelkurmayla yakınlığı, basının gündemi olmuştu. Bu yakınlığın sebebi, Anlamsız, kısır çekişmelerin Türkiye’ye verdiği zararların önüne geçmeye; kurulma çalışmaları başlayan yeni dünya düzeninde Türkiye’nin, Türk dünyasına, İslam dünyasına, öncülük edecek vizyonu göstermesine yöneliktir. 1996 da iktidar olan Erbakan’a da bu yönlü uyarılarının olduğu hatırlanacaktır.

Amerika’da Erbakan hükümeti aleyhinde beyanat veren, NATO’nun parlattığı Çevik Bir’in, Türkiye’ye dönmeden resen emekli edilmesi için Erbakan’ı gene uyarmış, fakat Erbakan bu cesareti gösteremediği gibi, uyarı sızdırıldı.  Türkeş’in sızdırılan uyarısı Türk Genelkurmayını değil, ABD/NATO’yu rahatsız etmişti.

 

ABD/NATO’yu rahatsız eden bir başka önemli hususta; Erbakan’ın “D-8 ülkeleri” diye bilinen, “Gelişmekte olan ülkeler topluluğunu” kurmak için gösterdiği gayret ve kararlılık oldu. Temelde doğru olan, sessiz ve derinden götürülmesi gereken, stratejik bir hamleyi, ABD/NATO bağlantılı odakların provokasyonlarla ortamı had safhada gerdiği bir zamanda, güdeme getirmesi ve daha işin başında propaganda malzemesi yapması, Erbakan’ın affedilmez bir hata idi. Türkiye’de, Erbakan’ın, D-8 topluluğunun kurulmasına katkısı olan diğer devlet, siyaset, adamlarının sonunu getirdi. Bir kısmının hayatına mal oldu. İçi boş ölü bir topluluk haline geldi.  

 

Erbakan’ın, görevden almaya cesaret edemediği, NATO’nun parlattığı Çevik Bir, o dönemde yaşananlarda birinci derecede etkili olmuş; toplumda ciddi kırılmalar yaratan, CHP’nin alkışladığı, 28 Şubat post modern darbesinin kahramanı oldu.

28 Şubat darbesinin Türkiye’nin iç siyaseti kadar, dış siyasetine de kötü etkileri oldu. ABD/NATO’nun Türkiye’yi kurduğu tuzaklarla kuşatmasına, Ortadoğu’yu alt-üst eden vekâlet savaşlarına, BOP’un uygulanmasına zemin hazırladı, zaman kazandırdı.

 

Her operasyonda olduğu gibi bu operasyonda da siyasi faturasını Türk milliyetçilerinin ödediği, ekonomik krizle Türkiye, yerinden kalkamaz hale getirildi. Gene her operasyonda olduğu gibi kullanışlı siyasi figürler sahneye sürüldü.

İtibarsızlaştırılarak siyasetin dışına itilen Erbakan’ın, kurmak için yıllarca emek verdiği, Batı karşıtı(!) yapıdan, ABD/NATO için kullanışlı, Batı güdümlü bir yapı iktidara taşındı.

 

En fazla ihtiyaç duyulduğu bir dönemde, milli birliğin, laik-anti laik cepheleşmeyle dinamitlenmesi; Türkiye’nin sürüklendiği kısır çekişmeler içinde, olan biteni anlamasını, istikamet bulmasını geciktirmekle kalmamış, ödenecek faturanın bedelini kat, kat artırmıştır.

Emperyalistler, yüz yıllık planlar yaparken, Türkiye’nin  politika geliştirmesini, istikamet bulmasını zorlaştıran, AKP’nin affedilmez yanlışlarının, zihniyet çarpıklığının yanına, bu gecikmede en büyük payı olan; karşı zihniyet çarpıklığını, kurum ve kişileri, özellikle NATO’nun programlarının “ne içinde, ne dışında” olan, ama mutlaka bir rolü olan CHP’yi koymak gerekir. 27 Mayıs, 13 Kasım, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat; hangisinde payı, rolü yoktur ki? Öyle görülüyor ki, bugün ki rolü; Şeytanlaştırma üzerine kurulmuş söylemlerle toplumun zihnini karıştırmak, küresel şeytanların oyunu perdelemek.

 

ŞAH-MAT hamlesine dönersek;

Osmanlının yıkılışında, endüstriyel gelişmelere bağlı olarak, İpek yolunun önemini kaybetmesi, ekonomik sebeplerin başında gösterilir. Bugün yaşadığımız ABD/NATO/BATI kuşatmasının birden çok sebebi var. Fakat yeniden hayata geçirilen İpekyolu gene birinci sebep.

Türk, devlet aklı, coğrafyanın verdiği imkânları değerlendirerek, yeniden hayata geçmesini sağladığı yeni ipek yolu hamlesi ile ABD, Batı’ya ŞAH çekmiş; Türkiye ’siz oyun kuramazsınız demiştir.  

 

Dünyanın, ekonomik ve askeri dengeleri değiştirecek, yeni bir eksen yaratacak potansiyele sahip bu hamlenin, Türkiye merkezli, geniş tabanlı bir blokun oluşmasından korkan ABD ve BATI büyük güç kaybedeceğini görüyor.

Türkiye’nin, ABD/NATO planlamasıyla içerden, dışarıdan kuşatılmasının, ABD’nin alenen, Rusya’nın masanın altından gösterdiği Kürt kartı, ABD’nin FETÖ yapılanması ile devleti içerden çökertme hamlesi, Zerrab üzerinden sergilenen tiyatro ve takip edecek birçok atraksiyonla tehdit edilmesi, Türkiye’nin bu hamlesini kırmaya matuftur. Hedef Türkiye cumhuriyeti devletidir. Hedef Erdoğan olsaydı, kendi başkanını öldürecek kadar ahlaksız olan kan emici haydutların işi, çok daha kolaydı. Türkiye hamlesinden vazgeçmedikçe Erdoğan’ın yerinde x şahsıda olsa, bu oyun oynanacak, faturası ödenecekti.   

 

Kavga büyük. Projenin gündeme gelişini takiben Türkiye ve dünyada yaşanan olaylar çok iyi tahlil edilmeli. ABD, Ortadoğu’da el koyduğu petrol, karşılıksız bastığı dolar ve teknoloji üzerinden Çin’i; Çin, Kore üzerinden ABD’yi tehdit ediyor.

NATO’nun, eski genel sekreter Rasmusenin ağzından Türkiye’nin tehdit edilmesi; Her zaman provokasyona açık, çıkar çatışmasına gebe, Türkiye Rusya ilişkisinden çok, çıkar çatışması ihtimali uzak görülen, stratejik sonuçları doğmak üzere olan Uzakdoğu ilişkisidir.

 

Her doğum sancılıdır. Doğumda, acıda sancıda mutlulukta iç içedir. Artık kartlar açılmıştır. Türkiye, süreci tahriklere kapılmadan, tehditlere boyun eğmeden, soğukkanlılıkla yönetmek zorunda. Bunu başaramazsak bu coğrafyada prangasız yaşama şansımız, sıfıra eşittir. Bunu artık herkesin görmesi, bilmesi gerekir.

Son viraja girildi. İktidarı, muhalefeti, partili, partisiz, sorumlu, sorumsuz, herkes duruşunu gözden geçmek; sözünü ona göre söylemek, adımını ona göre atmak zorunda.

Karşı karşıya olduğumuz durum; Domuzlar körfezi krizinden çok daha büktür. Bu krizden siyasi çıkar uman, gönüllü, gönülsüz rol alan, yanlış tarafta duran; hangi sebeple olursa olsun, bilerek veya bilmeyerek, zerre katkısı olan, yalpalayan; kurum, kuruluş, organizasyon, zihniyet, siyaset, kişi, kimlik, makam, ne olursa olsun; tarihin onları hain olarak yazacağını şimdiden bilmeliler. Bu ihanetin sorumluluğu yalnız kendi coğrafyamızla da sınırlı değildir. 

YORUM EKLE