Ruzi Nazar, Enver Altaylı Yazıları Üzerine ...

İstihbarat   servisleri ve görevlileri üzerine köşe yazıları yazarak piyasa yapan ve bu işleri bizde biliyoruz havasını atan yazarlar-çizerler genellikle, ya birilerine bir mesajı iletmek için görevli olarak ya da birileri hesabına birilerini yaftalayıp karalamak için kalemşorluk yaparlar.
 
Türkistanlı bir Özbekistan Türk’ü olan Ruzi Nazar vefat edince yine bazı “mesajcı” kalemler sapla samanı karıştırıp gidenden çok geride kalanları hedef alarak onlarca şaibe ile dolu kirli yazılarını köşelerinde sahibinin sesi istikametinde kaleme aldılar.
 
Ruzi Nazarı bilirim fakat tanımam. Genellikle onunla ilgili söylenenlerin ve yazılanların kaynağı sol görüşlüler ve komünistler olmuştur.
Ta ki Sayın Enver Altaylı’nın 2013 yılında “ RUZİ NAZAR:CIA’NIN TÜRK CASUSU” isimli Doğan Yayımlarından çıkan 540 sayfalık hacimli hatıratı yayımlanana kadar...
Sayın Enver Altaylı’yı ise 1977 yılından beri yakinen tanırım. Ağabeyimdir. MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda birlikte sanık olarak yargılandık. Rahmetli Türkeş’in güvendiği, sırdaşı ve vefatına kadar değer verdiği ender insanlardan biridir.
Rahmetli Türkeş'in son hatıratını yazma iznini verdiği ve bizzat kendisinin nezaret ettiği Hulusi Turgut’un yazdığı “ Şahinlerin Dansı” isimli hatırat kitabında da kendi nesli içerisinde açıktan övdüğü ve takdir ettiği tek isim yine Sayın Enver Altaylı’dır.
 
Ruzi Nazar’ın vefatından sonra basında çıkan birçok yazının ve yayının kaynağı da yazdığı bu kitap olmuştur.
İlk defa bir Turan ve Türkistan sevdalısı Türk milliyetçisinin gazete ve kitap arşivlerinden derlemeksizin bizzat yaşadığı ve birebir muhataplarının ve kahramanlarının ağzından kaleme aldığı bu hatırat,maalesef milliyetçi yazar ve çevrelerden çok yine sol ve İslamcı yazar çizerler tarafından cımbızlanan cümlelerin istismarı ile gazete köşelerinde parça parça yer aldı.
 
 Aile ocağında, konuşmaya ve çevresini algılamaya başladığı andan itibaren Türkistan’ın hürriyeti ülküsünü kalbine kazımış ve gençlik yıllarında da bir Türk milliyetçisi olarak ülkücü harekete, milliyetçi harekete emek, alın teri ve gönül   vermiş bir isimdir Sayın Enver Altaylı.
Şimdilerde ise yetmiş yaşına merdiven dayamış olmasına rağmen hala Turan, Türkistan, Türk dünyası denince 18 yaşındaki delikanlıdan daha heyecanlı konuşmaya başlar.
 
Sayın Enver Altaylı’ya karşı yapılan haksız ithamlar cevapsız kalmamalı...
 
Basınımızda “kalem ishaline “ tutulmuş bir yazar var. Soner Yalçın.
13 Şubat 2015 tarihli bir yazısı var.
Başlığı “Oyun Masası”...
Hani derler ya “Düğün değil, bayram değil eniştem beni niye öptü ki ?” o misal, Türkiye'nin gündemi ile hiç alakası olmayan bu yazı ile kime ne mesajı vermek istedi ve kimin ya da kimlerin talimatını yerine getirdi acaba?
“ Oyun Masası” isimli bu yazıda Ruzi Nazar ve Enver Altaylı'dan bahisle ABD ve CIA’ya uzanan ve de Rahmetli Türkeş’i de hedef alan, MİT’i, CIA ile iş birliği ile ilişkilendiren bu yazıyı yazmasının gayesi neydi acaba?
Kim, niçin Ruzi Nazar, Enver Altaylı, Fuat Doğu, Alparslan Türkeş isimlerinin bir casusluk temalı hikayede yer almasını istemiş olabilirdi ? Ya da Soner Yalçın durup dururken bu isimleri kirli ilişkiler şaibesi altında niçin gündeme taşımak ihtiyacını göstermiştir?
Bu isimlerin içinde hayatta olan tek ismin Sayın Altaylı olması yazının dikkat çekilmek istenen hedefinin de kim olduğunun işareti mi acaba ?
 
Dikkat çekici ikinci bir ilginç konu ise şu.
 
Ruzi Nazar’ın, yukarıda ki yazının ardından kısa süre sonra Türkiye'de vefatı üzerine yazı kaleme alan AKP kalemşorları, Sabah’ta köşe yazan Ferhat Ünlü ile Türkiye gazetesi Köşe Yazarı Yıldıray Öğür, Sözcü gazetesinde yazan sol kimlikli Soner Yalçın’la aynı ortak paydada buluşmuşlar ve paralel bir casusluk öyküsü kaleme alarak CIA, MİT, Türkeş, Altaylı ve milliyetçileri istihbarat örgütlerinin kullanılan elamanları şaibesi ile kirletme çabasına girmişlerdir.
Solcular ve İslamcı AKP’ciler bu yazıları ile her zaman olduğu gibi yine bir olup Türk milliyetçililerini ortak düşmanları olarak hedefe koymuşlardır.
 
Haberhergün’de daha önce yazdığım “vasat akıllı derin devlet” ile Atlantik ve Avrusyacı
kanadın çatışma alanları üzerine yazılarımı hatırlarsanız yukarıdaki soruların cevaplarını daha kolay bulabilirsiniz.
Ayrıca şu iki kitabı da bu konulara ilgi duyan herkesin okuması gerekir diye düşünüyorum.
“RUZİ NAZAR CIA’NIN TÜRK CASUSU” yazarı ENVER ALTAYLI. Doğan Kitap, 2013.
Ve “BÜYÜK OYUNDAKİ TÜRK ENVER ALTAYLI” yazarı İRFAN ÜLKÜ. İlgi Yayınları, 2008.
 
Solcu Soner Yalçın'la, güya İslamcı AKP'ci kalemleri gıybet ve iftirada buluşturan gerçek sebep, gazetecilik ile ABD ve CIA düşmanlığından çok Avrusyacı yandaşı olmaları ve o cenahtaki patronlarından talimat almış olmaları mıdır acaba?
 
Türkeş ve Altaylı hem MİT hem de CIA ajanı (!)...
MİT ise CIA iş birlikçisi ve Türk devletinin kurumları ile Türk milliyetçileri topu birden ABD uşağı ve ajanı(!) buna inanalım öyle mi?
 
İlginç olan şu ki yıllardır CIA ve MİT ajanlarının isim ve hikayeleri işportaya kadar düşmüş ve iki kelime ideolojik bilgi sahibi yarı cahillerin ağzında isimlerinin   sakız olmasına rağmen siz hiç yakın zamana kadar hayatta olan bir Rus ya da Alman, İngiliz casusu ismi duydunuz, okudunuz mu?
Siz; CIA’nın, MİT’in eleman ve iş birlikçilerinin envanterini tutan malum yazar ve çizerlerden hiçbir Rus ajanı ismi duydunuz mu?
Öyle ya onlar için KGB diye bir örgüt ve Türkiye uzantıları hayalden ibaret.
 
Özetle,
Ruzi Nazar, bir Özbek Türk’’üdür ve Sovyet zulmünü ailesi ve birçok çağdaşı Özbekle birlikte bire bir yaşamıştır. Hayatı boyunca iki hedefi olmuştur:
 Sovyetlerin dağılıp çökmesi, Türkistan'ın ve diğer Türk yurtlarının hürriyetlerine kavuşması.
Bu hedef istikametinde Sovyet karşıtı tüm ülke ve istihbarat kurumları ile bilgisi, kariyeri ve zekası oranında her türlü ilişkiyi kurmakta ve iş birliğinde hiç bir beis görmemiş kendine olan öz güveni ile kullanılan taraftan çok ülküsü istikametinde kullanan tarafta olmayı da hayatı boyunca başarmıştır.
Türkeş'le tanışır ve birbirlerine hedefleri açısından güvenilir dostturlar.
Enver Altaylı ile Ruzi’yi tanıştıran MİT’in Efsane Başkanı Fuat Doğu Paşa’dır.
Hepsinin ortak bir hedefi vardır: Sovyetlerin çökmesi ve esir Türk dünyasının hürriyetine kavuşması.
Sizce bu hedef kimi rahatsız eder?
Sizce bu hedef kimin uşaklarını rahatsız eder?
 
ABD ve CIA'nın hedefinin de bu olması aynı hedefe gözlerini dikmiş Türk milliyetçilerini ABD uşağı CIA'nın iş birlikçisi mi yapar?
 
Ne kadar kolay ve basit suçlama değil mi?
 
Onun için mi güya darbeyi yaptırdıkları (!) Türkeş’i 27 Mayıs'tan sadece 5 ay sonra ta Yeni Delhi'ye diğer Türk milliyetçisi arkadaşlarını da dünyanın dört bir yanına sürgün ettiler?
CIA'nın iş birlikçisi (!) Türkeş'in Başbakanlıkta kadrolu görev yapan Amerikalıları görür görmez kovmasını mı hazmedememişlerdi acaba?
 
Onun için mi “ bizim çocuklar “ dedikleri gerçek uşaklarına 20 yıl sonra tekrar darbe yaptırarak Türkeş’i ve mücadele arkadaşı binlerce ülkücüyü yıllarca hapislerde tutup 8 ülküdaşını da asarak şehit ettiler.
 
Onun için mi CIA'nın ve MİT’in iş birlikçi ajanı yaftası ile şaibelendirmeye çalıştığınız Enver Altaylı 1980 darbesi sonrası Almanya'da yıllarca kaçak yaşayıp yurt dışına kaçarken kundakta bıraktığı kızını 2,5 yıl sonra illegal yollarla Almanya’ya getirterek    bağrına basabildi?
Açtığı bir markette hamallık dahi yaparak kaçak onlarca ülkücüyle kazandığı üç beş kuruşu paylaşmak mecburiyetinde kaldı?
Hem CIA'nın ve MİT'in özel ajanı olacaksın hem de bu sefilliği ve bu kaçaklığı, çileleri ile yaşayacaksın?
 
Biz ABD’nin gerçek iş birlikçilerinin güya solculuk yaparken bir eli yağda bir eli balda her dönemde saltanat benzeri yaşamlarını ve hangi makamlarla ödüllendirildiklerini de biliriz.
 
Güçlü kimliklerin her zorluğa ve tehdide karşı ayakta kalmalarını sağlayan sahip oldukları bilgi ve tecrübe birikimi ile ilişkileri ve zekalarıdır.
 
Ruzi de ve Altaylı da bu iki Özbek Türk’ünde de olan servet bundan başka bir şey değil.
 
Görev yaptıkları kurumlar ya da özel ilişkileri hiçbir zaman ülkülerinin ve ideallerinin önüne geçmemiştir.
 
Rahmetli Türkeş’e gelince, sahip olduğu bilgi, tecrübe ve güçlü ilişkilerinin ötesinde siyasi bir eylem adamı ve ülkülerinin mücadelesini halkının önünde vermiş bir devlet adamı olarak ucuz kamuoyu yanılmaları ile casusçuluk şaibeleri ile ufaltılıp karalanması mümkün olmayan karizmanın sahibi bir liderdir.
 
Solcu yazar Soner Yalçın'ın ve AKP’ci güya İslamcı yazar takımının düşmanlık ortak paydasında buluştuğu yukarıdaki isimler hayatları boyu Sovyetlerin en çok peşinde olduğu ve Rus istihbaratını en çok kızdıran isimlerdir. Tabii bir de onların yerli iş birlikçilerini...
 
Türkiye'nin dünyaca tanınan, teorik bilgisi ve pratikteki tecrübesi ile yaşayan tek   Sovyetoloğu ve Türk Dünyası Uzmanı Enver Altaylı sizce varlığı ve ilişkileri ile en çok kimi rahatsız eder?
Rahmetli Özal’ın ve Demirel'in cumhurbaşkanlığı görevleri sırasında Türk dünyası baş danışmanı olarak görev yapan Sayın Enver Altaylı’yı ucuz ajan suçlamaları ile karalamak kimin hoşuna gider? 
Onun yeni kurulan Türk Cumhuriyetleri devlet başkanları ile Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanları arasında güvenilir köprü olması en çok kimi rahatsız etmiştir acaba?
Bu kuvvetli bağlar ve ilişkiler güçlü bir Türk dünyasının kurulması işaretlerini verince ne olur?
Önce Özal, sonra Türkeş rahmete gider. Altaylı bir dönem haksız suçlamaların hedefi olur.
Çünkü güçlenen ilişkiler ağı ve yükselen Türk dünyası hem ABD’yi hem Rusya’yı rahatsız etmiştir.
Yıllar sonra Sayın Demirel şu sözleri söyleyerek bir hakkı teslim etmiştir:
“Eğer 1990’ların başında Enver Bey’in fikirlerini ve hedeflerini tam kavrayabilseydik bambaşka bir Türk dünyası olurdu.”
Ve tekraren,
“ Eğer Enver Bey’in Afganistan konseptini ABD’lilere kabul ettirebilseydik 11 Eylül belki de olmazdı ve dünyanın kaderi değişirdi.” diyerek tecrübesine dayalı bir gerçeği kendisine gelen ziyaretçilerin huzurunda, konuşulan bir konu üzerine sohbette ifade etmiştir.
 
Ajanlar, ajancılık oynarken boynuz kulağı geçmiştir.
 
Ülkücülerin Türk devletini yüceltirken onun varlığının teminatı müesseselerini övüp koruması bazen çelişkili zor soruları önlerine getirir.
 
Ordusunu kışlasında ve vatan görevi yaparken sınırda ve cephede tavizsiz savunur ve sever.
Siyasete bulaştığında ve NATO konseptinde Türk milliyetçilerini hafife alıp horlamasının sonucunda ise önüne gelen soruları cevaplamakta zorlanır.
 
Türk milliyetçileri olarak bizler, MİT’in ülkemizin dış tehdit ve onun uzantıları iç tehdit odaklarını hedef alan ve Türk dünyası için yaptığı her faaliyet ve çalışmadan memnun olur, gurur duyarız.
 
Fakat kendilerinin maaşlı ve makamlı milliyetçilik ve memleket severlik yaparken ülkücü hareketin sivilleşmesi ve bağımsız siyasi çizgi sahibi olmasına bürokrat olduklarını unutarak müdahalede bulunup   -“biz böyle uygun gördük”- bâbında işimize karışmalarından da memnun olmayız.
 
Bu yüzden yukarıdaki ayrıntılar dışında gerek orduda gerek MİT’te görev almış Türk milliyetçisi ağabeylerimizin, dostlarımızın ve arkadaşlarımızın bu müesseselerdeki varlığı ayrıca gurur ve güven kaynağımızdır.
 
Türk devletinin bu müesseselerine topyekûn düşmanlık ve karşıtlık ve Türk milliyetçisi olduğu bilinen görevlilerini ucuz uluslararası casusluk suçlamaları ile itibarsızlaştırmak ancak Türk milletinin ve devletinin düşmanı dış odakların ve onların içimizdeki şahsiyetini satmış uzantılarının işi olabilir.
 
Gelin yazımızı Rahmetli İrfan ÜLKÜ’nün, “Büyük Oyundaki Türk Enver ALTAYLI” isimli kitabının 114. sayfasında yer alan MİT Başkanı Korgeneral Fuat DOĞU Paşa’nın Sayın Enver Altaylı'ya MİT’te görev teklifini yaparken ” henüz hazır değilim ve bu görev için eğitimli değilim” diye affını isteyen Altaylı'ya hitaben söylediği cümlelerle noktalayalım.
 
“Evladım, ben de seni bu eğitimi alman için yurt dışına göndereceğim zaten.”...
“ Benim subay olan senin yaşında bir oğlum var. Ayrıca Psikolojik Savunma Daire Başkanımız Ali Kural’ın oğlu var, başka arkadaşlarımızın çocukları var ama biz seni seçtik,neden biliyor musun?
“ Senin aileni, soyunu, sopunu, babanı, anneni, anne ve baba tarafından dedelerini, hepsini çok iyi biliyorum.Geçmişini, okul hayatını da. Bu nedenle işte seni Sovyetolog olarak yetiştirmek istiyorum. Sovyet sistemi ile ilgili Batı’da çok ciddi enstitüler, ilim yuvaları ve ilim adamları var. Biz de artık bu konuda modası geçmiş istihbaratı bırakarak modern zamana uymak zorundayız. Seni en önemli Sovyet uzmanlarının yanına göndereceğim. Rusçayı,Batı dillerini,Türk lehçelerini öğrenip karşımızdaki düşmanı tanıyacaksın.RUHUNU ÖĞRENECEKSIN onun.Yine senin gibi bir genci niye seçtiğimizin bir başka sebebi de, bizi yok etmek isteyen düşmanın KANINI ZEHIRLEYECEK nitelikte adamsın sen. Bu özelliklerinin hepsini değerlendirdim.”
 
CIA'nın iş birlikçisi MİT ajanı imiş öyle mi?
Geçin bu işleri sahibinin sesi kalemşorlar geçin...
 

YORUM EKLE