Rusya, NATO, Türkiye

24 Kasımda Türkiye tarafından hava sahasını ihlal eden Rus uçağının düşürülmesi dünyada büyük bir krizin hatta savaşın habercisi olarak anıldı. Rusya İran’ın teşvikiyle Suriye’ye hava destekli operasyonlar için uçaklarını gönderice bölge hareketlendi. Suriye konusunda Türkiye ile Rusya uzun zamandır fikir ayrılıkları yaşıyorlardı ama bu zıtlaşma ilişkileri zedelemiyordu. İran bir taraftan Rusya’yı bölgeye çekerken diğer taraftan da ABD ile görüşmeleri pazarlıkları sürdürüyordu. Rusya Suriye’ye girdikten birkaç hafta geçmemişti ki İran ABD ile anlaşarak Batı bloğunun İran’a uyguladığı ambargo kalktı. Rusya adeta Suriye’ye İran tarafından çekilmiş, sonra da İran Rusya’yı pazarlık konusu yaparak bölgede yalnızlaştırmıştı.

Rusya bu süreçte Suriye’de Türkiye ile karşı karşıya kalma riskini ve peşinden NATO’nun Türkiye’ye ne kadar sahip çıkacağını test etmek istedi. İlk defa Rus uçağı Türk hava sahasını ihlal ettiğinde NATO’nun tutumu Türkiye’yi endişeye sevk etti. Türkiye NATO ülkesiydi ve hava sahası ihlal ediliyordu. Bu ihlaller tekrarlanınca ve NATO sessizliğini bozmayınca 24 Kasım 2015 tarihinde Rus uçağı düşürüldü. Bu Türkiye’nin NATO’ya rağmen egemenlik haklarının savunmasıydı. 24 Kasımdan bu yana Rusya Türkiye ilişkileri çok gergin günler geçirdi. Ama Türkiye'nin soğukkanlı tutumu Rusya'nın ise bölgesel güç olma yolunda hedef şaşırmamak için işi biraz ağırdan alması neticesinde Erdoğan’ın özür mektubuyla en azından kriz müzakere edilebilecek bir seviyeye çekilmiş oldu. Türkiye açısından ilk zamanlar çok kritik geçmiştir.

NATO’dan beklenen tavır gelişmeyince Türkiye kendi başının çaresine bakmayı tercih etmiştir. Bu gergin ortamda Geçen hafta NATO’nun Varşova’daki zirvesinin yapıldığı uluslararası ortam, ittifakın halen ne gibi sorunlar ve tehditlerle karşı karşıya bulunduğunu gözlerin önüne seriyor. Rus tehdidi Doğu Ukrayna’nın istilası ile Ukrayna’nın ve Kırım’ın ilhakının ardından Moskova’nın Kuzey ve Doğu Avrupa ülkelerine yönelik baskılar ve askeri güç gösterileri, NATO’da büyük kaygı oluşturduğu ifade edilmektedir. Bununla birlikte Bölge dışı tehditler Misyonunu Afganistan’a kadar uzatan NATO, şimdi özellikle Ortadoğu’dan kaynaklanan (IŞİD gibi) kendi üyelerini de hedef alan terör saldırılarıyla karşı karşıya olduğunu ifade etmektedir. Oysa üyesi olan Türkiye’nin 24 Kasım 2015 sürecinde bu tehdit algılamasını görmemezlikten gelinmiş, şimdi bu tarz tehdit algılamaları ve bunu resmen de ifade etmeleri Türkiye’nin dik duruşuyla alakalandırılmaktadır.

NATO’nun yapısal sorunları olduğu gibi bölge içi sıkıntılar olarak Suriye başta olmak üzere Asya’dan ve Afrika’dan gelen göç dalgası, birçok NATO üyesi ülkenin başını ağrıtacak gibi gözükmektedir. Bu noktada NATO yeni hedefleri göğüsleyecek dinamizme sahip olmadığı gibi Avrupa’da meydana gelen çalkantılar yüzünden de zor günler geçirecektir. NATO genel sekreterliği artık Türkiye’ye verilmelidir. Böylece 24 Kasımda NATO tarafından yalnız bırakılan Türkiye bir anlamda memnun edilmiş olur. Böylece 1949’daki kuruluşunun sebebi olan şartlardan farklı durumlar karşısında varlığını sürdürebilmesi için misyonunu yeni şartlara göre belirlemesi ve kendisini yeniden yapılandırması gerekir. Varşova Zirvesi, NATO’nun bu yönde bazı “güncelleşme” adımları attığını ortaya koydu.

Ancak bu konudaki önemin ve önceliğin daha çok yukarıda belirttiğimiz birinci maddedeki "Rus tehdidine" verildiği açık. Oysa Rus tehdidiyle ilk etapta Türkiye muhatap oldu, süreci tek başına yürüttü ve başarılı sayılabilecek bir noktaya taşıyarak Rusya ile müzakere yapabileceği bir zemine taşıdı sorunu.

NATO’nun bu tehdit algılamasında Rusya'yı başa koymasına karşılık Rusya'nın da görüşüne başvurmak gerekir. Rusya Soğuk Savaş’ın sonuna kadar NATO’ya karşı kurduğu askeri bloğun (Varşova Paktı) adını taşıyan ülkenin başkentinde şimdilerde Rusya’ya karşı yeni planlamalar yapılmakta. Türkiye bu noktada her iki taraf açısından da önemli kilit konumundadır. NATO şimdi Rusya'yı tehdit olarak algılarken daha bundan 8 ay önce NATO üyesi bir ülke olan Türkiye Rusya ile savaşın eşiğine geldiğinde NATO sessiz kalmıştı. Şimdi Rusya büyük bir thdit algılamasının başında zikredilirken Türkiye Rusya ilişkileri tekrar gündeme gelmeye başladı. Türkiye artık NATO-Varşova ittifaklarının denge noktasındadır. Bunun için bile NATO genel sekreterliği Türkiye’ye verilmesinin gerektirir.

NATO’nun Karadeniz’de “Daimi Deniz Gücü”

NATO Karadeniz'de daimi deniz gücü Oluşturacak olması, Rusya’nın “arka bahçesine” sürekli olarak yerleşmek anlamına geliyor. Zira oluşturulacak çok uluslu görev gücünde NATO üyesi tüm devletlerin gemileri olacak. Bu süreç ekseninde özellikle ön plana çıkması beklenen ülkeler ise Bulgaristan ve Romanya’dır.

Aslında NATO, bu hareketiyle, Rusya’nın önce Gürcistan sonra Kırım özelinde Ukrayna ve belki de Transdinyester bağlamında Moldova üzerinde girişeceği “oldu-bitti”leri caydırmayı amaçlıyor olabilir. Zira “donmuş çatışma bölgelerini” kullanarak “yakın çevresindeki” etkinliğini arttırmak Rusya’nın temel dış politika stratejilerinden biri haline geldi. Rusya Türkiye'nin ileride NATO nezdinde oynayacağı rolü göz önünde bulundurarak Türkiye'nin bazı önceliklerini dikkate almaya başladı. Özellikle Karabağ sorununda bir çözüm aşamasına gelindiğini bu gün yarın duyarsak şaşırmayalım.

Zira Rusya Dışişleri bakanı yaptığı Bakü seyahatinde bunun sinyallerini verdi. Rusya Türkiye yakınlaşması Türkiye'nin NATO’da alacağı aktif görevi engellemez bilakis Türkiye bu süreçte iki kutbu NATO - Varşova hattını dengeleyebilir. Bu hassas durum her zaman olduğu gibi Türkiye’yi “iki ateş” arasında da bırakabilir. Bir yanda güvenliğinin garantisi saydığı ve kendisini Batı Dünyası’na bağlayan esas unsur olan NATO, diğer yanda ekonomik, ticari ve enerji bağlamlı ilişkiler ve bölgesel istikrarın devamlılığı için ihtiyaç duyduğu Rusya. Bu zıt ama gerekli duygu içerisinde NATO’nun vereceği karar önemlidir. O da artık NATO genel sekreterliğinin bir Türk olması kararıdır. Bu karar dünya barışı için gerekli bir karar olarak tarihe geçecektir.

Dr. Hasan Oktay
KAFKASSAM Başkanı

YORUM EKLE