Rejimi Tıkayan Diktatörler

AKP kurtarma görevlisi, görevi gereği vaziyetten vazife çıkartıp, bilindik kripto cümleleriyle rejimin tıkandığını buyurarak ortalığı toz, duman etti. Ve fakatrejimin neden, nasıl tıkandığını söylemedi, onu kara tahtanın başında anlatacakmış. İçerde, dışarda yer gök ayaktayken böyle bir çıkışın maksadı ne? Anlayan beri gelsin. Eh Bilge ya, elbet bir bildiği vardır.

Muhteremin buyurduğu gibi gerçekten rejim sorunu var mı, rejim tıkanmış mıdır, kim tıkamıştır? Sorusuna cevap arandığında karşılaşacağımız gerçek; bu koca yalanı ortaya atanların rejimi tıkadığı gerçeğidir. Türk siyasetinin sorununun rejimden kaynaklanmadığıdır. 

Evet, Türk siyasetinde büyük sorunlar var, ancak bu sorunların kaynağı rejim dediğimiz;Demokratik Parlamenter Sistem değil. Yani rejimde bir sorunu yok. Sorun; on dokuz senedir yaptıklarıyla en açık numune olarak gösterilebileceğimiz muhteremin de içinde olduğu; demokrasiyi hazmedememiş parti genel başkanları, antidemokratik yönetim anlayışları, zihniyetleri ve çevrelerine öbeklenen aveneleridir. 

Sorunun kaynağı da bu zevatı diktatörleştiren, demokrasiyi üç-beş seçiciye indirgeyen, Türk siyasetini üç-beş kişinin zehirli diline, dudaklarına mahkûm eden, 12 Eylül faşizminin ürünü,mevcut Siyasi Partiler yasasıdır. Bu yasa ve bu yasaya göre hazırlanmış anti demokratik parti tüzükleri, demokrasinin vazgeçilmez unsuru; siyasi partilerin genel başkanlarını demokrasinin ve siyasetin baş belası haline getirdi. Sorun burada, yasayı istismar eden bunların kafasında, zihninde.

Üç-beş allâmeden biri olan bu AKP kurtarma görevlisi, çevresinde topladığı çanakçı, şakşakçı, goygoycu, aveneyle;  yüz yıllık tarihi, yetmiş yıllık siyasi mücadelesiyle şanlı bir mazisi olan genel başkanı olduğu partiden demokrasiyi kapıdan değil, bacadan nasıl kovduğunu herkes görüyor, kendisi de görmek isterse aynaya bakmalı. Türk demokrasisinin ana unsuru bir siyasi hareketi, nasıl tek adam diktasına dönüştürdüğünü, demokrasiyi  nasıl faşizme rahmet okutacak hale getirdiğini  dost, düşman ibretle, istihzayla seyrediyor. Yaptığını göremeyecek kadar körleştiğini, bu çıkışla bir daha gösterdi. Vaziyetten vazife çıkartarak yaptığı algı operasyonlarıyla milleti dekendileri gibi körleştirmeyi siyaset sandığı için Türkiye bugünkü ağır şartlara mahkûm oldu. 

Söz ustası ozanların mısralarında bu kifayetsiz muhterisleri anlamak daha kolaydır:

Hırsına mahkûmdan olur mu kâmil?
Aklı, fikri onun riyaya hamil.
Doğruluk beklenmez haristen,
Kaypaklık harisin ruhuna şamil.  (Ozan Karamanlı Nevzat)

Bay AKP kurtarma görevlisi ve diğerleri, mevcut siyasi partiler yasasının verdiği yetkileri hırsları doğrultusunda kullanarak, biat anlayışını ve riyayı Türk siyasetine hâkim kıldılar. Fikir üreten, düşünen, düşüncesini dile getiren, soran, halkta karşılığı olan, halkla bütünleşmiş  siyasetçiye geçit vermeyen, haris bir anlayışlarıyla siyasetin seviyesini, kalitesini,üretkenliğini yok ettiler. Parti içi demokrasiyi katlederek  Demokratik Parlamenter rejimi tıkadılar. Rejimin temel sorunu; siyaseti karşıtlık kısır döngüsüne oturtup, toplumu zehirli dilleriyle kutuplaştıran, kerameti kendinden menkul, kendini dünyanın merkezi sanan bu zevatın kendisidir.  Türkiye’nin rejim meselesi yok, rejimi tıkayan diktatör genel başkanlar ve onların ‘hıh’ deyici aveneleri meselesi var.

Her meselenin çözümünde en uygun ve etkili akıl yolu, problemleri doğuran sebepleri ortadan kaldırmaktır. Yapılması gerekenleri yapmadan yeni arayışlara girmek maceradır, yapılması gerekenler yapıldıktan sonra yeterli olmadığında yeni arayışlara meşru zemin açılır.

Rejimin önünün açılması isteniyorsa öncelikle parti genel başkanlarının demokrasiyi hazmedip, zihniyetlerini, yönetim anlayışlarını değiştirmeleri  gerekir. Zihniyetlerini değiştirmeleri zor geliyorsa, emanetlerine verilen işgal ettikleri koltukları terk etmeleri de sorunu çözer. Hazmeden gelir.

Demokrasinin ilk uygulama alanı partilerdir, partilerinin içinde demokrasiye geçit vermeyen genel başkanların demokrasiyi sakız etmeleri komedisi son bulmalı. 

Bunun için ikinci olarak da;  demokrasiyi hazmedemeyenleri demokrat olmaya mecbur kılacak, demokrasiyi sözden öze dönüştürecek, partilerde uygulanır hale getirecek, parti içi demokrasiyi teminat altına alacak bir Partiler Yasası yapılmasına ihtiyaç vardır. Hukuka yansıyan problemlerinin çözüm mercii bile belirtilmeyen bir ucube yasayla, yasayı istismar etmeyi ahlak edinmiş siyasetçiyle rejim tabi ki tıkanır.

Parlamentonun bugünkü yapısında istenirse rejimin önüen fazla 24 saatte açılır.Yok, eğer dört başı mamur, şahane bir Partiler Yasası yapacağız, denirse onun yapılması da en fazla bir haftaalır. Tıkandığı iddia edilen, aslında bilerek tıkadıkları rejimin önü en fazla bir haftada açılır.

Yapılacaklar bellidir, bu kadar da basittir. Milleti aptal yerine koymasa ahmaklıktır. 

Zamansız açılan bu rejim tartışmasına, rejimin önünü açmaktan öteye bir şeyleri milletten gizlemenin unsuru olarak şüpheyle bak daha doğrudur.Bu tartışmayı açan AKP kurtarma görevlisi muhterem milletin kafasında açtığı şu soruların cevabını da bize vermese de kendisine verebilmelidir:

Genel başkanları koltuklarına adeta 404 zamkla yapıştıran, diktatör yapan, mevcut siyasi partiler yasasının demokratik hale getirilmesi ve parti içi demokrasiyi işleterek katılımcı demokrasinin yolunu açmak, rejim değişikliğinden çok daha kolay ve problemsizken; 12 Eylülü yaptıranların dikte ettirdiği Partiler Yasasının dokunulmazlığımı var ki; yasayı demokratikleştirmek yerine, rejim değişikliği istiyorsunuz?

Tek vasfı içeride, dışarıda kriz yaratmak, devleti yarattığı krizlerin altında on beş senedir ezmek olan beceriksiz AKP sayesinde  İçeride ve dışarıda; Cumhuriyet döneminin en zor ve olağanüstü dönemi yaşanırken, ülke olağanüstü hal yasayla yönetilir duruma getirilmişken bu tür tartışmaların yeni gerilimler, kırılmalar doğuracağı bilinirken, milletin dikkatini buraya çekerek kim, hangi oyunu/oyunları perdelemenizi  istedi, milletten ne kaçırılıyor? 

Daha birkaç ay önce ülkücüleri iktidardan uzak tutmak veya hükümet sorumluluğundan kaçmak için babasından Bilal’i istemiştiniz, şimdi Bilal’den daha kıymetli ne aldınız ki;  Sayın Erdoğan dâhil, Türkiye’nin gündeminden çıkmış, AKP’nin ve Sayın Erdoğan’ın dillendiremediği Başkanlık tartışmasını, bütün devlet mekanizmasının alt üst olduğu bir dönemde baş gündem haline getirdiniz? 

Türkeş sonrasında bazı çevreler MHP’nin ABD ve İngilizlerin kontrolüne girdiğini seslendirdi, bu iddialara biz ihtimal vermesek de, şimdi İngiliz ayağını AKP’ye göndererek AKP’yi güçlendirdiğiniz söyleniyor.  Hocaları merhum Erbakan’ın ABD’nin, BatınınTruva atı olduğunu ısrarla söylediği;  uluslararası proje olduğunu marslıların bile bildiği AKP’nin proje olduğunu siz bilmiyor musunuz? 

Kamuoyu, rejimin tıkandığını buyurarak AKP ye güç vermenizin bu iddiaları doğruladığını  varsayabilir mi, uluslararası projenin stepnesi olmanın ötesinde ne anlam taşıyor?

Bu sorulara cevap verse de, vermese de muhterem Bilgenin uluslararası projenin destekçisi olmak bahtsızlığıyla Türkiye’nin önünü tıkadığını görmesi temennimizdir. Ayrıca, bize tarihe bu notu düşmek bahtsızlığını yaşatmasından teessürümüz  sonsuzdur. 

Nasıl bir Başkanlık rejimi düşünüldüğü ve ne getireceği bilinmeyen Başkanlık rejiminin demokrasiyi hazmedememiş siyasilerden müteşekkil bir siyaset zemininde, problemden başka bir şey getirmeyeceğini şimdiden söyleyebiliriz.  Mevcut Partiler Yasası demokratik hale getirilmeden hangi rejim gelirse, gelsin, iki seçim sonra aynı sonuçla karşılaşılması kaçınılmazdır.

Demokratik Parlamenter rejimin tıkanmasından yakınan AKP kurtarma görevlisi muhteremin, Erdoğan’ın yarattığı fiili durumla  anayasanın dışına çıkıldığını ima edip, Başkanlık rejimi teklifinden  bahsederken; Siyasi Partiler yasasının boşluklarını kullanıp; yasal, demokratik haklarını kullananlara karşı yarattığı fiili durumdan, kanunun ve tüzüğün arkasından dolanıp parti içi demokrasiyi katleden fiili durumundan bahsetmemesi ise trajikomik. Tefessüh etmiş bir ahlakın  sergilenmesine numune, ibretamiz bir durum.

Siyaset, öncelikle yüksek ahlak, erdem ve sorumluluk gerektiren, zor, meşakkatli bir amme hizmetidir. Siyasetçiyi güvenilir kılan, halkla bütünleştiren; şahsiyeti, dili, sözü ve üslubu, duruşu, ahlakıdır. Siyasetçinin sözü tevile ihtiyaç duymayacak, sündürülmeyecek, döndürülmeyecek, dönülmeyecek kadar net,  sarih, anlaşılması için maymuncuk anahtarla açılmaya ihtiyaç duymayacak kadaraçık, anlaşılır olmalıdır. Kendinden başka kimsenin anlamadığı, bilmece, kripto cümleler siyasetçiyi halkla bütünleştirmez. Kendi mensubuna sevgi, saygı göstermeyen, adilolmayan, vefa duymayan siyasetçinin halkın güvenini kazanması beklenemez.  Siyasetçi sözünde duran, sözünü yutmayan, unutmayan, dün, dündür demeyecek kadar faziletli, verilen yetkinin, layık görüldüğü makamın  namusuna emanet edildiğinin, emaneti verenlere ihanetin, millete ihanet olacağının, emaneti şahsi mala döndürmenin gaspçılık olacağının  idrakinde olmalıdır. Siyasetçinin ilkeleri, sözü, çıkarlarının üzerinde olmalıdır. Yüksek ahlak bunu gerektirir çünkü.

Gördüklerimiz karşısında hatırlatma ihtiyacı duyduğumuz bu kısa bilgiden sonra,yetki ve makamlar namuslarına emanet edilen siyasilerinve şürekâsının aynaya bakmaları, Hak’tan kesilmeyen umudumuzun  tezahürü.
YORUM EKLE