'Reflekse Dayalı Toplumsal Tepki ve Devlet Politikası'

Üzülerek müşahede ediyoruz ki; Türkiye’nin Ortadoğu’da izlediği istikrarsız politikalarının ve medyanın hassasiyetle işlediği PYD üzerinden PKK’yı meşrulaştırma ve masumlaştırma çabalarının sonucunda; reflekse dayalı belirsiz ve kararsız bir toplumsal tepkime ortaya çıktı.

 PKK, 30 yılı aşkın bir süredir, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kahpece pusular kurarak TSK personeline saldıran, bölgede bir korku imparatorluğu kurmak adına beşikteki bebekleri dahi katledebilecek kadar adileşen bir terör örgütüdür. 90’lı yılların sonuna kadar, PKK’nın işlediği günahları, hainliği ve kahpelikleri medyadan öğrenebilme şansına sahip olan toplum, PKK’ya karşı anlamlı bir refleks oluşturup, tavizsiz bir duruşla da, “Üniter Devlet” modeline sıkıca sarılmaktaydı. Çünkü toplumun nezdinde PKK; Amacı ülkeyi bölmek olan bir terör örgütü, insanlıktan nasibini kaybetmiş bir it sürüsüydü.

 Türkiye’nin son 12 yıllık sürecini gözlemlediğimiz vakit, “Çözüm(Çözülme) Süreci” ile birlikte PKK’ya itibar kazandırma çabalarının bir hükümet politikası haline dönüştüğünü, medya tarafından da belirlenen projeksiyonda bu hususun dile getirildiğini, toplumun uyutulduğunu görmek mümkün olacaktır. Ortadoğu’da yaşanan ve tüm Arap coğrafyasını etkisi altına alan “Arap Baharı” Hükümet için, PYD/PKK ile birlikte karşılıklı itibar kazanma ve kazandırma süreci haline dönüştü.

 Suriye’de 15 Mart 2011 tarihinde başlayan gösteriler, Orta Doğu’da şekillenen ve “Arap Baharı” olarak bilinen, geniş bir protest hareketin parçası oldu. Bu durumu fırsat olarak gören Esad muhalifi ülkeler hemen harekete geçti. Ne yaptılar? ÖSO yu kontrolsüzce desteklediler. Kimi zaman ÖSO Militanlarının eğitimini üstlendiler. Kimi zaman ise lojistik ve istihbarat desteği verdiler. Türkiye’nin ise bu süreç içerisinde; “Ağabey Ülke” pozisyonunda olmak adına, ayrıca tasarruflar oluşturduğunu, ülke topraklarını ÖSO Militanları için transit geçit olarak kullanıma açtığını, yaralanan militanları kendi hastanelerinde alenen tedavi ettiğini, dünya kamuoyunun önünde göstere göstere lojistik destek verdiğini hep beraber gözlemledik.

 ÖSO Militanları içerisinde aktif rol üstlenen IŞİD, Kuzey Irak’ın güneyinde alabildiğine acımasız bir politika ve hızlı manevra kabiliyeti ile stratejik saldırılar gerçekleştirdi. IŞİD’ın bu saldırılarında ciddi kayıplar veren Şii Türkmenler, Türkiye tarafından kendi kaderlerine terk edildiklerinden, peşmergelerin dolayısıyla PYD/PKK’nın insiyatiflerine bırakıldılar. Yine burada PYD/PKK ile Hükümet arasında oynanan itibar kazanma ve kazandırma politikalarının en belirgin örneğini birlikte gözlemledik.

 

Devamında, Musul Konsolosluğunda görevli diplomatlarımız emsali görülmemiş bir şekilde IŞID tarafından rehin alındılar! Dünyada bir eşi dahi bulunmayan, Konsolosumuzun sahip olduğu 101 gün şarjı gidebilen ileri teknoloji ürünü cep telefonunun, akıllara durgunluk veren yöntemlerle konsolosumuz tarafından saklanması sonucunda, Hükümet İle Konsolosluk çalışanı diplomatlar anbean haberleşmeyi başardılar. Tüm dünyanın parmak ısırdığı Rehine Kurtarma Operasyonunda aktif görev alan MİT görevlileri, rehineleri IŞID Militanlarından teslim aldıktan sonra sağ salim ülkemize getirmeyi başardılar!

Şu anda mı? Şu anda Türkiye’nin de dahil olduğu tüm muhalif ülkeler; bir zamanlar Esad rejiminin devrilmesi için her türlü desteği vermekten kaçınmadığı IŞİD’ın,  Kobani’ye yaklaşmasını kaygı ile izliyor! Terör elebaşı Cemil Bayık’ın “Bizler Dağlarda savaşmaya alışmışız, düz ovada IŞİD’a karşı bu nedenle başarısız olduk” feryadını duyan Muhalifler, kürt Milislerin ağır silahlar ile donatılmasından tutun da, askeri eğitim ile düz ovada savaşmasına katkı sağlamak adına bir yarış halindeler. İlk hediye paketini açıklayan Almanya oldu! Alman Bild ga­ze­te­si, Bavyera’da 32 seç­kin peşmerge­ye, ro­ket ve ağır si­lah eği­ti­mi ve­ril­di­ği­ni yaz­dı. Ay­rı­ca 500 an­ti tank füzesiyle çok sa­yı­da ağır si­lahın da Ku­zey Ira­k’­a gön­de­rildiğini yazdı. Bir de dip not düştü; Bunla­rın bir kıs­mı­nın PKK’­ya ve­ri­le­ceği de öne sü­rdü!

Türkiye’de ise durum daha da içler acısı; Ülkeyi yöneten, Öngörülerden uzak, reflekse dayalı Devlet Politikası güden bir siyasi irade var. Bu öngörüsüz reflekslerin sonucunda; Sınır Güvenliği ortadan kalkmış ve kevgire dönmüş olan Türkiye’nin,  sürece dair bir fikri olduğuna dahi inanmak mümkün görünmüyor. IŞİD’a göz kırpan, PKK ile toklaşan Türkiye, içinde bulunduğu durumu özetlemekte dahi güçlük çekmektedir. Çünkü Türkiye son 12 yıldır uluslar arası politikalarını “Milli İrade”  ile belirlemediği için, Milli Çıkarımlarda da bulunamamaktadır. Aslında çözüm basit! Hani kurda sormuşlar ya; Senin ensen neden kalın diye! Kurt da; “Kendi İşimi, Kendim Görürüm de Ondan” demiş.  Türkiye’nin Ortadoğu’da “Ağabey Devlet” olmak için ne IŞID’a, ne de PYD/PKK’ya ihtiyacı var. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; “Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur, Ne mutlu Türk’üm diyene!”

 

Saygılarımla,

Ferhat Bozer

YORUM EKLE