Referandum sonrası Türkiye

        Türkiye sistem değişikliğinden sonra karşı karşıya kalacağı üç büyük problemi kucağında bulacaktır. Oylamanın sonucu itibariyle tam ortadan bölünmüş bir millet, hiçte kolay gözükmeyen ekonomik problemler ve en önemlisi sınırlarımızda oluşmuş gerçek manada ülkenin bekasını zorlayan Suriye ve Irak’ın fiili durumu. 

        Türkiye’yi yönetenler bu tabloyu çok iyi okumalı, analiz etmeli ve tüm planlarını bu gerçeklik üzerine kurmalıdır. 

         Birinci yapılacak iş yüzde ellilerde oluşmuş çatlağın derinleşmemesini sağlamak olmalıdır. Popülist sözlerden kaçınmalı, zafer çığlıkları atanlar ikaz edinmelidir. Ortada zafer filan yoktur. Türkiye gibi ülkelerde yüzde ellilerde sistem değişikliği zor olur. Bu realite unutulmamalıdır. Ekonomiye hamasetle değil rakamsal değerlerle bakılmalı, top yekûn Türk ekonomisinin ciddi gerçekçi tedbirlerle ayağa kalkacağı unutulmamalıdır. Ufak işletmelerden ağır sanayi işletmelerine kadar problemler teker teker tespit edilmeli, oluşmuş çözümler hızla hayata geçirilmelidir. 

        Türkiye’nin sınırlarında oluşmuş fiili durum çok sağlıklı analiz edilmelidir. 40 senedir bir türlü halledemediğimiz PKK denen kanlı, bölücü emperyalistlerin maşası bu örgütün Kobani de sayıları onbinlerle ifade edilen ve bizzat Amerika tarafından silahlandırılmış unsurları gözden kaçmamalıdır. 

         Türkiye’nin Lazkiye’den Musul’a kadar olan sınırları katil sürüleriyle doldurulmuş, başta Amerika olmak üzere haçlı köpekler tarafından silahlandırılmıştır. Bölücü örgütlerden İslam’ı kendilerine kalkan yapan örgütlere kadar tüm örgütlerin burnumuzun dibinde aldığı vaziyet iyi anlaşılmalıdır. 

         Türkiye’nin birinci dünya savaşı şartlarından daha kötü pozisyonda olduğunu unutmamalıyız.Top yekun milletçe alacağımız vaziyet coğrafi gerçekliğimiz ve bu günkü sosyoekonomik dinamikler üzerine kurgulanmalıdır. Özellikle güvenlik unsurlarımız başta ordumuz,Suriye ve Irak’tan oluşmuş fiili duruma aynı anda birçok yerde müdahale edecek durumda tutulmalıdır. Ekipmanları düşmanı yok edecek seviyeye çıkarılmalıdır. 

          Fotoğraf çok karanlık olsa da Türk milletinin sosyal ve ekonomik dinamikleri, tarihsel tecrübesi bugünkü fiili durumu göğüslemeye müsaittir. Bu millet iki bin yıldır buna benzer binlerce vaziyetten sıyrılmış varlığının devamını sürdürmüştür. Bu günler ancak birlik ve beraberlikle göğüslenir. 

         Özellikle çok acı tecrübelerle yoğrularak varlığını devam ettiren ülkücü hareketin mensupları asla birlik ve beraberliğini bozmamalı. Temsilcilerin yetersizliği gerçeği yarın iyileştirilemeyecek yaralar açacak kararlar sebep olmamalıdır. Türkiye’nin bu günleri unutulmamalıdır ki ancak birlik beraberlik ve meşru zeminde dik durmakla aşılır. Dışarıdan gelen tazyikler iyi tahlil edilmelidir. Ülkücüler Asil Türk Milletinin taşıyıcı unsurlarıdır. Dün beraber olanların ayrışması sonucu saf arayanların yeri asla Ülkücü hareketin yanı değildir. 

        Ülkücü hareket aklanma, intikam duygularının hayata geçirildiği zemin hiçbir zaman olmamıştır. 

         Varlığımız ve iddialarımız kendi meşru alanlarımızda ve yaratıcı fikirlerimizle yürütmeliyiz. 

         Allah yar ve yardımcımız olsun ! 

YORUM EKLE