Projenin Kilit İsmi: Bahçeli

Seçimin yapılmasına iki hafta gibi kısa bir zaman kaldı, ama bu seçimin yapılmasından herkes birbirini sorumlu tutup, suçluyor. 7 Haziran sonrası hükümet kurma çalışmaları yapılırken yapılan anketler yeni seçim yapılması halinde sonucun değişmeyeceğini ortaya koyuyordu. O halde sonuçları üç aşağı, beş yukarı aynı olacağı belli olan seçime gitmek için neden herkes birbirine çelme takıp hükümet kurulmasının yolları kapatıldı ve şimdi birbirini suçluyor?

Hükümet kurulmasına kimler neden mani oldu? Biraz irdelediğimizde bu sonucu tayin edici iki aktörün etkin olduğunu görürüz, tabii olarak sorumlulukta onlara aittir.


Bu aktörler Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçelidir.
Sayın Davutoğlu’nun siyasette tayin edici, belirleyici bir aktör olmadığı AKP kongresinde bir daha netlik kazandığı için değerlendirmeye lüzum görmüyorum. Sayın Davutoğlu’nun siyasette ve seçimin yenilenmesindeki rolü; merasim çocuklarına öğretmenlerinin verdiği rol kadar. O da zaten Sayın Erdoğan’ın talimatlarını yerine getirmekle yetiniyor.

Diğer aktörümüz Gandi Kemal’in PKK sever yeni CHP’nin sağdan, ortadan yaptığı transferlerin bir işe yaramadığı 7 Haziranda görüldü. Bu durumda CHP’ye iktidar yolunun açılması için tek ihtimal, tek umut kalmıştır; iyi saatte olsunların arzı endam etmesi. Halkın değerleri ile kavgalı CHP ‘in başında Gandi Kemal değil, kim olursa olsun başka bir ihtimal CHP’yi iktidara taşıyamaz. Onun içinde Bay Gandi’nin günü kurtaracak beyanatlarla iyi saatte olsunların arzı endamını beklemekten başka yapacağı bir şey yok. Gandi Kemal de ellerini ovuşturarak bekliyor.

Top şimdi CHP’yi iktidara taşımaya çalışan iyi saatte olsunların ve Bahçelinin ayağında.

Projenin birinci ayağında 1 Kasımda da 7 Haziran seçim sonuçlarına benzer bir sonucun çıkmasına yardımcı olup AKP-CHP koalisyonunun kurulmasını temimin etmek var. İkinci ayağında ise AKP dışındaki partilerin desteği ile yolsuzlukları SÖZDE yargıya götürüp, yolsuzluklarla mücadele eden bir CHP algısı yaratılarak erken seçimle CHP’yi tek başına iktidara taşımak. Tabi yerse. Ülkücüler yemez, yemedi, ama Bahçeli sayesinde MHP bu oyuna alet ediliyor.

Seçimlere kısa bir zaman kaldı. Bu süre içinde seçmeni etkileyecek fevkalade bir gelişme yaşanmazsa 1 Kasım seçiminin de üç aşağı, beş yukarı 7 Haziran seçim sonuçlarına yakın bir tablo çıkaracağı kanaati kamuoyuna yerleşti. Erdoğan’ın açılım politikaları, çözüm süreci hayalperestliği, PKK’nın şehirlere yerleşmesine göz yumulması, şimdi ülkenin yangın yerine döndürülmesi, dış politikadaki başarısızlıklara ilave birçok sebep, Erdoğan’ın içeride ve dışarıda gözden çıkarıldığını, sona gelindiğini gösteriyor. Bilal’in apar topar yarım bıraktığı doktorasının aklına gelip İtalya’ya gitmesini, Erdoğanın da bu sonu kabullendiğinin göstergesi olarak görmek yanlış olmaz. Erdoğan’a yakın anket firmalarının anketlerini açıklamamaları, açıklanan anket sonuçlarında görülen düşüş trendinin devam etmesi sonun geldiğinin başka bir işareti. Bahçeli 3 Ekimde MHP’nin seçim beyannamesini açıklarken, meşhur dört madde şartını tekrarlayarak proje gereği AKP-CHP koalisyonunu şimdiden dayatması üst üste konduğunda projenin epey yol aldığını söylemek mümkün. Ama halkın bu projeye katkısı ne kadar olacak onu 1 Kasımda sandıklar açılınca göreceğiz.

Bahçeli 3 Ekimde yaptığı şartlı koalisyona ortak olma açıklaması Bahçelinin bu projedeki kilit rolünün süreceğini gösteriyor. Oysa bahçeli dört maddeyi üçe indirse AKP-MHP koalisyonu şimdiden kurulur. Üstelik AKP, MHP’ye fazladan da iki bakanlık verir. Dillere sakız olan o meşhur madde mecliste diğer partilerin zorlamasıyla zaten kendiliğinden hayata geçer ve yolsuzluklarla mücadele eden parti MHP olur. Bir dahaki seçimlerde de MHP iktidar olur, iktidar olamasa da en büyük parti olur. Ama Bahçelinin iki korkusu var; biri iktidar olmak, diğeri uçağa binmek. Onun içinde MHP’nin iktidarı Bahçelinin ilgi alanına hiç girmedi. Bize göre bu açıklama AKP-CHP koalisyonu isteyen iç, dış güçlerin hizmetinde olduğunun teyidi ve “Devletin başına devlet gelecek” diye bağırtılan genç insanların içi boş sloganı atmaya devam etmeleri, onların umutlarını sömürmekten ibaret.

Bir insanın korkularından bahsedip başarı ve hizmetlerinden bahsetmemek elbette haksızlık olur. Parti içi başarılarının başında hiç şüphesiz MHP’yi Türkeş çizgisinden, ideolojisinden, ideallerinden başarıyla uzaklaştırması var. MHP’nin başına geldiği günden beri Ülkücüleri siyasetin dışına itip etkisizleştirmeye aşkla şevkle devam ediyor.

Seçmenin %58 inin şu veya bu şekilde değişik zamanlarda bir defada olsa MHP ye oy verip sempatisini göstermesine rağmen, MHP’nin oyunun %16’yı geçmemesini sağlamak her babayiğidin harcı değil. Büyük beceri gerektirir. Bu başarısını 1 Kasım seçimlerinde de göstermek için gösterdiği gayreti, hazırladığı milletvekili listelerine, izlediği politikaya bakmak yeterlidir.

Parti dışındaki geneli ilgilendiren başarıları evlere şenlik, düşmana parmak ısırtacak cinsten. 1999 da Bebek katili Öcalan’ı kurtarma projesinde Ecevit’i Başbakanlığa taşımak, bilgece ön görüyle(!) gaipten gelen vahiyle 3 Kasım 2001 seçimlerinde 28 Şubatın meyvesi; uluslararası proje olduğu saklanamayan AKP’ye iktidar yolunu açmak gibi üstün hizmetleriyle iyi saatte olsunlar’a sadakat yıldızlı başarıdır.

Ülkücüler MHP iktidarı için yırtınadursunlar, o CHP’yi iktidara taşıma derdinde. Şimdilerde ince zekâsını kokuşmuş düzenin banisi, halkın değerleriyle kavgalı, halktan kopuk, halkla ilgisi adından ibaret CHP’yi malum talimatlar doğrultusunda iktidara taşımaya yoruyor. Halkın % 75’inin istemediği CHP’yi iktidara taşımak kolay değil elbet, İnce zekâ işi. O da ince zekâsıyla bu kutsal görevin kilidi. Ülküdaşlarım emin olun o bu işi size rağmen başaracak, diğerlerini de size rağmen başarmıştı zaten. İnce oyunlarda elde belgesi olmayan kimseye, kimse figüranlık bile yaptıramaz. Temiz figüranlar istemediği oyunun parçası da esiri de olmaz, kirli oyunda kilit olanın kim bilir nesi var?
Bırakın tek başına iktidarı, üç ayda söz söyleme hakkı bile bırakmadı MHP’ye. Tabanın ısrarla koalisyona ortak olunmasını istemesine, reel politiğin zorlamasına rağmen koalisyondan kaçmaya devam ediyor. 3 Ekim açıklamasıyla 1 Kasımdan sonra da kaldığı yerden kaçmaya devam edeceğini ilan etti. Umarım yanıltır, ama bu mümkün değil, ne söylediyse tersini yaptığını biliyoruz çünkü.

Hafızamızı tazelemek için ne olmuştu da 7 Haziran seçim sonuçlarının zorladığı, MHP ve AKP tabanının istediği AKP-MHP koalisyonu kurulmamıştı? Bir göz atalım.

Sayın Bahçeli koalisyon görüşmelerinde içinde Sayın Erdoğan’ın hiçbir şartta kabul etmeyeceğini bildiği bir maddenin olduğu dört şart ileri sürmüş, adına da hırsızlıklardan yolsuzluklardan hesap sorma demişti. Oysa yapılan dört maddenin içine sıkıştırılmış o bir maddeyle AKP-CHP koalisyonunun kurulmasını zorlayan şark kurnazlığıydı. Dört şartın içindeki Erdoğan’ın ilgilendiren maddenin kabul edilmeyeceğini herkesten çok Bahçeli biliyordu. Erdoğan’a kurulacak koalisyonların şekli ne olursa olsun her halükarda yargıyla muhatap olacağını gösterip, seçimin yenilenmesini azmettirdi. Erdoğan bu projenin kendisine ve AKP’ye ağır sonuçlar getireceğini gördü ve amiyane tabirle Bahçeliyi arkasına dolandırmadı. Seçmenin muhtelif metotlarla ikana edilerek belki AKP’nin tek başına hükümet kurmasının yolu bulunabilir ümidiyle seçimin yenilenmesini sağladı. Bahçelide şark kurnazlığıyla sorumluluğu Erdoğan’a yıktı.

Parti içinde on dokuz senedir sürdürdüğü sindirme hareketini aleniyete dökmesi, Akşener, Halacoğlu gibi isimleri hırpalaması da izlenen yanlış politikaları bazı cılız seslerin dışında tabanın sorgulamasını engellemek içindi. Bu sindirme olmadan tabana, teşkilatlara AKP-CHP koalisyonunu ve koalisyondan kaçmasını kabul ettiremezdi çünkü. Dolayısıyla Cumhuriyet döneminin en kaotik dönemini yaşayan Türkiye’de seçimlerin yenilenmesinin sorumlusu Erdoğan ve Bahçeli ikilisidir.
Seçimin yenilenmesinde birinin gerekçesi adaletten kaçma, hukukun yolunu tıkama isteği, diğerininki iyi saatte olsunlar’ın isteklerine tabi olup CHP’yi iktidara taşıma projesine hizmet. Bahçeli keşke bu özverinin yarısını MHP için yapsaydı bugün MHP iktidar olur, Türkiye alternatifsiz kalmaz, koalisyonlara mahkûm olmazdı.

İnançlı insan için korkunun ecele faydasızlığını bilerek ecelden kaçmak ne kara yaman bir çelişkiyse, şaibe altındayken adaletten kaçmak ta o kadar yaman çelişkidir. PKK sever yeni CHP’nin koalisyon ortağı olmasına bölücülüğe karşı olan MHP’nin alet dilmesi de hem vasat akıllıların, hem de Bahçelinin yaman çelişkisidir. Bu, çelişkinin ötesinde zulümdür. Senelerdir el ele vermiş iki devletin amansız ve ahlaksız zulmüdür.

Fakat Bahçeliye rağmen Türkiye’nin umdu MHP’nin misyonunu kaybetmemesi gerekiyor. Onun için Vatan, millet aşkı, ülkümüzün aşkına oyumuzu MHP ye verip seçimden sonra da bu çelişkinin hesabını sormalıyız.
Gelişen tablonun getireceği sonuçların taraflar için bir cümleyle değerlendirilmesi gerekirse; Erdoğan ve AKP’nin görmesi gereken, korkunun ecele faydasının olmadığını, adaletin temizlemediğini hiçbir güç ve organizasyonun temizleyip meşrulaştıramayacağı gerçeğini kabullenmek zorunda olduğudur.

Türkiye’nin başına bela olacak yeni bir projeye zerre kadar katkı yapmak, iktidar bekleyen ülkücü hareketi, milliyetçi düşünceyi devletten uzak tutmak, onurla görev yapmak sayılırsa, Bahçelide o onurla tarihe geçecektir.

Halktan kopuk PKK sever CHP’nin yer alacağı koalisyonlar ne Gandi Kemalin, nede PKK sever CHP’nin başarısı deği; Bahçelinin Ülkücülerin emeğini, çilesini, kanını peşkeş çekmesi, ikramı olacaktır.

Ülkücünün emeği, çilesi, kanı vatanından, bayrağından, davasından başka herkese haramdır. Haklarımız peşkeş çekene de, üstünde sefa sürene de haram olsun.

YORUM EKLE