Pardon Kandırıldık(!)

Olaylar karşısında ortaya koydukları tavırlar, üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirme üslup ve yöntemi insanların kişiliklerini, ruh dünyalarını yansıttığı gibi gelişmişlik seviyelerini ve mensup oldukları kültür ve medeniyetlere olan samimi sadakatlerinin, o kültür ve medeniyeti kavrayışını, menfi veya müspet katkılarını da gösterir. İnsanların ve toplumların birbirlerine olan farkları, toplumların son hali, rol modellere bakılarak değerlendirilebilir. Rol modellerin olaylar karşısındaki duruşu, samimiyeti, görünüşü, kendisi dışındaki canlı, cansız dünyayı kavrayışı, insana bakışı, yaşayışı, yaşantısındaki ahlak telakkisi, hukuk ve genel geçer toplum değerleri ve kuralları karşısındaki tavrı, dili, üslubu, inanç değerlerine yaklaşımı, görev ve sorumluluk anlayışı istisnalar haricinde toplumun genel yapısını yansıtır.

Geçtiğimiz günlerde ülkemizde yaşanan iki olayı ve iki rol modeli değerlendirerek halimizi görebiliriz. İki rol modelin öne çıkan zıt farkları var; birincisi Türkiye’de tanınmışlık düzeyi yüksek, yüzde 52 tercih edilme potansiyeli olan, sözünün üzerine söz söyletmeyen, önemli mevkilerde bulunan kandırılmış (!) bir usta(!)
İkinci rol model hiç tanınmayan, İzmit Körfezi geçişi köprü projesinde çalışan Japon Başmühendis.

Başmühendis, İzmit körfezi geçiş köprüsünde kılavuz kablolardan birisinin kule bağlantı aparatında imalattan kaynaklanan hata sonunda kopmasının ardından kendisini sorumlu tutarak intihar etti. Yaşanan kazada can kaybı olmamış, telafi edilemeyecek kayda değer maddi bir kayıpta söz konusu değil. Kazadan dolayı kimsenin maddi ve manevi hukukuna zarar verecek bir hak kaybı, kimseyi refüze, rencide edici bir durum da söz konusu değil ama onur ve sorumluluk telakkisi.
Bu intihar sıradan bir Japon mühendisin görev ve sorumluluk, onur telakkisini gösteren, büyük ders veren gerçek bir insanlık dramıdır, bu bakımından önemlidir.
Japon mühendis olaydan sonra malzeme hatası, imalat hatası, imalatçı firma aldattı, kandırdı gibi sebeplere tevessül edebilir, incelemeler sonunda belki haklıda çıkabilirdi. İntihar etmemiş olsaydı incelemeler sonunda hatalı bulunsa bile çalıştığı firmanın verebileceği en büyük ceza; işten çıkartmak veya maddi tazminat talebi olurdu. Ama o sorumlu biri olduğunu göstermek için herhangi bir bahaneye tevessül etmedi. Sorumluluktan kaçıp kandırıldım, aldatıldım demedi. İnancının, kültürünün gereğini yaptı.

Gelelim birinci rol modelimize; toplumun bir kesimi onun bir elinin göğü, bir elinin yeri dayadığına, o olmasa maazallah gök kubbenin başımıza çökeceğine inanıyor, hatta mehdi olduğuna inananların olduğu rivayetleri var.

Türkiye bir sabah kalkıyor, hukukun arkasına gizlenmiş tetikçiler ordusunun muvazzaf ve emekli birçok mensubunun evlerini basıp aramalar yapıyor. Televizyonlar, radyolar, gazeteler flaş haberlerle ülkenin alt üs edildiğini duyuruyor. Türkiye ayakta, siyasetçiler birbirlerine ağıza alınmayacak sözlerle saldırıyor. Muhalefet yapılanın haksızlık, ihanet olduğunu bu haksızlığın avukatı olacağını ilan ediyor. Aldatılmış sayın muhterem, sen avukatı olacaksan ben savcısıyım diye cevap vermekte gecikmiyor. Düğmeye basıldığını, gideceği yere kadar gitmesi için elden gelenin yapılacağı avazları ayyuka çıkıyor. Operasyonları yapan savcıya mersiyeler, methiyeler diziliyor. Bu çıkışlardan güç alan bulunmuş özel seçilmiş, özel statülü "yürekli savcı" değmiş, değmemiş demiyor, dosyayı genişlettikçe genişletiyor, hasta-sağ, muvazzaf-emekli demeden tuttuğu askeri tıkıyor içeri. İçeri tıkılanların ortak yönü bölücü PKK terörü ile başarılı mücadele etmiş olmaları. Her yerde kazılar yapılıyor, adeta yerden silah mühimmat fışkırıyor. Naklen yayınlar eşliğinde nereden nasıl gelip oralara gömüldüğü bilinmeyen silahlar elleriyle koymuş gibi çıkartılıyor.

Eğer bu silah ve mühimmat askerin olsa en kolay askeri depolarda, sığınaklarda gizleme imkânı olan asker neden herkesin her an bulabileceği yerlere getirip te gömsün? Diye kimse sormuyor. Bunu sorması gereken sorsa gömenlerin, çıkartanlar olduğu hemen ortaya çıkacak. Ama sormuyor. Kandırılmış(!)
Operasyonlar aylarca devam ediyor ve milletin kafasına din, demokrasi düşmanı bir ordu algısı adeta kazınıyor. Operasyonlardan önceki anketlerde yüzde doksanlarda olan orduya güven, soruşturmanın gizliliği ihlal ederek, hukuk ayaklar altına alınıp malum basına sızdırılan dosyalardaki uyduruk delillerle adeta linç kampanyasına dönüşen operasyonlar sonrası orduya güven, belki de tarihinin en alt seviyesine, yüzde ellilere indiriliyor. Askeri yetkililer bu silahlarla ilgimiz yok diyor ama herkes duyuyor, duyması gereken nedense duymuyor.
Kandırılmış(!)

Gazeteler televizyonlar, zalim, din düşmanı bir ordu algısı yaratmak için canhıraş saldırıyor. PKK yardakçıları, din simsarları, Marksistler televizyonların gözdesi olup orduya küfür iftira yarışına sokuluyor. Tefrikalar yayınlanıyor. Herkes milleti ordu düşmanlığına azmettiriyor. Birilerinin milli savunma plan ve doktrinlerine, kozmik bilgilere ulaşmak için tertiplerini herkes görüyor ama görmesi gereken bir türlü görmüyor.
Aldatılmış(!)

Her hal ve davranışıyla sanki senelerdir beklendiği belli edilen fırsatı ele geçirmenin zevkiyle tutturulan vesayet edebiyatını, ülkenin dağına taşına, uçan kuşuna ulaştıran, meydan-meydan şuh bir anlayışla ordu düşmanlığı sarıyor ülkeyi. Hukukçuların, mağdur avukatlarının feryadına kulaklar tıkanıyor, gözler kapanıyor. Ordunun Genelkurmay Başkanı terör örgütü kurmakla suçlanıp tutuklanıyor, ne duyan var ne gören. Görmesi gereken aldatılmış(!)

Ve gerçek bir kandırmayla, gerçek bir aldatmayla; ülkeyi vesayetten kurtaran bir fatihe, özlediği kahramana kavuşturuluyor Türkiye. Kandırılmış(!) bir fatihe.

Kim yapıyor bunca olanı? Kandıranlar(!) Biz yedik, kurmaylarda yer.

Neden yapıyor? Kandırmak için(!) Biz yedik, kurmaylarda yesin.

Gerçekten gülünç. Tıpkı incili çavuş hikâyesi. Özür dilerim padişahım sizi sultanım sandım.

Adam haklı. Ne koyarsa yiyenlerin çok olduğu bir ülke. Helal mi, haram mı soran yok, nereden geldi diyen yok. Mühim olan fetva, maşallah o fetvacıda var. Ye Memmet ye.

Peki, aldatanlara ne verilmiş?

Samimi itiraf; Ne istemişlerde vermemişler ki?

İyi verdinde kimin malını kime verdin? Niye verdin? Nasıl verdin? Diyen yok. Milletin malı deniz, âlâ bir memleket. Soran eden olmayınca ağanın da eli tutulmaz tabi.

Ver kardeşim ver, ne verirsen elinle o gelir seninle…

Bütün devletler için ordu vatanın ve milletin bağımsızlığının, bölünmezliğinin, hürriyetinin güvencesidir. Tarih boyunca devlet yöneticileri öncelikle ordularının üzerinde oyun oynanmasına karşı hassasiyet göstermiştir.

Hele-hele Anadolu coğrafyası gibi zor bir coğrafyayı elde tutmanın, milletiyle kenetlenmiş, milletin güvendiği güçlü bir ordu, vatanın ve milletin bütünlüğünün en önemli unsurudur. Bu ülkenin ihtiyacı olan ve yedeği olmayan orduya kurulan kumpası senelerce övüp alkışlayıp, sonrada pardon, aldatıldık, kandırıldık demenize ben inanmadım kimsenin de inandığını sanmıyorum.

Sorumluluk makamları yan gelip yatma yeri olmadığı gibi, hakka, hukuka gözlerini kapama, kulaklarını tıkama, milleti safsatalarla kandırma yeri değildir. Kanma, kandırılma yeri hiç değildir.

Hikaye buya “Kanuninin huzuruna çıkan yaşlı bir kadın gece ineğinin çalındığını ve bu olaydan padişahın sorumlu olduğunu söyleyerek, şikâyette bulunur. Bunun üzerine hiddetlenen Kanuni:
-Bana bak kadın, sen niçin bu kadar derin uyku uyudun da ineğinin çalındığını duymadın? Deyince, yaşlı kadın:
-Kusura bakmayın, biz padişahımızı uyanık bilirdik, onun için evimizde rahat uyuyorduk der. Bu cevap üzerine Kanuni mahcup olur:
-Haklısınız diyerek, kadının çalınan ineğinin bedelini kendi malından öder.“

Kandırılmak amiyane tabirle uyutulmaktır. Söyler misiniz sizi üç tane kıytırık adam kandırılıp uyuturken millet nasıl rahat uyuyacak?
Devlet kanmaz, kandırılmaz. Devletin başında bulunup kandırıldım diyenin özrü kabahatinden büyüktür. Çocuklar ve deliler kanar. Üç tane kıytırık adamın kandırdığına millet nasıl güvenir? Hem kandırılacaksın hem de paşa-paşa yerinde oturacaksın, istifa denen bir müessese var diyenlere de pıışşşıııkkkk yapacaksın. Kimi inandırdığınızı sanıyorsunuz?

Bakın aşağıdan gelen ses ne diyor; Taktik icabı her şeyi söyler. Kandırıldık demekte taktik icabımı?

Aşağılara, söylediklerime bakmayın taktik icabı her şeyi söylerim mi deniyor?

Devlet, kanmamak için mekanizmalar kurmuştur, onları işletir, istihbarat onların başında gelir, anında kaynağına ulaşır. Gerçek her zaman devletin elinde ve kontrolündedir. Eğer gerçekten kandırıldıysanız neden devletin mekanizmalarının işletilmediği ya da işlemediğini de açıklanmak zorundasınız.

Dizmece senaryolarla kandırılmanın(!) bedelini yüzlerce aile binlerce insan, 2900 yıllık tarihi olan kocaman bir kurum ödedi. İnsanların onurlarıyla oynandı.

Kandırılıp alet olduğunuz, senelerce süren operasyon sonucu orduya düşman olan kaç kişi pardon kandırıldım, demeyle bu düşmanlıktan vaz geçti?

Vazgeçmez, çünkü taktik icabı söylendiğini biliyor.

Her şeyin bedeli varda kandırılmanın bedeli yok mu?

Bunları düşünüp sorgularken bir soru takılıyor aklıma:
Eğer Merkel böylesine mühim bir konuda kandırıldığını anlasa koltuğunda bir dakika oturur muydu?

Yahut ta Japon Başbakanı kandırıldım deseydi acaba ne olurdu? Sadece Başbakan mı yoksa bakanlar kurulu topluca mı intihar ederdi?

Kandırıldığını itiraf edip kılını kıpırdatmayanlara nazire; Japon Başmühendisin onurlu davranışı karşısında eğiliyorum. Paylarına düşenden fazlasını alanlar umarım Japon mühendisten görev ve sorumluluk dersi de alırlar.

YORUM EKLE