Osmanlı'dan Ermeni Tehciri ve Ermenistan-Karabağ'dan Türk Sürgünü: Fark ve Benzerlik

20. yüzyılının başında, özellikle 27 Mayıs 1915 tarihinde Sevk ve İskân kararı çıkarıldıktan sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşayan Ermenilerin birçoğu Suriye’ye ve yurtdışına tehcir edilmiştir. Bu tehcir sürecinde birçok insani dramlar yaşanmış ve yolda birçok insanlar hastalık, açlık ve saldırılardan dolayı hayatını kaybetmişlerdir.

Diğer yandan aynı zamanlarda, özellikle 1905-1907 yıllarında, 1918-1920 yıllarında, 1948-1956 yıllarında Ermenistan ve Dağlık Karabağ’da yaşayan birçok Türkler katledilmiş ve anayurtlarından kovulmuşlardır. Bunlardan en büyük ve şiddetli sürgün ise 1988-1995 yıllarında meydana gelen Dağlık Karabağ’daki savaş münasebetiyle meydana geldi ve sonuç olarak Ermenistan ve Dağlık Karabağ’da tek Müslüman Türk bile kalmamıştır.

Osmanlı’dan Ermeni Tehciri ve Ermenistan-Karabağ’dan Türk Sürgünü’nü karşılaştırdığımızda büyük farklar ortaya çıkar.

Ermeni tehciri güvenlik ile ilgili sebepler ön plana çıkmaktadır. 20. yüzyılın başında Osmanlı İmparatorluğu’nun yapısı oldukça zayıflamış durumdaydı ve İngiltere, Rusya ve Fransa gibi büyük Emperyalist güçlerle karşı karşıya durmaktaydı. Bu durumda ayrıca Osmanlı içindeki Ermeniler de emperyalist güçler tarafından kışkırtılarak Osmanlı İmparatorluğu’na karşı sürekli isyan ediyordu ve bu süreçte Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki birçok insanlar katledilmişlerdir. Özellikle bu isyan ve Ermeni çetecilerin hareketlerin şiddeti Birinci Dünya Savaşı sırasında zirveye ulaştı ve Osmanlı İmparatorluğu çöküş tehlikesiyle karşı karşıya gelmiştir. Bundan dolayı özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde Ermeniler ve diğer halklar arasındaki çatışmalar oldukça şiddetli şekilde devam etmiş ve bu bölgeleri günümüzdeki Suriye, Somali, Orta Afrika ve Yemen gibi kargaşa, düzensizlik ve şiddet hükmediyordu. Bu bağlamda Osmanlı Devleti, isyanın yayılmasını engellemek için 24 Nisan’da komitecileri tutuklamış ve bu tedbir de başarılı olmayınca 27 Mayıs’ta Sevk ve İskân kararını çıkartmıştır. Osmanlı’dan Ermeni Tehciri Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da güvenliği sağlamaya ağırlık veriliyordu ve devletin iradesi de tehcir ve Doğu-Güneydoğu Anadolu bölgelerini boşaltmak yönündeydi. Çünkü aksi takdirde bu bölgelerde daha fazla insanlar hayatını kaybedecekti ve bu bölgeler emperyalist güçlerin eline geçeceklerdi. Tehcir edilenler de devlete bağlı olmayan muhtelif kişilerce, sivil güçlerce başıbozuklarca katledilmişlerdir.

Diğer yandan, Ermenistan-Dağlık Karabağ’dan Türk Sürgünü ise genellikle emperyalist gücün planına ve Ermeni milliyetçiliğinin ütopyaya ulaşmaya yönelik çabaları bağlamında gerçekleştirilmiştir. Rusya Osmanlı’nın önünü kesmek için Kafkasya’da bir tampon bölgesini oluşturmak istiyordu ve bu bağlamda Ermenistan ve Karabağ bölgelerine Ermeni nüfusunu toplayıp bu nüfusu Osmanlı ve bölgedeki Türk nüfusuna karşı koz olarak kullanmaktaydı. 20. yüzyılın başında Ermeniler “ezilen Ermeni toprağını ezen Türklerden kurtarıp sadece Ermenilerin yaşadıkları ülke”yi inşa etme, yani “Büyük Ermenistan” ütopyasını gerçekleştirmek peşindeydi. Bu bağlamda Ermenilerin “tarihi toprakları” olarak nitelendirilen günümüzdeki Ermenistan, Karabağ, Nahçıvan ve Azerbaycan’ın çeşitli bölgelerinde birçok Türkler Ermeniler tarafından katledildi ve anayurtlarından kovuldular. 1940’lı yıllarında da Ermenistan ve Karabağ’daki Türkler Stalin’in emriyle anayurtlarından sürülmüş ve bu süreçte birçok insan hayatını kaybetmiştir. Bilhassa 1980’lı yıllarda ise Sovyet hükümetinin teşvik ile Ermenistan’da da Ermeni milliyetçiliği yükselmiş ve “sadece Ermenilerin yaşadıkları Ermenistan ve Karabağ”ın gerçekleşmesi için girişimde bulunuyordu. Bu bağlamda Ermenistan’da yaşayan Türklere karşı saldırılar 1988’den sonra yoğunlaşmaya başladı ve 1991 yılından sonra Ermenistan’daki bütün Türk nüfusu Azerbaycan’a sürgün edilmişlerdir. Dağlık Karabağ’da da Ermeniler ve onun arkasındaki Rus askerleri Türk nüfusuna katliamları yaparak onları Azerbaycan’ın başka yerlerine kovmuşlardır. Özellikle Hocalı’da Ermeniler ve onun arkasındaki Rus askerleri tarafından birçok Türkler oldukça acımasız şekilde katledilmiştir. Böylece Ermenistan ve Karabağ’da Müslüman Türk nüfusu neredeyse tamamen yok oldu. Bunlara bakarsak, Ermenistan-Karabağ’dan Türk sürgünü ise emperyalist gücü ve Ermenilerin çıkarları ve milliyetçilik duygusu bağlamında gerçekleştirilmiştir.

Fakat aynı zamanda Ermeniler ve Türklerin 20. yüzyılın başı ve sonunda yaşadıkları facialar arasında benzerlik de var. Onlar yaşadıkları yerlerden kovulduktan sonra o bölgelerin dengesi ve sosyo-ekonomik sistemi önemli derecede bozulmuştur. Mesela, Ermeni tehcirinden önce Muş’ta Kürtler ve diğer halklar hayvancılık ve tarıma uğraşırken Ermeniler ise bağcılık, tarım ve zanaatkârlığa uğraşırlardı ve Muş’un kırsal bölgelerindeki ekonomik sistem takas sistemiyle yürütülmekteydi. Bu durum Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun başka yerlerinde de görülürdü. Fakat Ermeniler 1915 yılında Ermeniler tehcir edildikten sonra bu takas sistemi yıkıldı ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun dengesi önemli derecede bozulmuştur. Bu bölgeler yeni sistemi kurup toparlanana kadar çok uzun zaman sürmüştür.

Ermenistan’da da yerli Türk nüfusu sürüldükten sonra Ermenistan’ın ekonomi sistem çöktü ve durum gittikçe kötüleşmektedir. 1980’lı yıllara kadar Ermenistan’ın kırsal kesiminde Türkler yaşamaktaydılar ve Ermenistan’daki ziraat ve hayvancılık onların elindeydi. Fakat onlar sürüldükten sonra Ermenistan’daki köylerde nüfus çok hızlı bir şekilde azaldı ve ziraat ve hayvancılık alanlarındaki üretim önemli derecede zarar görmüştür. Bu durumundan dolayı, Ermenistan kendi içindeki üretim ile gıda ihtiyacını karşılayamamakta ve Ermenistan’ın durumunu dışarıya daha bağımlı hale çevirmiştir.


YORUM EKLE