Osmanlı Timurlu Kader Birliği

 Emir Timur tarihimizin en büyük başbuğlarındandır. Çok iyi bir siyasetçi ve hayatında yenilgi tanımayan bir savaşçıdır. Türkistan Türkleri onun bu başarısını Hoca Ahmet Yesevi’ye duyduğu sevgi ve saygıyla onun mezarını da içine alan bir yük Dergah binası yapmasını borçlu olduğunu söylüyorlar.

Bu arada sık tekrarlanan bir yanlışı düzeltelim. Timur Han değil Emir’dir. Cengiz Han’dan sonra onun soyundan gelmeyen hiç kimse Türkistan’da Han sanını alamamıştır. Ama gerçekte bir Hükümdar’dır. Han ilan ettiği kişi Cengiz soyundandır ama kukladan başka bir şey değildir.

Osmanlı Türk tarihinin en büyük bahislerindendir. Üç kıta üzerinde uzun asırlar hüküm sürmüş bir Cihan Devletidir. Osman Bey’den başlayarak Sultan Süleyman’a kadar, samimi dindarlığın, bilim ve serbest düşünceye bağlılığın hüküm sürdüğü bir yönetimle yönetilmiştir. Devletin temelinde Hoca Ahmet Yesevi’nin yolu egemendir. Onun Türkiye’deki temsilcisi olan Hacı Bektaş Veli devletin manevi kurucusudur.

Bu yolda dinin temeli de bilimdir. Şeriatın on kuralından birisi bilimdir.

Osmanlının çöküşü 1517’de Yavuz Selim’in Mısır’dan getirdiği, aklı değil nakli esas alan Eşari Sünniliğin devletin resmi görüşü olmasıyla başlamıştır. Oğlu Sultan Süleyman döneminde okullardan felsefe dışlanmış, bilimler yararlı yararsız diye ikiye ayrılmış ve çöküş başlamıştır. Elbette bu sonuçta Devletin yönetimini ele geçiren “Dönmemiş Dönmeler, Devşirilmemiş Devşirmeler Partisi”nin ülkelerinden getirdikleri skolastik engizisyoncu dincilik ile rüşveti yaygınlaştırmanın payı büyüktür.

Bu gidiş 4. Murat ve 4. Mehmet zamanlarında Devlette etkisi çok büyük olan ve kendilerine Kadızadeliler denilen bilim ve sanat düşmanı yobazlık hareketine yol açmıştır. Mekteplerden bilimler tamamen kaldırılmıştır. Katip Çelebi “Mizanül Hak” adlı eserinde bu gerçekleri acı acı anlatır.

Timurlularda da buna benzer bir gelişme olmuştur. Osmanlıda, Fatih gibi bilgin ve bilimi teknolojiye uygulamakta dahi bir Padişahın olduğu dönemde; Timurlu tahtında da büyük gökbilimci Uluğ Bey vardır. Uluğ Bey, kalıntıları günümüze kadar gelen büyük Rasathaneyi kurmuş ve gökbilime önemli katkılarda bulunmuştur. Onun yetiştirdiği Kadızade Rumi ve Ali Kuşçu da büyük alimlerdir. İstanbul’da onların eserleri okutulurdu… Ama babasını devirip yerine geçen Abdüllatif Mirza, Timurlulara bağnazlığı taşıdı. Babasının Rasathanesi tahrip edildi, üzeri toprakla örtüldü.

Fatih ile Uluğ Bey’in arası çok iyiydi. Elçiler gelip gider görüşürlerdi. Türk soyunun iki büyük Hakanı birbirlerine sevgi ve saygı duyarlardı.

Osmanlı ile Timurlu arasında ilginç bir kader birliği vardır. Fatih’in oğlu değil ama torunu döneminde Osmanlıya, Uluğ Bey’in oğlu döneminde Timurluya bilim dışı bağnazlık girdi. Bu durum hem Türkiye’nin hem de Türkistan’ın dünyadaki bilimlik gelişmelerin dışında kalmasının yolunu açtı.

Tarım Devrimini başlatıp binlerce yıl insanlığa öncülük etmiş olan Türkler, bilim üretmenin dışında kalıp, batıdaki bilimlik gelişmeleri de izlemez hale gelince, Sanayi Devrimini kaçırmış oldular. Sonu felaketler getiren bir gelişme…

Sanayi Devriminin başladığı yıllarda dünyanın büyük Cihan Devletleri Türklerindi. Osmanlı, Timurlu, Safevi, Babürlü… Ön Asya’da, Afrika da, Avrupa da Osmanlının, İran da Safevilerin, Hindistan da Babürlülerin yönetimleri vardı.

Sanayi Devriminin öncüsü olan İngiltere, 1838 Balta Limanı Anlaşmasıyla Osmanlının çöküşünün yolunu açtı. Osmanlıyı adı konmamış sömürge yaptı. Babürlülerin 9 asırdan beri Türklerin hakimiyetinde olan Hindistan’ını ise işgal edip açık sömürge haline getirdi. Türkistan Coğrafyası ise, gerilikten kurtulmuş ve bilimde, sanatta, teknolojide ilerlemiş sanayileşme yolunda adımlar atmış Rus İmparatorluğunun eline geçti.

Sanayi Devrimini kaçırdık. Şimdi Bilgi Çağı… Onu kaçırmamalıyız… Tarih tekerrür etmemeli… Edecekse Tarım dönemlerindeki gücümüze dönmeliyiz. Bilim de ve bilimi teknolojiye uygulamada sıçramalar yaparak… Bilgi Çağı üreticisi olmalıyız… Akıl ve Bilim yoluna dönerek…

 

 

YORUM EKLE