Osman Öcalanın İran-PKK ilişkileri ve Çaldıran savaşı üzerine sözleri

İkinci Bölüm

Okuduğunuz söyleşi Iranın yasal ve resmi ictimai jurnallerinden olan Çeşmendaz dergisinin Abdullah Öcalanın kardeşi Osman Öcalan’la yaptığı söyleşinin Farscadan tarafımca çevrilmiş halidir.

Basın özgürlüğü açısından tüm jurnal ve gazetelerin devlet tarafından yönetildiği ve basında geçen nerdeyse her kelimesinin kontrol edildiği İran gibi bir Ülkede Öcalan ve terör örgütü PKK ve Pejak'a meşru imaj oluşturmaya çalışan bu söyleşide dikkat çekici noktalar vardır. Bu çevirinin birinci bölümünde bu dikkat çekici noktaları kendimce açıklamğa çalıştım.... Söyleşinin ikinci bölümünde dikkat çekici başka hususlarada kısaca değinmek isterim

-İranda basın özgürlüğü durumunu göz önünde bulundurursak bu söyleşinin (içerik açısından) resmi bir gazetede yayınlanması Teröre meşruiyet vermek demektir.
Safevi Devleti, her ne kadar Azerbaycan Türklerinin devleti ise Osmanlı Devleti de benim (bir güney Azerbycan Türkü olarak) ve bizim gurur kaynağımız ve devletimizdir. Ancak Türk tarihinin kara sahnelerinden biri olan Çaldıran Savaşı, Türk ve Türk kimliğine düşman güçlerin oluşturduğu sinsi bir politikadır.

- Pejak'ın steatejik savaş alanı olarak belirlediği ve bugünkü İran adlanan ülke içerisinde yerleşen resmi ve tarihi adıyla batı Azerbaycan bölgesinin Kürdüstan olarak tanımlanması ve İranın anti Türk iki yüzlü siyaseti .

-Öcalanın kardeşi İran resmi makamları ve istihbaratcılarıyla dostlarımız diyebilecek kadar yakın ilişkileri olmuştur
--PKK'nın bu günkü üst yöneticilerinden olan Cemil Bayıkla İranın dostca ilişkileri bu söyleşide açıkca ilan edilen gerçeklerdendir

(ayrıca tercüme kuralları gereği PKK teröristleri için kullandığım savaşcı kelimesinden dolayı aziz şehitlerimizin yüce ruhundan özür dilerim)


SÖYLEŞİ...

-Sizin PKK da oluğunuz süre Türk devleti ile diyalog ve ya her hangi bir ilişkiliniz varmıydı?
Hayır biz böyle bir şeyi hiç düşünmedik yani bugünkü düşüncemiz o gün olsaydı bu işi yapardık bizim mantığımız Türk devleti ile irtibatı reddetmekti çünkü bu (Türkiye ile ilişki )ihanet sayılıyordu . Cemil Bayık bizden daha akıllıydı o İran ve Suriye ile ilişkiler kurdu. Daha öncede Irak rejimiyle ilişkiler kurmuştu.

-Siz 2000 yılının başında PKKnın İranla savaşması gerektiğini açıklamıştınız ve analizinize göre Amerika ve Avrupaya göre terör örgütü olarak bilinen PKKnın İranla savaşmasıyla birlikte Amerikanın düşmanıyla savaştığı için terör listesinde çıkarıla bilir diye bir tesbitiniz vardı siz neye dayanarak böyle bir sonuca vardınız?

Ben hiç bir zaman İranla düşmanlık yapmadım ve her zaman İranla dostça ilişkiler kurmanın taraftarıydım, İran PKKya karışıyordu, 2002 yılında bana karşı Cemil Bayıkın yanında durdu ayrıca Öcalanın İran toprağından Kürdüstana geçmesine izin vermedi ve böylece benim İranla ilişkilerim bitti ve ben o zaman artık İranın doğru ve sadık bir dost olmadığını söyledim .Bu meseleler benim için çok önemlidir.Ben hiç bir zaman İranla savaşma taraftarı olmadım ,2004 yılından sonra benim çizgim siyası mücadele yönünde olmuştur.2002 VE 2003 yıllarında İranın bana karşı Cemil Bayıkı tutması esnasında böyle bir şey (savaş)geçmiş ola bilir,ben savaştan değil barıştan yanayım.

-Öcalanın tutuklanmasının ardından önce PJAK ve sonra PKKnın Suriye ve Irak kollarının kurulmasını nasıl analiz ediyorsunuz?

Kürdüstanın (ç: iddia ettikleri ?????)her yerinden PKKya katılım vardır. Suriye, İran, Irak ve tüm Kürt bölgelerden gençler PKK ya katılmışlardır.Ben Aponun tutuklanmasından önce siyasi mücadeleye başladım ve Kürdüstanın(???)her bölümünde özel güçlerimizin olması gerektiğine inaniyordum.İranda Türkiyede ve Suriyede farklı şekillerde siyasi mücadele yürütülmelidir. Herkes kendi bölgesinde dağılmadan örgütlenmelidir, bunun için PKKnın Irakın kuzeyi için oluştuğunu söylüyordum ayrıca kuzeyin yasal güçleride vardır. Kürdüstanın(ç:??) güney ve batısında güçlenmeliydik, bunun için biz Irakta PJKyı ,Suriye Kürdüstanında PYDyi ve İran Kürdüstanında PJAKı kurduk.

-Bunların hepsi kuruldumu?
Bu partinin (ç:terör örgütü)kararıydı, ben PJAK ve PYDnin eğitimini ve yönetimini üstlendim .Söylemek istediğim PKKnın karışmayacağı şekilde örgütlemek istiyorduk ,amacımız her örgütün kendini yönetebileceği şekilde oluşmasıydı. İranlıların doğuya (ç:iddia ettiği Kürdüstanın doğusunu kast ediyor)ve Güneylilerin güneye gitmesini gerekiyordu, ama PKK onların PKK ya bağlı kalmaları gerektiği fikrindeydi. Bu bana göre yanlıştır çünkü başara bilmek onların hakkıydı, başarısız olmaları durumundada bu onları bağlıyordu.

-İşin başlamasının sizin elinizde olduğunu ama devamında bir etkiniz olmadığını ve PKK ile Cemil Bayıkın onları yönelttiğini mi söylemek istiyorsunuz?

Osman Öcalan olarak bu benim fikrimdi. Cemil Bayık onların PKKnın kolları olarak kalmasından yanaydı.Ben onların PKKdan bağımsız olarak mücadele etmelerinden yanaydım ,başarılı olmaları durumunda bizim dostlarımızdır diye bilirdik ,PKK,PJAK,PYD,PJD, bir birinin kolları olmadan birbiriyle sadece dostluk çerçivesinde kalabilirlerdi ama ogünkü liderlik bunu kabul etmedi ve bu gün artık PKK nın kolları olarak çalışıyorlar.
-Suriye için Salih Müslüm ve PJAK başkanlığı için Haciahmedini siz mi seçtiniz?
Aslında parti benim önerim üzerine onları seçti.

-Sizin deyiminizle savaşcılar ve PJAK üyelerinin çoğu İranlı değiller ve Suriye ,Irak,ve Türkiyeden katılıyorlar peki bu savaşcılar nasıl seçiliyorlard?

O dönem ben kendim İran Kürdüstanından olan 300 savaşcıyı seçip ve eğitim verdim ayrıca kongrelerinide yaptım.Bizim zamanımızda hepsi İranlıydı yani sonradan bazı değişiklikler oldu.PKK nın kongresinde PJAKı kontrol etmek için başka yerlerden olanları PJAKa dahil ettiler,bunu Cemil Bayık yaptı.Benim dönemimde bir kişi bile yoktu.Dağda gezerken 100 kişi içersinde 2 yada 3 kişi (İrandan olmayan)bula bilirdiniz.Ben her gücün kendini geliştirmesinden yanaydım. Iranın durumu Türkiyeden farklıdır,ve Suriyenin de kendi özellikleri vardır.Ben onlara karışmadan ve kontrol etmeden dost kalmaktan yanaydım.Ama dostlarımız kabul etmediler.Şah İsmayil ve sultan Selim kendi dönemlerinde islam dünyasına liderlik yapmak istiyorlardı.Sultan Selim sünnilik ve şah İsmayil şiilik adı altında,bazı Kürt beyleri şah İsmayilden yanaydılar,sultan Selimde Kürt beylerini birleştirmek için şeyh İdrisiyle dostluk kurdu ve onlara özerklik vereceğini vaad etti,Çaldıran savaşında Kürtlerin Osmanlıyla birleşmesi neticesinde farklı olaylar oldu,o dönem mezhepsel nedenler daha güçlüydü ve özerklik anlamsızdı tabii ki. Şah İsmayilin yenilmesiyle birlikte Osmanlının ortadoğuda iktidar olması için yolu açıldı. Bugün Türkiye Kürtlerle ilgili siyasetini değiştirmiştir.Türkiye Kürtlere ciddi yetkiler vermek istiyor,tamamen görünmesede Kürtçe dili ve bölgesel yetkiler vermek istiyor Türkiye buna hazırdır.İran biraz daha farklıdır burda Kürtlerin hakları vardır ama sistematik şekilde değil.

Türkiyede ATATÜRK Kürtleri yok saydı.Burda Irak Kürdüstanında federal sistem vardır.İranın daha bir projesi yoktur ama normal yaşamda haklar bellidir.Türkiye bölgelerin güç alanını daraltarak Kürtlerin haklarını vermek istiyor.....

YORUM EKLE